1. immanuel kant'ın ahlak görüşünün temelini oluşturan kavramlardan biridir. ödev ahlakı kavramını incelemeden önce kant tarafından geliştirilmiş olmasının sebebini açıklamak gerekir. yaşadığı dönemin etkisinde olan kant, o dönem için hümanizm görüşünü savunan bir hümanisttir. dolayısıyla geliştirdiği düşünce sistemleri de hem inancı ile hem de hümanist karakteriyle aynı doğrultudadır.

    öncelikle kant hristiyanlığın etkisini de inceleyerek evrensel bir ahlakın mümkün olduğunu savunur. bu iddiasını geliştirirken bu şekilde düzenlenecek bir evrensel yasanın doğa yasaları gibi kendiliğinden ve şartlara göre gelişmiş olmasını değil, olması gerekeni yani yapılması gerekeni içeren ve önceden belirlenmiş kuralları içeren bir yasa ile olabileceğini savunmuştur. bu yapılması gereken ve olması gereken davranışları ise insan iradesiyle belirleyebileceğini iddia etmiştir. dolayısıyla insanın kendi ahlak yasasını kendisinin belirleyebileceğini savunur. yani ahlakın kaynağı bir dış etkenden bir dış kaynaktan doğmayacak tamamen insanın kendi iradesiyle oluşacaktır.

    iradeyle oluşan ahlaki davranış yükümlülüğünün zorunluluk mu yoksa ödev mi olduğu konusunu açıklayabilmek içinse kant'ın eylemleri inceleyişini dikkate almamız gerekir. kant eylemleri ikiye ayırır;
    a. zorla yapılan eylemler
    b. özgür iradeyle yapılan eylemler
    bu kapsamda ahlaki davranışlar özgür iradeyle yapılan eylemlerin altında değerlendirilir. ahlaki eylemler incelendiğinde ise karşımıza ödev ahlakı kavramı çıkmaktadır. ödev ahlakı;
    a. ödeve uygun eylemler
    b. ödevden doğan eylemler olarak incelenmiştir.
    bu ayrımın temel noktası her eylemin ödev ahlakından doğmasa bile ödev ahlakının parçası olabileceği fikrinden gelmektedir.

    kant'a göre ödev ahlakına uygun olarak değerlendirilebilmesi için öncelikle bunun iradi olması gerekmektedir. yani eylemlerin ödev ahlakına uygun davranmak için değil; doğru olduğuna inanarak yapılması gerekir. bir fakire yardım etmek istediğinizde zorunlu hissetmeden, sadece yardım etmek istediğiniz için yardım ettiğinizde ödev ahlakına uygun davranmış sayılırsınız. dolayısıyla birine yardım etme niyetiyle hareket edip yardım edemeseniz bile bu eylemi ahlaki saymaktadır.

    kant ödev ahlakına uygun davranması gereken kişileri akıllı insan olarak tanımlamıştır. yani aklı başında olan insanların buna uygun yaşayabileceğini savunmuştur. bu kapsamda;
    "ödev: yapmayı, yerine getirmeyi kendi isteğimizle üstlendiğimiz, sorumluluğunu üzerimize aldığımız bir emirdir."

    burada kişinin sorumluluk almasından bahsetmektedir. bu emirleri de ikiye ayırarak incelemiştir;

    a. koşullu (hipotetik) emirler: belirli bir amaca ulaşmak için ne yapılması gerektiğini söyleyen emirlerdir. bir eylem, bir çıkar veya beklenti içerisinde yapılmışsa bu eylem, koşullu eylemdir ve bu eylem ahlaki değildir.
    b. koşulsuz (kategorik) emirler: belirli bir amaca ulaşmak için bir koşul öne sürmeyen olması gerektiği yapılması gerektiği için yapılan emirlerdir. doğru söylemek eylemi bu kapsamda incelenebilir. niyet önemlidir. yukarıda anlatılan iyi niyetli davranma hususu da bu kapsamda incelenebilir.

    kant'ın ödev ahlakının üç temel ilkesi vardır:

    1. çelişkiden uzak durmak
    2. ahlaki davranışın dışsal etkenlerle belirlenmeyeceğini bilmek ve insanı kaynak almak
    3. otonomi yani kendi ahlak yasasının kendi iradesiyle ve aklıyla uygun bir şekilde belirlemek
  2. kant'ın ödev ahlakı pratikte çelişkilidir. hatta daha ileri gider haddimi bilmez, yanlış bile derim.

    çelişkisi şudur;
    bir insana yardım etmek iyiliktir.
    bir insana yardım etmemek iyiliktir.

    bu önermelerin ikisi de doğru olabilir, ikisi de yanlış olabilir. demek ki evrensel bir iyi niyetten, evrensel bir iyilikten ve evrensel bir ahlaktan bahsetmek mümkün değildir. iyi-kötü, doğru-yanlış ve bunlar doğrultusunda meydana gelen ahlak tamamen toplum olma ve can güvenliğini sağlama ekseninde ortaya çıkmış, çıkarılmış öğretilerden ibarettir.

    bunu daha da genişletirsem bir insan hem kendi düşüncesinde hem de toplum düşüncesinde bir olay karşısında herhangi bir şey yaptığında buna doğru, iyi olan ya da ahlaki diyebileceğimiz gibi hiçbir şey yapmaması ya da tersini yapması haline de doğru, iyi olan ve ahlaki olan diyebiliriz. hayat döngüsünde iyi veya kötü yoktur. düştüğünüzde elini uzatan kişi size destek olmuş olur, iyi biridir, ahlaklıdır. elini uzatmayan insan size kendiniz kalkmanız gerektiğini göstermiş, birey olmanıza destek olmuş olan iyi, doğru ve ahlaklı bir insandır. düştüğünüzde size tekme atan insan size hayatın acımasız olabileceğini öğretmiş olan iyi doğru ve ahlaklı bir insandır. yani bu olayda tavır ne olursa olsun herkes ahlaklı birey olma ihtimalini bünyesinde barındırır bana göre. insan iradi olarak bilemez neyin ahlaki olduğunu, sadece toplumunkini uygular, uyum sağlar ahlak kurallarına. bu yüzden insanlara iyi-kötü, doğru-yanlış, ahlaklı-ahlaksız denmemelidir, uyumlu-uyumsuz, üretken-nankör denmelidir.

    toplumda var olan bir birey ilk aşamada can güvenliğini sağlamak için ahlak kurallarını doğrular, ikinci aşamada toplumda kendini var etmek için tekrar doğrular ve uyumunu artırır, üçüncü aşamada özgürleşmek (göreli bir özgürleşme) için daha fazla uyum sağlar, nihayet kendini gerçekleştirmek için ahlakın savunucusu olur.

    şöyle de bir mevzu var, yaşadığı toplumun ahlak kurallarına uymayan kişiler topluma ihanet eden kimselerdir. toplumda var olmanın ona getirdiği ve her hücresine kadar enjekte edilmiş birlik olmanın getirilerine ihanet eden kişidir. bu yüzden ahlaksızlık sayılan olgular sadece ahlaksız olduğu için değil ihanet nedeniyle hoş görülmez. yani yaşadığın toplumda mantıksız bir ahlak kuralı olsa dahi toplumun sana sağladığı imkanlardan faydalanan bir birey olarak bu kurala uyum sağlaman toplum tarafından beklenilir, çünkü sen toplumda var olarak zaten bunu taahhüt etmiş pozisyondasındır. kimi zaman hukuk kurallarını çiğnemiş olmak bile ahlak kuralını çiğnemiş olmaktan daha basit algılanabilir. bunun sebebi de hukuk kurallarının toplumun tamamını değil belli bir kesimini koruma altına aldığını hissetmemizden kaynaklanır. fakat ahlak kuralları o toplumun can damarlarıdır ve hassasiyet derecesi oldukça yüksektir.

    lafı başka bi yere çekmiş bulundum toparlamak gerekirse evrensel ahlak diye bir şey yoktur, başından sonuna kadar toplumsal bir konudur ve bireyin konuyla ilişkisi sadece hayatta kalma güdüsünden ibarettir.
    abi