1. nükleer enerji, atomun çekirdeğinden elde edilen bir enerji olarak tanımlanabilir.enerji atomdan kendiliğinden çıkmaz, bunun için atomu zorlayabilecek ve enerjisini bizim kullanabileceğimiz hale getirecek nükleer reaktöre ihtiyaç duyar.

    nükleer enerji 3 nükleer reaksiyondan birisi ile oluşur.

    -füzyon
    -fisyon
    -yarılanma

    nükleer enerji elde edebilmek için reaktöre,reaktör içinde zenginleştirilmiş uranyuma ihtiyaç vardır. fisyon reaksiyonu sonucu bölünen atomlar çok yüksek miktarda enerji çıkarır.çıkan enerji, 100 sene önceki gibi buhar enerjisine dönüştürülerek elektrik üretecek türbinlerin deli gibi dönmesini sağlar.

    nükleer enerji reaktörlerinin deniz kenarına kurulmasının sebebi budur deniz suyu, bol miktarda buharlaşacak deniz suyu.

    nükleer enerji geleceğin en önemli enerji kaynaklarından birisidir, ve geliştirilmesi elzemdir.dünyada 400 kadar nükleer enerji santrali bulunmaktadır.bu santrallerin ürettikleri enerji dünyanın elektrik ihtiyacının %15 karşılayacak kapasitede çalışır.

    yazıyı bu bölüme kadar okuyan okuyucular nükleer enerjiyi övdüğümü düşünebilir,şimdi sıra geldi yermeye.

    nükleer enerji kullanma tekniği (nükleer reaktör) bana göre insanoğlunun kendi başına ördüğü 5 büyük çorap'dan birisidir.evet uranyum diye bir element var yüksek miktarda enerji açığa çıkarıyor ama enerjiyi neden çok tehlikeli bir dönüşüm sistemi olan nükleer enerji reaktörleri ile temin ediyoruz.

    gelelim memleketimizde kurulacak reaktörlere,
    en büyük handikap bu teknolojiyi dışarıdan satın alıyor oluşumuz.elimizde olmayan bir teknoloji bilen eden yok gavur ne verirse o.bu böyle olmaz ne kadar son sistem şöyle güvenli böyle emniyetli deseler de ortada inanılmaz boyutlarda bir risk unsuru var.

    risk aslında sadece bizi ilgilendirmiyor,tüm dünyanın birlikte çözmesi gereken bir problem. teknolojisinin geliştirilmesi ve bir bebek odasında çalışabilecek kadar güvenli hale getirilmesi gerekiyor.

    abd'nın uçak gemilerini hepiniz bilirsiniz filmlerden dizilerden zira bol bol reklamını yapıyor süper güç.işte o uçak gemilerinde inanılmaz gelişmiş bir reaktör var,30-40 yıl enerjiye ihtiyaç duymuyor bu gemiler.keza denizaltıları da öyle.ilk nükleer uçak gemisi "uss enterprise", enterprise'ı hatırladınız tabi star trek'den.

    nükleer enerjiye tamamen dur diyemeyiz ona ihtiyacımız var fakat günümüz teknolojisi ile zırt pırt reaktör de inşa edemeyiz.teknolojiyi gerçekten güvenli bir hale getirene kadar yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmak ve yaygınlaştırmak şimdilik en mantıklı seçenek.

    nükleer reaktör, hırsızlarla dolu bir mahallede bahçede beslenen aç arslan gibi.hırsızlar için son derece etkili onları parçalayabilir, sahibini de...
  2. öncelikle (bkz: hamileler okumasın) *

    günümüz ve önümüzdeki 30 yıl itibarı ile kesinlikle türkiye'de kullanılmaması gereken bir enerjidir.

    neden?

    1-teknolojik donanım;

    uzun uzun yazmayacağım bunu, ülke olarak bu konuda kesinlikle başarılı olamayacağımız, enerji bakanımızın yazmış olduğu kedi ve trafolar isimli mini öyküsünde ve piston aşağı düştü minvalinde, “sistem çöktü” , “bilemiyorum valla neden oldu?” tarzı 31 mart 2015 elektrik kesintisi açıklamalarından aşikardır ve tübitak ulakbim müdür yardımcılığı görevini yapmakta olan eski hayvanat bahçesi müdürü mustafa sancar isimli şahıs hepimizin malumudur.

    2-afet-kaza-sabotaj riski;

    deprem japonya’nın olduğu kadar bu ülkenin de gerçeği ve japonya’da olan kazanın, japonya’da olmasından mütevellit ne kadar ucuz atlatıldığı, buna rağmen o çalışkan ileri teknoloji insanları olan japonların yusuf yusufları hala kulaklarımızda. türkiye’de bu durum şöyle özetlenir “ aman allah korusun”
    ülke olarak dış ilişkilerde ne derece başarılı olduğumuz da ortada. iş bu noktada kan alırlar arkadaşım. (bkz: bir terör ülkesi olarak türkiye)
    red alert 2 oynayan efsane nesile dahil olan bu kardeşiniz, lise yıllarında az reaktör patlatıp oyun kazanmadı. her şey bir tarafa dünya üzerinde şu anda %100 güvenli bir nükleer santral bulunmamaktadır. bu noktada çernobil’i saygıyla anıyorum.

    3-radyoaktif atık havuzları;

    malumunuz üzere uranyum içerisinde ısı verecek enerji tükendikten sonra, uranyum çubukları soğuyuncaya, radyasyon normal seviyeye gelinceye kadar suyun altında muhafaza edilirler. muhafaza süresi dolduktan sonra yapılan analizler sonunda radyasyon seviyesi yüksek olanlar ayrılır. radyasyonu normal düzeye inen katı cisimler toprağa gömülürken, sıvı olanlar denizlere veya göllere karıştırılır. artık kontoryum trollemesinde olan videoda gördüğünüz balıkların gerçeklerini mi görürsünüz, walking dead dizisindeki zombilerin, akdenizde tatil yapan ruslar olduğuna mı inanırsınız siz bilirsiniz.

    allah aşkına haksızsam haklısın deyiniz.*
  3. dünya böyle hunharca enerji kullanmaya devam ettikçe enerjinin her türlüsüne ihtiyacımız olacak. ama ülkemiz malesef bir maden ocağını bile idare edememişti. nükleer enerji kullanımına böyle bir atmosferde geçiyoruz.
  4. söz konusu olan enerji kaba tabiriyle hunharca dır. ciddi bir şekilde bu dünyanın bir geleceği varsa ya nükleer enerjiden geçer ki hali hazırda sistematik olarak hem kuantum alanında hem de nükleer fizik anlamında çözümlenmiş ve gizemi kalmamıştır, ya da yenilenebilir enerji kaynaklarının verimi arttırılmış şekilde kullanılmasından geçer.

    fizyon, füzyon ve yarılanma şekilde olduğu belirtilmiş. yarılanma (bir maddenin kütlece yarılanma süresine dayalı bir sistem açıklayacağım) dışında fizyonu gerçekleştirebilmemize rağmen her hangi bir forma kanalize edemiyoruz. füzyon'u gerçekleştiremiyoruz. sadece elimizde yarılanma var ve 1980'lerde ki yöntemler dışında hiç bir ekstra'sı yok. prosedür kavramsal olarak basit, uygulama olarak da ama inanılmaz bir dikkat izliyor.

    çok basit düşünürseniz, bildiğimiz en yoğun, en güçlü kuvvetlerin dengesiyle oynuyoruz, elde edeceğimizin bir alt limiti bile yetiyor. yarılanma temelde prensip olarak çok basit çünkü periyodik tabloda bir maddenin ölçüm yapıldı hali bilindiği andan itibaren neler olacağı 1930'lar dan beri biliniyor. bir sonraki tepkimesinin ne olacağı, ne zaman olacağı üretilecek maddelerin türleri, özellikleri her şey. fakat, prosedür hem o kadar narin bir dengede ve sistemde işliyor ki her şey düzeninde gitmez ise, en güçlü kuvvetler ve enerjinin en yoğun formuyla oynamanın cezası da büyük olur. çok fiziğine girmek istemiyorum, uranyum-238, cadium-215 gibi teknik terimler yüzünden de soğuk bakıyoruz duruma, tüm bunların arasında aslında olacak her şeyi bildiğimizi pas geçiyoruz.

    nükleer enerji'ye kötü bir gözle bakmak gerçekten komik olur o yüzden bu tip fikirleri yeterince araştırmadan beyan etmek cahilce bir işten ibarettir. fransa'nın ne kadar nükleer santrali olduğuna bakın ya da avrupa'da genel anlamda ne kadar var. sorgulamaya buradan başlanabilir.

    bir tür geleceği red edişten bahsediyoruz. bunun asıl nedeni bizim zihniyetimizle alakalı. iş disiplinimiz yok, bu anlamda en iyi yetişmiş insanlarımızı nükleer fizik dersleriyle üniversitelere hapsediyoruz. zaten onlarda derslerinin duyulmasının hemen ardından yurt dışında bir nükleer santral'de tepkime gözlem ekibine alınıyorlar ya da ham madde geliştirme sistemlerine.

    ortada görünmeyen bir fil var. herkes orada olduğunu biliyor ve kimse ağzının ucuna getiremiyor. karşı değilim nükleer'e, tam tersine gerçekten olması gerekiyor ama şu an değil. biz de hiç değil, tüketime, hazıra, moderniteye, tembelliğe ve kolaya bu şekilde adapte olmuşken hiç değil. pratikliği, iş bilincini, saygıyı ve üretmenin anlamını kazanmadan. değil türkiye hiç bir arap toprağına uğramaması gereken bir enerji türü.
  5. karşıtları için, on madde ile;

    1- enerjinizin yüzde atmışından fazlasını rusya bulgaristan gibi ülkelerden çok çok pahalı bir şekilde ithal ediyorsanız; üstelik bu durum adam akıllı bir dış politika oluşturabilmenizin önünde mani teşkil ediyor ve tabir-i caiz ise ülkenizin bağımsızlık kavramını zedeliyorsa, üstelik tehdit oluşturuyorsa;

    2- bahsedilen ucuz enerji kaynakları doğal konumunuz itibarı ile sizin ülkeniz için söz konusu değil ise; (rüzgar gelgit,)

    3- güneş enerjisinin; bugünkü n karşılaştığı sorunlar ise şöyledir:
    - güneş enerjisinin yoğunluğu azdır ve sürekli değildir. stenilen anda istenilen yoğunlukta bulunamayabilir.
    - güneş enerjisinden yararlanmak için yapılması gereken düzeneklerin yatırım giderleri bugünkü teknolojik aşamada yüksektir.
    - güneşten gelen enerji miktarı bizim isteğimize bağlı değildir ve kontrol edilemez.
    - bir çok kullanım alanının, enerji arzı ile talebi arasındaki zaman farkı ile karşılaşılmaktadır.
    -güneş enerjisinden elde edilen ışınım talebinin yoğun olduğu zamanlarda kullanılmak üzere depolanmasını gerektirir. enerji depolaması ise birçok sorun yaratmaktadır.
    - arsa ekonomisi zararları ve yatırım maliyetleri çok çok yüksektir.

    gibi dezavantajlarından haberdarsanız,

    4- hidrojen yakmak ve bor saflaştırmanın şimdilik saftiriklerce piyasaya sürülmüş hayaller olduğunu biliyorsanız. yakın gelecekte bu tip enerji kaynaklarının kullanılamayacağını biliyorsanız;

    5- ülkeniz hidroelektrik santralleri açısından doyuma ulaşmış ve yüksek verimlilikle çalışmasına rağmen bu santraller enerji ihtiyacınızın ancak çok küçük bir kısmını karşılayabiliyorsanız;

    6- 70 milyonluk bir endüstri ülkesini enerji ile ısıtıp beslemeye çalışıyorsanız;

    7- dış ülkelerden o beğenmediğiniz nükleer santrallerde üretilen elektriği satın alıyorsanız;

    8- son 1 sene içerisinde elektriğinize yüzde yetmiş, doğalgazınıza son altı sene içerisinde yüzde ikiyüze varan oranlarda zam gördü ise;

    9- bulgaristan, ermenistan, iran, rusya gibi yakın komşularınız eski teknoloji ile nükleer enerji üretiyorsa ve bu sizi artık gerek iç ve dış güvenlik, gerekse çevresel anlamda tehdit ediyorsa;

    10- ayrıca nükleer santraller hakkında taraflı değil, gerçek ve bilimsel veriler çerçevesinde bilgisi var ise;

    mantıklı ve akıllı her insana göre -caps-ülkesi için-caps- en ekonomik seçimindir.
    bunun farkında olmayan insanlar için geliyor;

    bir arkadaşım vardı üniversite yıllarımda ossuruğunu yakıp çılgınca eğlenirdi... siz de bir denesenize bakalım verimli olabilecek misiniz?
  6. sanırım bu konuyu tartışmadan önce hangi çerçevede ele almamız gerektiği üzerinde ön bir tartışma gerekli, var olan sistem içinde bir çözüm yolu mu arayacağız yoksa mevcut üretim ilişkileri sarmalının bir adım dışına çıkarak mı geleceğimize bakacağız? kısa vadede ilk yolu tercih etmek kolay görünse de uzun vadede hiçbir şeyi kurtaracağı yok, in the long run we are all dead mi diyorsunuz?* ( ayrıca bkz: nkp )
    mesut
  7. post apokaliptik fallout evrenin en çok üstünde durduğu enerji biçimi.
    1950lerden sonra teknolojinin elektronik yerine nükleer enerjiye kanalize olduğu paralel fallout dünyasında iğneden ipliğe pek çok şey (bkz: araba) (bkz: jeneratör) nükleer enerji ile çalışmaktadır.
  8. elektrik mühendisleri odası'nın yeni hazırlamış olduğu nükleer enerji raporu-2 yayınlandı. bir konu hakkında uzmanlarından bilgi almak her zaman için en doğru ve güvenilir yoldur. konu ile ilgili bilgisi olmayan, fakat fikri olanları bu yayını okumaya davet ediyorum.
  9. nükleer enerji hakkında bilgi almak için, daha doğru kaynaklara ulaşmak çok daha mümkün. elektrik mühendisleri odasında bu raporu yayınlayan mühendislerin ne kadarı kaç tanesi nükleer enerji hakkında bilgi birikimine ne kadar sahiptir belli değil. çalışma grubunun da kimlerden oluştuğuna dair bir şey göremedim kısa bir bakışta. elektrik mühendisliğiyle nükleer mühendislik arasında farklar olan mühendislikler.

    nükleer enerji ile ilgili doğru verileri kolay yoldan elde edebilmek için çok daha güvenilir kurumlar var ülkede.

    (bkz: hacettepe üniversitesi nükleer enerji mühendisliği)

    bölümün de elbette bir sitesi mevcut, hocalarına ve hocaların yayınlarına oradan da ulaşabilirsiniz. bkz:

    veyahut türkiye atom enerjisi diye bir kurum var. taek

    bu entrydeki amacım nükleer enerji iyidir yada kötüdürden bahsetmek olmayacak. zira faydasını da ne nasıl olsursa zararı oluru da görüyor bu işin eğitimini alan nükleer mühendisler.

    (bkz: nükleer enerji mühendisi)

    öncelikle, yarılanma dediğimiz de zaten fisyon'un(*:fission) ta kendisi.

    ikincisi, nükleer santrallerin deniz kenarına kurulmasının sebebi deniz suyunu buharlaştırmak değildir.

    deniz suyu santral çalışırken kullanılmaz, yani demek istediğim deniz suyuyla direkt olarak bir bağlantısı yoktur santralin. santral sisteminin içinde kullanılan su yukarıda da bahsedildiği gibi türbinleri döndürmek için kullanılırken aynı zamanda yakıt çubuklarının(*:fuel rods) sistem içinde soğutulması ve nötronların yavaşlatılması(*:moderation) için kullanılır. çünkü su, bildiğimiz h2o, yani deniz suyu değil, tesir kesiti itibariyle(*:cross section) iyi bir nötron yutucudur.(*:absorber) tabi bu bahsettiklerim buhar sulu reaktörler(*:boiling water reactors) ve basınç sulu reaktörler(*:pressurized wated reactors) için geçerli. soğutma ve moderasyon için farklı malzemeler kullanılan reaktör çeşitleri de mevcut. akkuyu'ya ve sinop'a yapılması planlanan reaktörler basınç sulu olanlar.
    çok dağıtmadan geri döneyim, reaktörlerin deniz kenarına yapılmasının önemli sebeplerinden biri, herhangi bir sorun olduğunda soğutmayı sağlayacak suyun reaktöre yakın olması. yoksa deniz suyunu buharlaştırmıyor kimse.(*:swh) bir diğeri ise,transportation yani ulaşım. akkuyu'ya yapılacak olan reaktörün parçalar yapılmış olarak gemilerle gelir. o kocaman parçalar alınır ve birbirine yerinde monte edilir.

    deniz kenarında olmasının tercih edilmesi bu 2 sebebe bağlı olmakla beraber, yapılacak bölge seçilirken depremselliğine de dikkat edilmektedir.

    dünyada kaç nükleer reaktör çalışmakta kaçı yapım aşamasında kaçı kapatılmış durumda güncel olarak görmek için uluslararası atom enerji kurumu sayfasını ziyaret edebilirsiniz. bkz

    yine aynı linki tıkladığınızda ülke ülke ve dünya geneli istatistiklere ulaşmak için sağ üstteki country statistics ve world statistics sekmelerine bakabilirsiniz.

    yukarıda bahsi geçen, fransa'nın ürettiği enerjinin ne kadarı nükleerden o da bu linkte mevcut.

    nükleer enerji, herhangi bir kaza olmaması durumunda, doğaya en zararsız enerji türünden. normal şartlar altında çalışırken doğaya radyasyon ve hatta karbondioksit salınımı olmaz. hesler(*:hidroelektrik santralleri) gibi doğayı tahrip etmez. kaza olmaması ise orayı işleten operatörlerin, yaninükleer mühendislerin de elinde diyebiliriz.

    atık konusuna gelince, toprağa gömülme gibi bir proje vardı ancak iptal edildi. (bkz: yucca mountain project) yukarıda bahsedilen yakıt havuzları her reaktörün kendisine yetecek durumda. oradan çıkan değerli atık tekrar işlenip yeni bir yakıt çubuğu haline getiriliyor. değersiz olanları saklamak için havuzlar yeterlidir. ayrıca sıvı atık oluşması gibi bir durum yok. olsa da denize yada göle ırmağa oraya buraya salınım yoktur.

    bilgiyi daha doğru elde edebiliriz, kusurumuz oldu ise affola. iyi okumalar.
  10. "bu ülkenin neyine?" dediğim enerji.
    böyle büyük bir enerji çıkışını sağlamak bir şey değil, önemli olan onu yönetmeyi bilmektir.
    ramel