1. özne (öğrenci) ve nesne arasındaki bilgi aktı'nı kolaylaştıran bir katalizördür.

    daha sonra zaman geçer...

    öğrenci bilgi aktı'nı öğretmeninden yardım almadan kurar. bu andan itibaren öğrenci için öğretmen de bir nesnedir artık. öğretmen bir nesne haline gelince öğrenci öğretmenini de öğrenir.

    evet... beklenen son... muhtemelen bir çoğunuzun başına gelmiştir:

    öğretmeniniz bir geri zekalıdır.

    bu noktada psikolojimiz devreye girer ve hayal kırıklığı yaşarız. ama biliriz ki psikolojik eğilimlerimiz bizi yanlış inanç'a sürükler.

    o yüzden öğretmeninizin bir geri zekalı olduğu sonucuna vardıysanız artık o sizin öğretmeniniz değildir. bu sebeple de hayal kırıklığı yaşamanız anlamsızdır.

    öğretmen öldü. öğrenci ise yaşamaya devam ediyor. öğretmen ve öğrenci arasında dostluk ilişkisi olmadığı için vefalı olmak gibi bir görevim de olamaz.
  2. öğretmenler anne babamızdan sonra bizi disipline sokan üçüncü kişidir. hem şefkatlidir hem de mesafeli. yanında güvende hissedersin ama şımaramazsın da.

    bütün bu söylediklerim kendisinin öğrenci ve karşısında ona bir şeyler öğretmeye çalışanın öğretmeni olduğunun farkında olanlar içindir. ilköğretim ya da doktora farketmez.

    orta okulda öğretmenimle ilgili bir espri mi ne yapmıştım* babam kızmıştı. öğretmenine babana duyduğundan daha çok saygı duyacaksın demişti. hiç unutmam.

    iyi ki varsınız.
  3. benim hayatımın her döneminde mutlaka bir öğretmen çıkmıştır karşıma. hayatıma bi şekilde, belki bir söz, belki bir hareket, belki de kişiliği ile yön veren. her yerde bize göre kötü olan insanlar vardır, haliyle öğretmen için de geçerli bu durum. ama dediğim gibi ne olduysam öğretmenlerim sayesinde oldum. bu sebeple her zaman iyi anarım onları.
  4. bir tv programında parayla bilgi satan bilgisini satarak hayatını kazanan meslekler diye öğretmenliği saymışlardı. programın gerisini dinlemedim. hayatımda duyduğum en iğrenç öğretmenlik tanımı idi.
    öğretmenliğe saygın bir tanım yapamayanlar; ona saygın bir konum da kazandıramazlar.
    geçenlerde gazetelere bir haber yansıdı. hırsızlık suçundan hakim karşısına çıkan sanığı bir sürpriz bekliyordu.
    hakim o sanığın sınıf arkadaşıydı. sizi iyi bir insan olarak hatırlıyordum, umarım sonraki hayatınızda yolunuz bir daha mahkemelere düşmez, demişti. ve sanığı ağlattığı gibi haberi okuyanlar da duygulanmışlardı, şüphesiz.
    o hakimi de suçluyu da yetiştiren ve belki de hayatlarını değiştiren öğretmenlerdi.
    bu gün demokrasinin özgürlüğün aklımızın sınırlarını zorlayan bir güçle yaşandığı ülkelere lütfen bir bakın. hepsi kılı kırk yararcasına hassasiyetle öğretmen yetiştirirler.
    finlandiya, japonya lütfen öğretmen sistemlerini bir okuyun!
    öğretmen toplum mimarıdır.
    bizim toplumumuzda en çok öğretmene ama çok iyi yetişmiş öğretmene ihtiyaç vardır.
    ve bu öğretmenler mesleklerini severek yapan idealist insanlardan seçilmelidir. bu seçilmiş öğretmenler mesleklerini asla bilgilerini satarak geçinenler seviyesinde de icra etmezler.
  5. 6 senelik eğitimin ardından artık içerisine sözleşmeli olarak katıldığım meslek grubu. eğitimimin son 3 senesini öğretmen ve eğitim kalitesi, öğrenci yetiştirilmesi gibi konularda kafa patlatarak geçirdim. fizik öğretmenliği yaptığım için fizik dersinin liselerde ki yeterliliği, kalitesi metotları gibi çoğu konu hakkında da okuma ve gözleme dayalı araştırma yaptım. keza o kadar araştırma işin içine girdiğiniz de doğruluğunu ortaya koyduğunda daha da bir pişman oluyorsunuz.

    sosyal statü olarak öğretmenlik 60, 70 ve 80 lerde öğretmen yetiştirme kursları, dışarıdan öğretmen olma, lise mezunlarına 32 günlük eğitimlerle öğretmenlik atanması gibi nedenler yüzünden kolay meslek olarak nitelendirilmiştir. 80, 90 ve 2000lerin jenerasyonunda yakalanan kalite ve bu süreçte öğretmenliğin üniversitelerde fakültelerde zorunlu eğitim alınarak ve formasyonun 4 yıllık sürece yayılalarak verilmesiyle bir nebzede bu statüsünün toparlar gibi olsada, 70'lerden bu zamana kadar hükümet değişiklikleriyle beraber müfredatın değiştirilmesi, her atanan bakanın kendini ispatlamak için parti görüşleri doğrultusunda kibirli bir dizayn istemesi, oy manipülasyonu olarak görülmesi, jenerasyona ve teknolojiye yönelik yenilikler yapılmaması, düzenlenen eğitim programlarının görevlilerinin zamandan ve öğretmenlerden kopuk hükümet adamları (öğretim üyeleri, araştırma görevlileri, devlet memurları vs..) olması ve asıl amaçlarının politik olarak belirlenmesi nedeniyle oyuncak olmuş ve asla standart bir kalite yakalayamamıştır. sistemin sürekli aksak bir vaziyette olmasından ötürü yetiştirilen öğretmenlerde büyük sıkıntı olmuş ve bu yüzden bugün de toplumda ki konumunu neredeyse kimse beğenmemektedir.

    öğretmen kalitesinden devam edeyim; 97’den sonra yetiştirilen öğretmenlere tanınan serbestlik bir süre sonra cılkı çıkmış, denetim mekanizması olmaması yüzünden öğretmenlerin kendini geliştirme ya da yenileme gibi bir arzusu-hareketi olmamış, öğretmen olmanın ana bilim bölümlerinde okuyan öğrencilere 2 aylık toplamda 12 saatlik ( 10 saat gözlem, 2 saat anlatım) gibi denetimsiz, sağlıksız ve kalitesiz bir eğitim stajı ile yolunun açılmış, uzun tatillerin abartılmış ve bu tatillerden hiç iyi sonuçlar çıkmamış (hiç bir ek çalışma ödev ya da kurs almamak..), 80 ilde üniversite açılarak var olan üniversitelerde ki eğitim kalitesinden daha da az kaliteli eğitimle yetiştirilen yeni jenerasyon öğretmenler olmuş ve bu öğretmen olacak bireylerin öğretmenlik konusunda hem sosyal baskı (öğretmenlik mi yapıcan şimdi gibi sosyal küçümsemeler) yemesi hem de kendilerinin zaten istekle yapmaması (kimsenin ilk tercihi değildir öğretmenlik) öğrenci jenerasyonunun gelişimini, yeni yetişecek öğretmenlerin kalitesini ve hali hazırda ki öğretmenlerin uygulama, anlatım ve öğretim kalitesinin dibe çekmiştir. daha arkasına ekleyeceğim 200 tane madde ile yetişen öğretmen kalitesinin yerlerde olması nedeni ile şu anda ki eğitim sistemi çöküş halindedir. bu yüzden eğitimde ki ilk suçlu olarak günümüzde üzerine yürünmek için sebep aranmaktadır.

    şimdi size ailelerin neden öğretmenlerden memnun olmadığını ve öğretmenleri neden günah keçisi olduğuna dair başka bir yaklaşım yapayım, 2000’lerde doların dünya üzerinde her noktadan fışkırması, alım gücünün artması gibi nedenler ile 2000’ler neredeyse her ailenin bireysel olarak bir şeyleri sahiplenebildiği alabildiği bir 10 yıl olarak geçmiştir.burayı aklınızda tutun. 1992’de hazırlanan ve uygulanmaya başlayan bir ilköğretim eğitim sistemi vardır. “öğrenci özeldir ve bireyler her zaman gelişebilir” mottosunu kullanmıştır, yani eğitim sistemi 1992’de yasal olarak öğrenci ve yaşam temelli olmuştur. daha öncesinden de böyledir ama uygulaması yoktur. fakat 1992’de uygulamaların görülmesi için müfettişler yağdırılmıştır. bu jenerasyondan sonra yetişen öğrenciler 1993-1996-1999 girişli tüm öğrenci jenerasyonlarının ailelerine de bu mentalite aşılanmış ve çocuklarının özel oldukları her zaman yapabilecekleri vurgulanmıştır. bu vurgulama ve reklam 2000li yıllarda alım gücünün artmasıyla ailelerinde öz güvenlerinin tabiri caizse arşa çıkmasıyla kendilerininde özel oldukları bu yüzden çocuklarının her şeyi yapabilecekleri olarak yanlış bir algıya dönüşmüştür. somut şeylere sahip olabilen ve para ile kendilerine zaruri bir üstünlük bahşeden 2000’lerin aileleri çocuklarınında üstün olduğu yanılgısına düşmüştür ve gerçeği kabullenmek, çocuğun özel olmasının öss ile değil farklı bir alanda özel olmasını anlayamayacak kadar ileri gitmişlerdir. bu jenerasyon suçu kendi çocukluklarında ki asıl suçlulara 70, 80 ve 90 ların beleş memurları öğretmenlere yüklemiştir ve hükümet manipülasyonu ile sistem yetersiz, eğitim berbat, öğretmenlerin artması lazım gibi politik söylemlerle bu suçlama arşa çıkmıştır. 2000’lerden sonra siyasi-oy amaçlı eğitim politikasıda öğretmenlerin yetişme kalitesini yukarıda söylediğim şeyleride içine katarak baltalmış ve yetişen kalitesiz jenerasyonların sorumlusu hükümet değil, sırf üniversite okumak için istemeye istemeye öğretmenlik yapan jenerasyon olmuştur. dahası yetişen kalitesiz insanlardan yakayı silken aileler suçlu bulduğu okullarda ve öğretmenlerde çözüm arar. öğrencilerini özel okul denen ticarethanelere verirler, isterler ki 7-5 arası çocuk çıtını çıkarmasın ders çalışssın, beni de rahatsız etmeyin. böyle özeldir o çocuklar işte.

    bir baktımda fazla uzatmışım, daha size bir 100 sayfalık rapor yazacak kadar doldum aslında ama yeri değil. her ne ise... gözlemlerim de tam yukarıda yazdıklarımdır, rehberlik öğretmeni bile rehberlik ile yönlendirme arasında ki farkı bilmez, kendini asla geliştirmemiş, asla açıp rehberlik, psikoloji vs. okumamış insanlardan oluşur. sizde ona doğruları söylersiniz seminerde sonra herkes ilk defa üniversite dersinde bir şey öğrenmiş edasıyla şok olur. ben bu eğitim sistemini değiştiricem diye bir yemin etmiştim, eğer bu yıl okulda hipotezimi doğrularsam ve çalışmalarıma kimse sekte vurmaz ise sevgili youser'lar sizin çocuklarınız için umut var demektir.
  6. zor bir mesleği icra eden kişidir öğretmen. kendim asla yapamayacağım bir iştir öğretmenlik. 25-30 tane çocuğa tahammül etmek, disiplin sağlamak ve en zoru da bir insana bir şeyler öğretmek.

    hayatımda öğretmen olması gereken, öğretmenlik vasfı çok üst düzeyde olan ancak farklı mesleklere yönelmiş çok insan gördüm. özellikle öğrencilik hayatımda çok rastladım. aynı zamanda öğretmenlik vasfı sıfır olduğu halde öğretmenlik yaptığını zanneden bir sürü öğretmen gördüm. ya da hoca. adına ne derseniz deyin. özellikle öğrenciliği, öğrenme yeteneği çok üst düzeyde olup, fransızca felsefe kitabından eşzamanlı çeviri yapıp ders anlatacak çapta ama hocalığı sıfır olan profesörler tanıdım. bunların hocalık yapmaması gerekir.

    öğretmenlik hakkıyla yapması çok zor bir meslektir ama öğretmen olarak atanmak, eğitim fakültesinden diploma alabilmek bir o kadar kolaydır. eşşek bağlasan mezun olur. öğrenci yurdundayken, hocaları tek yüzü yazılı bir a4 kağıdı ezberleyip ertesi günkü sınava gelmelerini istemiş insanların "kim ezberleyecek bu kadar şeyi, insafsız bunlar" tarzında serzenişlerini gördüm, önümde 1000 sayfa beklerken. yazıklar olsun size.

    yine de bir sayfayı ezberlemek, öğrenciye anlatacağın müfredata hakim olmak mesele değil, açıp okursun öğrenirsin yeri gelince. mesele öğrendiklerini aktarabilmekte, öğrenciye öğrenme isteği aşılayabilmekte. hele türkiye gibi öğrencinin hiçbir şey öğrenmemek amacıyla okula geldiği bir ülkede daha da önem kazanıyor bunlar. yoksa öğrenci saçını uzatmış, koluna bileklik takmış, yok spor parası vermemiş gibi skimsonik teranelerle hiç yol alamayız. alamadık da zaten.
  7. kutsaldır. kıçınızı da yırtsanız kutsal kalıcaktır. okula gitmediğim bir gün içerisinde insanlardan edindiğim bilgi yok denecek kadar az. ha burda beni veya çevremi suçlayabilirsiniz o kabul.

    ama artık vay yatıyolar yok senenin yarısında çalışıyorlar para kazanıyorlar vb şekilde zırlayanları insafa ve düşünmeye davet ediyorum.
    kuz
  8. her meslekte olduğu gibi bu meslekte de, iyi veya kötü öğretmenler var. lisede disiplinciler, dersi vereyip çıkayımcılar herkesin bir tarzı var.üniversitede egosu şişkin profesörler, öğrenciyle öğrenci olanlar. bütün bunları iyi ve kötü olarak söylemiyorum her öğretmenin yaklaşımı farklı çünkü sınıflar farklı.geveze ve dersi asan bir sınıfla dersi sürekli takip eden bir sınıf aynı yaklaşımı tabiki görmez.bazı hocaların öğrettikleri hep akılda kalır, bazılarına derse girer çıkılır, kimisi hayatımızda önemli hocalardır. aşırı derecede kutsallaştırılması veya yerlerde süründürülmesi yersiz.
    insan kendi kendini yetiştiriyor. öğretmen eğitim sürecinde olumlu ya da olumsuz etkisi olabilir.bütün olumlu ve olumsuz etkilerini bir kişiye yüklemek de haksızlık gibi bu açıdan.bir öğrenci hangi eğitim döneminde olursa olsun bilgiyi almak istiyorsa alır.
  9. bir valize kaç çocuğun gülüşü sığar? bir can kaç hayata can katar? öğretmenlik öyle bir meslek ki bir öğretmen yüzlerce hayatı ihya da edebilir, heba da. öğretmenin mesleğine bakışı önemli.

    bir anlatıya göre fransa'da ağır işlerde çalışan işçilerin meslekleri hakkında ne düşündüğünü araştıran bir bilim adamı, bir mermer ocağında devasa mermer kütlelerini parçalayarak hayatlarını kazanan üç işçiye ne yaptıklarını sorar. birincisi: "kör müsün? bu sıcakta bu dev gibi kayaları parçalamaya çalışıyorum." der. ikincisi: "işim çok zor ama ailem için para gerekli." cevabını verir. üçüncüsü ise kollarını göğe doğru kaldırarak: "bir katedral inşa ediyorum." diye soruyu yanıtlar. öğretmenlerin işlerine yaklaşımı üçüncü işçi gibi olursa her şey daha kolaylaşır.

    kuru kuru bilgi aktarmaktan ziyade bir öğrenciye kendini değerli hissettiren, onun fikirlerinde ışık yakabilendir öğretmen. öğrencinin gözünden gönlüne akabiliyorsa başarmış demektir.

    teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, tahtalar ne kadar akıllanırsa akıllansın eğitimin temel taşı ve olmazsa olmazı öğretmendir. gelişen hiçbir teknoloji bir öğrencinin saçını okşayamaz, ona kendini değerli hissettiremez.

    bu madalyonun bir yüzü.

    diğer tarafta toplumun gözünde öğretmeni itibarsızlaştıran, insanlardan "ay yazık öğretmen misin?" iması taşıyan sözleri duymasına maruz bırakan, öğretmeni küstüren ve yalnızlaştıran, öğrenciye tanınan serbesti ve haklarla (9, 10 hatta 11 zayıfla sınıf geçebilmek gibi) öğretmenin elini kolunu bağlayan bir sistem var. bunlar kimse tarafından görülmez. çünkü insanlar öğretmenin tatiline odaklanmıştır. davulun sesi uzaktan hoş gelir. kulağının dibinde çalarsa dayanamazsın.

    bunların yanında yalnızlık, karamsarlık, büyümenin ve ergenliğin getirdiği sıkıntılar, parçalanmış ailelerin çocuk ve genci içine düşürdüğü boşluk, teknoloji, bağımlılık yapan ve insanı hayattan koparan maddelerin esiri olma tehlikesi tarafından kuşatılmış bir nesil var.

    bugün yeni nesil kimin ve neyin eseri olacağını şaşırmışken öğretmenlere her zamankinden daha fazla sorumluluk düşüyor.
  10. yaşantısına, tarzına, takıntılarına ve alışkanlıklarına hayranlık duyuyor, onunla her karşılaştığımda hazine bulmuş gibi hissediyordum. gizemli bir havası vardı. zaman zaman yazılarında kendini gösteren muzırlığı, kaynağını kişiliğinin bu gizemli boyutundan alan huzursuz, mantıksız ve vahşi yanının bir yansımasıydı.

    sıradanlıktaki düzeni görüyorum. düzenin tanrı olduğunu biliyorum. tanrıyla tanıştığıma memnun oldum.

    kendisi tanrıyla ortak arkadaşımız olur.

    cool cat.*