1. türkçe'ye 'anlamasınlarcılık' olarak çevrilebilecek izm. bunu stephane mallarme perspektifi altında irdelersek, bu yazma biçiminin mânâ'ya yakınlığına dair emareler bulabiliriz.

    'gösterilen' hiç bir zaman kendisi olarak görünemez 'kavramada'. her kavrama, gösterge'yi ortadan yararak alır sırtına. ve sırtından eliyle uzanıp aldığı binlerce parçadan birisini 'gösterilen' addeder. ludwig wittgenstein'ın şu sözüne bakalım;

    '' 'uygun biçimde kurulmuş her tümce anlamlı olmalıdır' der gottlob frege. ben de diyorum ki;
    her olanaklı tümce uygun biçimde kurulmuştur. ''

    yazınsal mecrada estetik aranımının biçâreliği gerekçesiyle redüksiyona kurban edilmiş yazarlar çokcadır. nietzsche'nin eğretilemsel yazını, derrida'nın yapısökümcü irdelemeleri, mallarme'nin üslubu v.s. toplumun hegemonik anlam'a yönelim metodunun sığlığında ikincilleştirilir. halbuki ikincil olan dil kullanımı, kendilerinin kullandığıdır. çünkü kolektif akıl kendilerinin ve mantıksallıklarının ayraç içindelikte olmadığına dair küstahca yargılarla devinirler.
    gösterge dediğimiz şey, biteviye lime lime olan, sirkülasyonunun 'lineerliği' içerisinde kaçınılmaz uzlaşmalar hasleden ve bu uzlaşımları ile kararsız, değişken kavramlar yaratan bir yönlendiricidir. bunca imlemlem yanılgısının içerisinde kendi tekdüzeliğini 'doğru' saymak saçmadır.
    yapılan, halihazırda şey'in kendisini değil de yarattığı etkiyi yansıtmaksa bunu egzajere etmek neden 'sembolizm' oluyor? sorusu sorulmalıdır.