1. 14. yüzyıl filozofu ockham'lı william tarafından ortaya atılmıştır. latince "entia non sunt multiplicanda praeter necessitatem" olarak ifade edilen ilkeye göre zorunlu olmadıkça varlıkları çoğaltmamak gerekir. bilimsel düşünüşte önemli bir yeri bulunmaktadır.
    ockham'ın usturası teorisi temel olarak "her şeyin birbirine eşit olduğu bir ortamda, en basit açıklama doğruya en yatkın olandır" felsefesi üzerinde şekillenir.

    yani der ki, bir konu hakkında düşünürken ihtilafa düşersen, basit olanı seçmen senin için daha faydalı olur. ve de test olan sınavlar da (çoğu zaman varlığından haberdar olunmadan) sıklıkla kullanılır.
  2. dıgıdıgı nal sesi duyunca eşekleri değil atları düşünmektir. attır o demektir.

    ayrıca varoluşun açıklanmasında etkili olacağına inandığım yöntem biçimidir. burdan yürümeliyiz her şeyi açıklamak için. bizi tanrı mı yarattı yoksa doğduk mu?
    abi
  3. ortaçağ filozoflarından ockham lı william tarafından ortaya atılmış ilkedir.
    william'a göre eğer ortada bir problem, bir fenomen ya da bir olay varsa, bu durumu açıklamak ya da çözümlemek için birden fazla metod varsa, bu metodlardan en basit ve daha az karmaşık olanı tercih edilmelidir. yani çözüm yollarından uzun ve karmaşık olanı kesilir, daha kestirme olanı tercih edilir.
    kuramın fikir babası bir filozof olduğu için bu teknik ilk olarak felsefenin uğraş alanlarına giren, pratik yolla çözümlemenin imkansız olduğu tanrı, evren, gibi kavramların teorik çözümlemelerinde kullanılmıştır.
    bilindiği gibi filozoflar genelde aristokrat ailelerden gelen zengin şahıslardır. bu adamlar sırça saraylarda bir araya gelip nargile tüttürür, yapacak başka iş güçleri olmadığı için de böyle boş geyiklerle vakit geçirmeyi seven kişiler oldukları için william aslında bu teoremi konudan konuya sıçrayan geyiğin dibine vuran arkadaşlarına; "lan yeter artık bokunu çıkartmayın yav" diyebilmek için bulmuştur.
    zamanla ockham'ın usturasının işlevselliği sebebi ile pratikte çözümlemeleri bulunan pozitif bilimlere de sıçramıştır.
    maksat çözümlemelerde bulunurken elemanları çoğaltmadan, doğru sonuca en kısa yoldan varmaktır.
    oysa bazı olay ve olguların, asıl maksadı illaki sonuç elde etmek değildir. bazen sonuca varan yolda çetrefilli aşamalardan geçmek sonuca ulaşıldığında elde edilen sonuçtan daha önemlidir. çünkü çözüme giden yolda ilerlerken varlık ve elemanlar arttırılırsa kişinini ufku daha da genişleyecek ve varmak istediği sonuç ya da çözümün de önüne geçecektir. kaldı ki sonuçların doğruluğu da bakış açılarına göre değişkenlik ve izafi lik arz eder. her zaman tek doğru yoktur, doğru diye tek ve sabit bir kavram da yoktur. sadece bakış açıları vardır.
    bu unsurlar da göz önüne alındığında ockham'ın usturası her durumda geçerli olma özelliğini yitirir.
    ustura paslanır, paslı usturayla traş olunmaz, fazla traş da cildi bozar.
  4. bu konu uzun zaman islam düşünürleri tarafından da "tercih bila müreccih muhal mıdır?" şeklinde sorulastirilarak da tartışılmıştır ve eşit iki şey arasından en kısa yoldan tercihin yapılmasının uygun olduğu sonucuna varılmıştır. yani besyüz yıl önce bu coğrafyada bunlar tartisilirken orucu neyin bozduğu sorusu günümüzde daha güncel durumdadır
  5. ockham'ın usturası, skolastikde ortaya cikmis hoyristik bir arastirma prensibidir. aciklayici hipotez ve teorilerin kurulmasinda, mümkün olan en fazla tutumlulugun gösterilmesini ister.
    bu prensip, uygulamalarini, bilim felsefesinde ve bilim metodolojisinde bulur.
    basitce söylenirse;
    1. eger bir olgunun farkli sekillerde aciklanmasi mümkünse, bunlardan en basit olaninin tercih edilmesi gerektigi,
    2. bir teorinin basit olmasi, ne kadar az degisken ve varsayimlarinin oldugu ve bunlarin birbirleriyle iliskilerinin, ne kadar acik ve mantikli oldugu ile ilgilidir.

    ockham'ın usturası, bir teorinin kalitesinin ölcümünde kullanilan bir cok kriterden sadece biridir ve teorilerin gecerliligi hakkinda birsey söylemesede, gereksiz varsayimlari elemeye yarar.

    ayrica, ockham'ın usturası sadece, farkli teorilerin ayni derinlikte aciklama yaptigi durumlarda kullanilabilir. karmasik bir teori, eger olguyu daha iyi aciklayabiliyorsa, basit olana tercih edilecektir. ayni izafiyet teorisinin, klasik mekanikten daha karmasik olmasi ama cok daha genis bir alani aciklayabilmesi gibi.

    ockhamin prensibinin ünlü sekli, yorumu, "entia non sunt multiplicanda praeter necessitatem" varliklarin gerektiginden fazla cogaltilmamalarinin geregi, filozof johannes clauberg (1622–1665) aittir.

    ockham'ın usturası, bir tutumluluk prensibi olarak, ilk 19. yüzyilda, matematikci w. r. hamilton da gözükmekle birlikte, j. s. mill in bilim felsefesi alanindaki calismalariyla, yayginlasmistir.

    fikrin kendisi, aristoya dayanir. yani doganin her zaman basit yolu secmesi. ama ockham bunu, tanrinin gücüne süphe düsürür nitelikte olmasindan, kabul etmez, ona göre tanri isteseydi en karmasik yolu da secerdi. doganin kendisi degil ama onun teorileri bu tutumluluk prensibine uygun olmaliydi, ockhama göre.