• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (9.33)
okuribito - yojiro takita
çello çalan daigo kobayashi, orkestrasının dağılmasının ardından eşiyle beraber doğduğu kasabasına geri döner. başka bir işte çalışacak deneyimi olmadığı için deneyim aramayan "departures" ismindeki bir işe seyahat acentası zannederek başvurur.
aslında yapacağı işin japon kültüründe önemli bir yere sahip "nokanshi", yani ölüleri öbür taraftaki yolcukları için hazırlama geleneğinin bir parçası olduğunu öğrenir. daigo'nun işi ölüleri usulüne göre tabutlara yerleştirmektir. ilk başlarda bu durumda hoşlanmasa da zamanla işine alışılan daigo'nun kendi yaşantısı, bakış açısı ve duyguları da bu işle beraber değişecektir.
  1. son veda (japonca: おくりびと|okuribito), yōjirō takita'nın yönetmenliğini yaptığı 2008 yapımı japon filmi. 81. akademi ödülleri'nden yabancı dilde en iyi film akademi ödülü'nü kazanmıştır.
  2. japon filmlerini sevmediğimi söylerdim hep. birgün gerçekten sevip sevmediğim üzerine düşününce aslında gerçeğin hiç de öyle olmadığını fark ettim. aklıma zevkle ve büyülenerek izlediğim akira kurosawa filmleri ve hayao miyazaki animasyonları geldi, ne bileyim battle royale, isao takahata'nın grave of the fireflies, the tale of the princess kaguya animasyonları, shôhei imamura'nın narayama türküsü, tokyo story geldi. bu liste böyle uzayıp gidebilir. haruki murakami okuduktan sonra da japonya ve japon kültürüne ne kadar önyargılı olduğumu fark ettim (aslında yıllar önce buenos aires'de tanıştığım japon arkadaşım biraz olsun bu önyargımı kırabilmişti doğrusu). çünkü aslında yabancı düşmanlığı, ırkçılık, ayrımcılık illetleri eğer üzerinde çalışmazsak hepimizin içinde öyle gelişmeye müsait ki. kendimiz dışındaki yaşamları ve kültürleri anlamak ve tanımak ne kadar kıymetli bir çaba. dünyayı ancak böylesi bir çaba yaşanabilir kılabilir sanırım.

    epey uzun bir girizgah oldu ama film bana bütün bunları hatırlattığı için yazmadan edemedim.

    okuribito yaşam, ölüm, müzik ve yemek üzerine bir film. ve bence aslında insanın kendini, hayatı ve ölümü tanıması ve esas olarak bütün bunlarla yüzleşmesi üzerine.

    kobayashi'nin çello çaldığı orkestra ludwig van beethoven'in 9. senfonisini son kez çaldıktan sonra ekonomik sebeplerden dolayı dağılır. işsiz kalan kobayashi yıllar önce terk ettiği kasabasına ve yüzleşmekten kaçınarak halının altına süpürdüğü anılarına geri döner.

    !---- spoiler ----!

    çocukluğumda kış beni bu kadar üşütmezdi

    !---- spoiler ----!

    film kadar müzikleri de şahane soundtrack

    kobayashi ve karısı mika arasında geçen bir konuşma normallik nedir diye düşündürten ve ölümle nasıl da yüzleşemediğimizi gösteren bence çok önemli bir diyalog:

    !---- spoiler ----!

    -neden söylemedin?
    -çünkü karşı çıkardın.
    -tabii ki. böyle bir işten utanmıyor musun?
    -utanılacak ne var? ölü insanlara dokunuyorum?
    -normal bir iş bul.
    -normal? herkes ölür. ben de öleceğim. ölüm normaldir.

    !---- spoiler ----!

    (bkz: taş mektup)
  3. "-al.

    -ne bu?

    -taş mektubu.

    -taş mektubu mu?

    -çok eski çağlarda,insanlar yazıyı keşfetmeden önce, hislerini ifade eden taşları bulur ve onları başkalarına verirlermiş. taşı alan kimse, ağırlığına ve dokusuna bakıp veren kişinin hislerini anlarmış. mesela, taş pürüzsüzse bu iyi bir şeyi, pütürlüyse de kötü bir şeyi ifade edermiş.

    -teşekkür ederim.

    -ne hissettin?

    -söyleyemem, sır. sana büyük bir sır söyleyeceğim

    -ne güzel hikayeymiş."