• izledim
    • izliyorum
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.57)
nip/tuck
estetik cerrahlarin bilinmeyen dünyasini anlatan nip/tuck, tüm zamanlarin en sert dizisi kokain çeken, seks bağımlısı dr. christian troy bu dünyaya tüm olumsuzluklarıyla tartışmasız dahil olmuşken; ona göre daha mantıklı ve ağırbaşlı olan dr. sean mcnamara'nın içinde nefes aldığı dünya ile tam olarak örtüştüğü söylenemez. para ve güzel kadınlardan oluşan sahte bir cennette geçen zaman, sean'i eşi ve çocuklarından uzağa sürüklemiştir. yalnızlaşan ve çevresindeki hiç kimseyle derin ilişkiler kuramayan sean, kendini sorgulama noktasına gelmiştir cesur sahneler nip/tuck'ta pırıltılı bir yaşamı izlerken, diğer yanda bu şatafatlı hayatın kaybettirdiklerine de tanık olacağız.
  1. iki plastik cerrahın (christian troy ve sean mcnamara) başlarından geçen olayların anlatıldığı amerikan televizyon dizisidir.lise dönemimde yeni bölümünün yayınlanacağı geceleri iple çekerdim.her şey dururdu.hayranlıkla christian troyu izlerdim.

    not:heteroseksüel bir erkeğim
  2. 2003-2010 yılları arasında 6 sezon boyunca yayınlanmış olan fx dizisi. başrollerinde dylan walsh ve julian mcmahon'un olduğu dizinin en sümsük karakteri sean mıydı yoksa matt miydi halen karar verebilmiş değilim.
  3. tekrardan sınava girip plastik cerrah olma hissi uyandıran dizi. ameliyat sahnelerindeki gerçekçilik bazen içinizi kaldırabilir.
  4. izlemeye üşenenler için özet geçiyorum dizide görünen her erkek ve kadın birbiriyle en az 1 kez birlikte oluyor. ama güzel dizidir. 1. bölümdeki ruj sahnesi bir klasiktir, doktorlar dizisi bu klasiği kirletmiştir.
  5. her bölümünde yapılan mutantan estetik ululamalarının alt metninde müthiş bir modernite eleştirisi olan diziydi. üstelik öyle üstünkörü bir eleştiri de değildi bu, oldukça kıymetli bir felsefeyi dinamiği yapmıştı.

    ' değerler, yorumlam devinimi tarafından şey'lerin içine sızdırılmış olgulardır ' `nietzsche`

    dizide metaforlaştırılan 'güzellik' kavramı 'değerler' üzerinden doğan estetiğin doğurgusu olanı olarak çıkıyor karşımıza. insanlar oluş'ları epeyce zamandır yorumlayarak öylesi terk eylemişlerdir ki realiteyi ikincil yorumlamlardan hasıl ettikleri değerlerin 'realitelerini' birincilemişlerdir.
    primitif zamanların canlılar arası etkileşimlerinde bedensel estetik diye bir şey yoktu. erk'lik veya dişillik temel seçki unsuru idi.
    peki nasıl bu duruma geldik? yani adriana lima'nın suratının veya yuvarlak memelerin 'simetrik' olduğu kanaatine nasıl vardık?
    cevabı basit;
    hedonist pragma sağlama esbab-ı mucibesiyle. ilkiltürsel yaşantıda penis ve vajina yaşamı ve hazzı bahşediyordu, memeler besin veriyordu, anaçlığı ve bunun getirisi güvenliliği temsil ediyordu. bunlar basit bir canlının bütün dünyasını oluşturan şeyler. ve bunlara istinaden gelişen şuursal imgelem diyarında bu varlıklar şimdinin adıyla 'güzelliğe' konuşlandırılıyordu.
    esas ihtiyaçlardan doğan kaçınılmaz zihn'i yüceleştirme estetiği oluşturmuştu.

    ihtiyaçlar hastalaştıkça estetik de buna analojik olarak hastalaştı. modern güzellik işte bu hastalıktır.
    apollonca bir biçimsellikte tezahür eder, dionyosasça uyum'u öteleyerek.
    işte dizi, pohpohlanan apollonca estetiği, karakterlerin yaşam içre savruntularıyla, kaoslarıyla yerden yere vuruyordu biteviye.
    ne kadar ikincilleşmeye çalışılırsa çalışılsın itkisel kaotiklikten sıtkın sıyrılamayacağını.