1. kişi gönlünce düşünmek istediğinde bile istediği gibi düşünebilir mi? doğduğu andan beri, kendi yapısal özelliklerinin çevre koşullarının ait olduğu toplumun sürekli ve kaçınılmaz koşullaması içinde olan insan ilk bakışta başıboş gibi görünen düşünme serüveninde gerçekten başıboş mudur? acaba insan düşünme eyleminde hayallere dalarcasına gözünü yumup istediğini düşünebiliyor mu? buna evet zor çünkü düşünme : en obkektif sanıldığı anlarda bile kişinin o anda etkilendiklerine göre şekil alır.
  2. ancak "bu neden böyle?" sorusu sorularak aşılabilecek imkansızlık.

    pi isimli filmde de işlenmişti. bir insan kendi teorisi için kanıt aradığında onu mutlaka bulur, hatta gerçek ve teori uyuşmuyorsa gerçeği bir güzel teoriye uydurur.

    fakat doğaya bir şeylere kanıt aramadan baktığımızda ve sadece analitik bir bakışla mümkündür objektiflik.
  3. özgür irade neden yoksa objektif bir bakış açısı da bu sebeple yoktur. irade özgür değildir çünkü etki altındadır her daim. düşünce özgür değildir çünkü etki altındadır her daim.

    kişi dünyaya ne yaparsa yapsın kendi penceresinden bakabilir. dünya onun tasarısıdır ve onun istencidir. objektifliğe ancak yaklaşılabilir, objektif olunamaz.
  4. descartescı bakış açısıyla doğru bilgiye götüren edimlerimizi kullanmak, başka bir deyişle parça pinçik edip şeylerin temellerine inme kuşkuculuğunu göstermek tartışmasız objektifliğin tek çıkar yolu olarak gözükür. bunu ise aritmetik ve geometriyle yapmayı başarmıştır. ta ki gödel eksiklik teoremini açıklayana kadar. bkz: bu teoremi vikipedi şöyle açıklıyor:
    "sayı kuramının bütün tutarlı ilksavlı formülasyonları karar verilemeyen önermeler içerir."
    yani bir sistem düşünürsek sistemin içindeki bütün teoremler(x) bu sistemin içinde kanıtlayabileceğimiz teoremleri(y) kapsar. (x⊃y) bu ilerlemeler düşünceyi düşünceyle açıklamayı imkansız görmüştür. daha genel olarak hiçbir şeyin ilkesi kendisi olamaz gibi bir çıkarımda bulunmuştur.
    şahsi görüşümce tüm bunlar insanın 'inanç'ı tanımlamasının önüne engeller çıkartmış ve irrasyonel bir yaşantıya itelemek zorunda bırakmıştır. (tabi tüm insanlar yukarıdakileri düşünüp bu yaşantıya varmıyor. deneyimleyerek de kanıksanabileceğini düşünüyorum) konumuzdan ayrı olarak metafizik dünyayı ele aldığımızda en azından 'akıl' ve 'inanç' yetilerini gerektiren edimlerimizi tamamen ayrı olarak görmeyi veya lineer bir bağlama oturtmayı kesmeliyiz.
    fizikte ve dolaylı olarak felsefede ise yukarıdaki problemde ön kabul olarak alınan aksiyomatik ifadelerin teşkil ettiği soruna 'ilk neden, iteleyici güç' gibi tanımlar getirilip quantum fluctuations gibi teorilerle açıklanmakta.
    sde
  5. bilimsel bir araştırma yaparken (özellikle sosyal bilimlerde) araştırmacıda bulunan ön yargıları ve araştırmacı yanlılığını minimuma indirmek için pek çok teknik uygulanmaktadır. bu sayede objektif bir bakış açısına ulaşmak mümkündür.
  6. bir olgu/olay yaklaşımınızın objektifliği pozisyonunuzla doğrudan alakalıdır.

    örneğin; aile kavramını değerlendirirken tek anne baba deneyımınız olduğu ve gözlemleriniz kendı deneyiminiz kadar net sonuç vermediği için sevgi/nefret duygularını bir kenara bırakıp objektif bir yaklaşım sergileyemezsiniz. yada sergileyebilmek için çok çaba sarfetmeniz gerekir. fakat derin bir deneyim sahibi olmadığınız yada aktif bir şekilde rol almadığınız olgu/olaylarda objektif olmanız çok daha mümkün ve kolaydır.