• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (5.00)
mustang - deniz gamze ergüven
dünya prömiyerini 68. cannes film festivali’nde yapan, 21. saraybosna film festivali’nde de en iyi film, en iyi kadın oyuncu ve seyirci ödüllerini kazanan, yönetmenliğini deniz gamze ergüven yaptığı mustang, bir karadeniz kasabasında büyükanneleriyle yaşayan, büyüme çağındaki 5 yetim kız kardeşin maruz kaldıkları toplum baskısına karşı kendi yöntemleriyle direnişlerini ve özgürlük arayışlarını konu alıyor.
  1. filmekimini kaçırsam da başka sinema sayesinde izleyebildiğim, türkiye gerçeklerini çok çarpıcı ifade eden, izlerken hop oturup hop kalkacağınız, beş kız kardeşin tüm engellere rağmen yaşama çırpınışlarını anlatan ödüllü film. filmi seyircilerin 'yuh bu kadarı da olmaz, yok bu çok abartı olmuş, kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz , olmaz böyle bir şey' sesleri eşliğinde izledim. çocuk gelinler gerçeği, filmin müzikleri, yakın çekimleri, geziye selam çakması, uzun adama sataşması.. cidden hala vizyondayken sinemaya gitme şansı olanlara tavsiye edeceğim bir film.
    r2-d2
  2. filmle ilgili birkaç yazı okumuştum ve maalesef bir önyargı oluşturmuştu okuduklarım. @lakoti sayesinde kırıldı bu önyargım ve nihayet izledim. hem güçlü hem de zayıf yanları olan bir film. hikaye çok güçlü ancak hikayeyi bize anlatma yönteminin zayıf olduğunu düşünüyorum. bence tam anlamıyla feminist bir başkaldırı filmi yapabilecekken bu fırsatı kaçırmış deniz gamze ergüven. buna üzüldüğümü söyleyebilirim.

    evet türkiye'de kadınların ne sorunlar yaşadığından bahsetmiş hatta nerdeyse hepsini sırayla anlatmış. hepsi türkiye'de yaşayan (aslında bir çoğu dünyanın her yerinde yaşanabilecek) kadınların başına gelebilecek şeyler ve hepsi de birbiriyle ve erkek egemen düzenle bağlantılı sorunlar ancak bütün olayların birkaç ay içersinde bir aileden beş kızkardeşin başına gelmiş olması bana da biraz zorlama geldi doğrusu. kardeşler anladığımız kadarıyla anne-babalarını kaybettikten sonra babaanne ve amcaları ile birlikte yaşamaya başlamışlar ve belli ki (ya da ben öyle düşündüm) anne ve babaları tarafından daha özgür yetiştirilmişler. keşke geçmişlerine dair daha çok şey bilseydik diye geçirdim içimden. yaşadıkları travmanın şimdiki ve gelecek yaşamlarındaki etkisi üzerine hiçbir şey söylenmemiş olması gerçekten filmin zayıf yönlerinden.

    karakterlerden en küçük kızkardeş lale (güneş şensoy) ile ortanca kız kardeşlerden ece'yi (elit işcan) sevdim. oyunculuk anlamında da bu iki karakter bence diğer oyuncuların arasından sıyrılıyordu. babaanne (nihal koldaş) ve amca (ayberk perkcan) ise çok iyi oyuncular olmalarına rağmen bence göz dolduramadılar. sanırım yönetmenin oyuncu yönetimi açısından da epey yol katetmesi gerekiyor.

    lale kardeşlerin en isyankar ve mücadeleci olanı. ve güneş şensoy bence yaşı küçük olmasına rağmen rolünün hakkını vermiş. ece ise kardeşlerin en içe dönük ve en hassas olanı. elit işcan son derece başarılıydı bu melankolik kardeş rolünde. bugüne kadar oynadığı filmlerdeki performansı da düşünüldüğünde geleceğin umut veren kadın oyuncularından biri olacak bence.

    filmin beni en çok etkileyen yanı özgürlüklerin kızların elinden pencere demir parmaklıkları, dikenli teller, yükseltilen duvarlar ve bahçe demirleri ile birer birer nasıl alındığını ama her şeye rağmen bir çıkış bulunabileceğini görmek oldu. o ev bir ülke ve kızkardeşler de içinde yaşayan halk diye düşünüldüğünde daha da anlamlı metafora dönüşüyor bu.

    gamze deniz ergüven filmi için "benim kullanmak istediğim estetik, bir masal estetiğiydi" diyor yapılan röportajlarda. arzu ettiği bu sürreal ve masalsı havayı nadiren ve küçük sekanslarda yakalayabildiğini düşünüyorum. filmin tamamına yansıyan estetik katı ve tatsız gerçekliğin sunulması olmuş. ancak her şeye rağmen kötü bir film değil mustang ve şans verip izlenmeli bence.

    not: yorumu yazmıştım ama siteye eklemek için bekliyordum. tam da oscar'a aday olduğu gün eklemiş olayım.
  3. fikir iyi, fikrin işlenişi yapmacık ve eksik. aceleye getirilmiş. bir karadenizli olarak olayların oluş şeklinin karadeniz'le uzaktan yakından ilişkisi olduğunu düşünmüyorum. filmi, anadolu'ya "fransız" bir yönetmenin acemiliği olarak değerlendiriyorum.

    türkiye'de özellikle karadeniz'de kadın olmak çok zor. ama bu filmde olayların anlatılış şekli eğreti duruyor. film buram buram yapaylık kokuyor. kendini izlettiriyor. izlerken sıkmıyor. ama filmdeki acelecilik, olayların oldubittiye getirilmesi, duygu eksikliği insanı rahatsız ediyor.
  4. film tam olarak ne zaman çekilmeye başladı bilmiyorum ama bir sahnesinde (tam olarak 39:47-40:06) dolap açılınca beliren #direngezi yazısıyla insanı hem mutlu ediyor hem de duygulandırıyor..
    rihan
  5. bir "ilk film" olarak oscar adaylığına kadar uzanması neresinden bakılırsa bakılsın dikkat çekici bir başarıdır. fransa adına yarışmış olması da aslında bir başarı. sanırım fransa'da homurdanan çok olmuştur bu konuda. filmi izlemeye istemsiz bir önyargıyla başlamıştım çünkü özellikle yurtdışı türk basınında "bizi yansıtmıyor" (sanki mecburmuş gibi), "nerede var ki böyle olaylar", "bu kızların başına gelen pişmiş tavuğun başına gelmez" minvalinde pek çok eleştiri okumuştum. evet, belki film usta bir yönetmenin yapıtı gibi akıp gitmiyor her an, zaman zaman sanki "takılıyor", zaman zaman "yok ya, böyle tepki vermez bu karakter" dedirtiyor. ama o kadar. genel olarak çok gerçek, çok içten ve çok "kadın gözüyle" bir film olmuş. zaten yönetmen de böyle feminen bir bakış açısı getirmek istediğini söyleşilerinde belirtmiş.

    sonuç olarak izlenmeye değer, özenli bir film. önemli konulara parmak basan, üstelik bunu da gözümüze sokmayan, olayların karadeniz kasabasında geçtiğini bilmemize rağmen konuyu "bölgeselleştirmeyen" aksine hepimizi içine çeken bir yapım.
    ugo
  6. yönetmenliğinde deniz gamze ergüven'in olduğu 2015 yapımı filmdir.
  7. 1 saat 40 dakikalık zamana bu toplumdaki kadın sorununun etkileyici bir özetini sığdıran, hikaye olarak bu topraklarda kadın olmayı en iyi anlatan filmlerden biri.
    filim
  8. bu yorumum hem filmle ilgili hem de filme karsi cevremden gelen yansimalardan olusacak.
    filmi fransa'da, fransizca altyazili olarak, yaklasik 30 fransizin arasinda izledim.
    filmi izlemeden once, fransiz iki arkadasimdan filmi izledikten sonra bana sorulari oldugunu ogrenmis, filmi izlemeye oyle gitmistim. belki de o yuzden, ben de filmi izlerken keyif almaya sinemeya gitmis degil de, sorgulayip gozlemleme yapmaya gitmis gibi izledim.

    !---- spoiler ----!

    filmi izlerken fransiz esim de yanimdaydi ve bazi noktalari anlayamadi, mesela bir yanda babaanne kizlara sahilde erkeklerle oynadiklari icin kizip dayak atarken, diger yanda kizlarin yanindan ayrilip amcalarinin (yani oglunun) yanina gittiginde neden kizlari savundugunu anlayamadi. bu biraz da bizim kulturumuzun parcasi sanirim. bir yanda tenkit ettigimiz, bizim icin degerli olan insanlari elestirirken, diger yanda onlari bir baska sevdigimize karsi koruyup, orta yolu bulma cabamiz.
    diger yanda, amca tarafindan taciz edilen ilk kizin bu yasadigi travmatik ensest cok acik anlatilmadi, ya da emareleri biz kacirdik. ikinci kizin taciz sonrasi travmasi ve intihari bizi de aydi. dolayisiyla, her sorunu 90 dakikalik filmde anlatalim derdi ile bazi detaylari vermemek, izleyicide senaryoda bosluklar hissettirdi.
    gelelim film sonrasi aldigim iki soruya. bu iki sorunun sahibi iki fransiz arkadasim da entellektuel seviyesi yuksek insanlar.
    ilk soru soyleydi; "filmin konusu sadece turkiye'de olan sorunlardan ibaret degil, belki hepsi bir arada sadece bir aile icinde gorulmuyor. bu sorunlar ayri ayri olarak, fransa'da ya da birbaska ulkede de var. ama neden filmde bu kadar oryantalist bakis acisiyla, sadece turkiye'de olan bir sorunmus gibi goruluyor ya da gosterilmek isteniyor anlayamadim.". bu sorunun birkac nedeni var aslinda, birincisi hikayenin ele alinis bicimi ve sunulusu, ikincisi fransiz basinindaki yorumlar. yani aslinda medyanin etkisi heryerde ayni, tek tarafli ve dikte edici. ama bu algiya sebep olan biraz da filmin kendisi..
    ikinci soru ise; "turkiye'yi hic gormedim, gormeyi cok istiyorum halbuki, ama sen de dahil birkac turk taniyorum ve sizin hayat kulturunuze ve filme baktigimda tamamen zit olduklarini goruyorum. elbette fransa'da da bagnazlik ve ensest az da olsa var ama bu filmde kulturunuzun hicbir iyi yanini goremedim ve buna cok uzuldum. evet bir filmle belki tum kultur yalpazesi tanitilamaz, anlatilamaz ama bana film bu anlamda cok yapmacik ve abarti geldi. tum bu nedenlerle mi film turk degil de fransiz yapimi olarak yapildi?". bu soyleme tamamen katiliyorum. basta da soyledigim gibi, 90 dakikalik filme herseyi sigdiramazsiniz tabiki ama sadece ve sadece de kotuyu, yanlisi da gostermek bana biraz kasitli yapilmis gibi hissettirdi. bu anlamda filme cok isinamadim. ha yine de filmi izlerken agladim, hikayeden de cok etkilendim. ama yine de bana abarti geldi. neden fransiz yapimi? bilemiyorum, belki de turkiye'de bu filme butce bulamadi deniz gamze erguven, belki de tum bu saydigim nedenler dolayisiyla turk yapimcilar filme sicak bakmadilar. bilemiyorum..

    !---- spoiler ----!

    velhasil, bu filmi bence izleseniz de olur izlemeseniz de. yorumlara bakip karar vermek sizin elinizde..
  9. beklediğimi bulamadığım bir film.
    doksan dakikada, kadın sorunlarının neredeyse hepsini (toplum baskısı, bekaret meselesi, ensest (?), çocuk gelinler, eğitim eksikliği vs vs) beş kız kardeş üstünden anlatmaya kalkınca, biraz "sürreal" bir durum oluşmuş. bunun yanında, düğün gecesi gelinlikle bekaret kontrolü olsun, kızları görmeye gelen aileye aynı gün içinde "kaktırmak" olsun, türkiye için bile biraz abartı olmuş, ki başta gördüğümüz uçarı kızların her şeye bu kadar kolay boyun eğmesi de soru işareti bırakıyor. ek olarak, diyalogların ve bazı sahnelerin kültüre hiç hakim olmayan biri tarafından yazıldığı ve/veya çekildiği göze çarpıyor. bu ülkeyle ilgili bir film çekecekseniz bir zahmet gidin de bir cenaze görün; anadolu'da, defin sırasında kadınların mezarın başına sıralanıp sakin sakin iç çektiği cenaze mi var? keza diyalogların o çeviri havası, belki kızlar için "anne-babalarını kaybetmeden önce yurtdışında yaşadıkları" gibi bir ipucu verilse biraz oturabilirdi.
    bütün bunların yanında, ilk gelin alma sahnesinde kahkaha attığımı, ikinci gelin alma sahnesinde yüreğimin ağzıma geldiğini, başka birçok sahnede de gözlerimin dolduğunu söylemezsem filme haksızlık olur.