1. yazı, insanın buradalığından üretildiği anda oradalığa transforme olarak anonimleşir. buradalığındaki spesifikasyonlar başka oradalıklardan indirgenmiş düşüncelerden oluşur ve yine bunu başka bir oradalığa anonime eder. elbette bu anonimlik yazıyı okuduğumuz zaman asla görünmez. yazıyı okumaya başladığımız an ikisi de(yazı ve okuma) birbirini imler ve bir kısır sirkülasyon oluştururlar.
    yazının anonimliğinin korunabilmesi için okuyanının da anonimleşmiş olması lazım, yani okuyanlığından sıtkını sıyırmış olması lazım. şöyle der blanchot;

    '' aslında yazı özünde hep dokunulmaz olarak varsayılmıştır çünkü bütünlüğü gerçekdışı bir bütünlüktür, üstelik kendisi bu durumu geri döndürelemeyecek bir biçimde kurmuştur. ama eğer yazmak tekil birtakım izleri elde bulundurarak ( parçalardır bunlar ) bunlardan yola çıkıp birleşmeyecek, yan yana gelmeyecek yollar çıkarmak, onların birbirlerinden ayrıldığı yerde bulunmaksa -bu yol ayrımının sadece ayrıldığı yeri bilebiliriz; neyi bırakıp ayrıldığını bilemeyiz- o zaman hep bir risk vardır, okuma, bu yan yolların çoğulluğunu canlandıracağı yerde, onlardan yola çıkarak yeni bir bütünlük oluşturabilir ya da daha beteri bu alandaki boşlukları doldurmak için anlam, varlık dünyasında hangi gerçeklerin, hangi şeylerin ona karşılık gelebileceğini aramaya başlar. ''

    yani yazı, okuyan kişide refleksif bir anlamlandırmayı ayyuka çıkarıyorsa yine kısır döngünün içerisine hapsolur. ama yazı anlamlandırmanın ötesindeki bir anonimlikten ışıldayıp parça parça dökülüyorsa ve okuyan da bu parçalı yazının sahibinin özelliklerine sahip ise anonimliğini, olması gerekenliğini korur yazı.
    anlam aranımına sahip bir bakış öznesi yazıda asla gerçek bir anlam'ı göremez.
    zira bu anlam aranımının dinamiği salt bahsolunan kısır döngünün devindiriciliği ile edinilmiştir.