1. aristoteles bu soruya cevap olarak mutluluğu aramak demiş.
    s.freud yaşamın amacı ölmektir demiş.
    buda yaşam bir katlanmadır derken nietzsche hayatının objektif bir anlamı olmadığını söyler, onun için hayat sonsuz tekrar edilen bir hiçliktir.

    herkesin bir yaşama amacı, ideali vardır, peki ya sizin ki?
  2. yaşam sürekli bir döngü içinde çocuk doğar anne baba ona bakar çocuk büyür evlenir çocugu olur o çocuk büyür evlenir çocuğu olur.
    dünyaya sizcede başka bir sebep için gelmiş olamaz mıyız ?
  3. "ne için yaşıyoruz" insanı o kadar bunaltan ve sanki cevaplamazsa kendi benliğinden şüphe edeceği manasız bir soru ki.. batı felsefesi bize hep bunu iteliyor. amaçlar, idealler şunlar bunlar yani hep bir yolun sonundaki şeyle ilgiliyiz. felsefede hayatın anlamı, nihai amaç bilimde her şeyin teorisi vesaire. uzun, üzeri örtülü bir yolda yola dahi bakmadan gözümüz sonda bir ışık arayarak yürüyoruz tüm hayatımız boyunca. yolun kendisine bile bakmıyoruz. o ışığı da inananlarımız ölürken görecek herhalde.

    doğu felsefesi böyle değil işte, insanı strese sokmuyor hayatın anlamı, nihai amaç falan diye. yolun sonundakinden çok yolun kendisi ile ilgili.. sağı solu dünyanın en ilginç bitkileri ile bezenmiş, rengarenk kuşların uçtuğu, iki yanınızda sürekli kah güzel kah kötü ama her zaman farklı, bazen şaşırtıcı şeylerin ve oluşların, sağınızda ve solunuzda sürekli devinenimin olduğu bu büyüye bakmak dururken siz at gözlüğü takıp sadece gözünüzün seçemediği bir noktaya bakar mısınız? hayatınızın amacını aramak tam olarak böyle bir şey işte. çünkü biliyorum amaçsız kaldığında mutsuz olan, yolunu yitirmiş hisseden insanlar var. yolun kenarındaki bir çiçekle, ilginç garip bir yaratıkla uçan ve türünün tek örneği görebilecekleri bir kuşla ya da herhangi bir olayla ilgilenmiyorlar. tek kaçışlı bir perspektifin seçemedikleri kaçma noktasına bakıp boş kafalarıyla düşünüyorlar. hayatın anlamı falan demeyin yani, çevrenize bakarak ve farkında olarak yolu yürüyün yeter.
  4. garip bir şekilde parkta tanıştığım medyumun,on beş dakikalık sohbetimiz boyunca sinir bozucu bir ısrarla sorduğu iki sorudan biri.öteki ise "neden aşık olamıyorsun?" açıkça söylemek gerekirse spesifik olarak ne için yaşadığımı bilmiyorum.yaptığım şey sadece yaşamak ve akışa kapılmak.robert frost'un da dediği gibi; "hayat hakkında sadece iki kelime biliyorum;devam ediyor."ve bu "devam etme"de beni ben yapan dipler ve zirveler var.bazen ne için yaşadığımı düşünecek cesaretim ve halim olmayacak kadar her şeyi elime yüzüme bulaştırıyorum.bazen de ne için yaşadığımı düşünerek anın güzelliğini harcamayı istemeyeceğim kadar mutluluk yaşıyorum.ve bazen de,acı ve mutluluğu ortaya karışık şekilde hissettiğimde,"ne için yaşıyorsun?"sorusunun cevabının,bizzat yaşamın kendisi olduğuna inanıyorum.geçmişimi,şimdimi,geleceğimi,hayallerimi,korkularımı,maceralarımı,hatıralarımı,sevdiğim insanları,kısaca tüm hayatımı kapsayan benzersiz bir küme oluşturup,"işte bunun için yaşıyorum."diyorum;her şey bittiğinde iç rahatlığıyla,"işte bunun için yaşadım."diyebilmek için.
  5. dünyayı terletmek için
  6. portakalları bi' gün mor görebilmek için
    marti
  7. önce belirlenen hedefi gerçekleştirmek daha sonra vicdani şeyler ve kendi hatalarımı toplama amacı. işler düşündüğüm gibi gider de bir problem olmazsa on yıl içinde bu söylediklerimi gerçekleştirdikten sonra ne olur, ne için yaşarım bilmiyorum, zaman göstersin ben de izleyeyim.
    stars
  8. doğmuşum bir kere. yapılabilecek güzel şeyler var üstelik. niye yaşamayayım?
  9. hakikat arayışı