• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (0.00)
ölesiye yaşamak - erich maria remarque
erich maria remarque, 1.dünya savaşı'na katılmış; savaşın yıkımlarını, anlamsızlığını batı cephesinde yeni bir şey yok romanında anlatmış, roman savaş sonrası edebiyatının hızla yaygınlaşmasına yol açmıştır. naziler 1933 yılındaki ünlü kitap yakma operasyonunda, bu romanla birlikte onun dönüş yolu romanını da yaktılar; remarque'i ele geçiremediler, ama 1943 yılında alman savunma güçlerini zaafa uğratma suçlamasıyla kız kardeşinin başını baltayla keserek idam ettiler. bu kitap, siyah mezar taşı, simgesi etrafında, kaderini siyah gömleklilere teslim eden bir ulusun trajedisini ironik bir dille ve çok sayıda simgeyle anlatıyor.
  1. hakikaten muhteşem bir eser. yani öyle klasiklere dek geliyorum ki kıvrana kıvrana bitirdiklerim oluyor. yoğun bir kültür bombardımanı altında; dönemlerinin onlarca yazar, şair, ressam, heykeltıraş ve bilimum sanat erbabına göndermelerle dolu bu klasikler, her ne kadar defalarca işlenmiş konuları farklı biçemlerde ele almalarından dolayı özgün bir tarza sahip olsalar da içerikleri çok yorucu olabiliyor.

    erich maria remarque'ın okuduğum ilk eseri. ve yukarıda bahsettiğim, bana göre negatif olan özelliklerin hiçbirine sahip değil. yazar, yeri geldiğinde teknik terimleri dahi romana güzelce yedirmiş. konu zaten hayli ilgi çekici: 1929 dünya ekonomik buhranı almanya'sı. hiperenflasyondan dolayı ekonominin düştüğü artık absürt denilebilecek bir durumdaki toplumun hikayesi. toplumsal yapı'nın günden güne nasıl zedelendiğini ve bu umutsuzluk halinin nazizme nasıl zemin hazırladığını adım adım görebilirsiniz. buna en bariz örnek, kitapta çok yalın bir şekilde şöyle bir sahneyle dile getiriliyor:

    artık ihtiyaç maaşları yetişmeyen engelliler, yaşlılar, savaş gazileri bir eylem düzenlerler. bu eyleme arabaların kullandığı yolda devam ederler ve trafiği kitlerler. o dönem araba sahibi olmak demek "enflasyon vurguncusu" olmak demekle eşdeğerdir. her şeyden önce aç olan bu eylemci kitle, başlarda belli olmayan bir nefretle arabaların içindeki vurguncuları şöyle bir süzerler, sonrasında trafikten sıkılan bir enflasyon zengininin fevri bir tepkisiyle bu nefretleri açığa çıkar. tam bir şeylere yelteneceklerken; o sırada kaldırımda yürümekte olan kahramanımız, ileride bir binanın önündeki bir kahverengi gömleklinin "gelin, nasyonal sosyalistler size yardım edecek" dediğini işitir. engelliler, binanın önüne toplanmaya başlarlar.

    görüldüğü üzere, nazi almanya'sı bu şekilde kuruldu. ha devamında, sosyal darwinizm gereğince bu engelliler naziler tarafınca iğnelerle öldürülmüşlerdir. hatta kitapta buna da bir atıf vardır. akıl hastanesinde çalışan "aklın binbaşısı" doktor wernicke'ye, naziler, hastalara öldürücü iğne vermesi için baskı yaptığında karşı çıkan doktoru zorla cepheye yollamışlardır ve nihayetinde doktor orada ölmüştür.

    ayrıca kitabın sonunda remark her şeyin nasıl da görmezden gelindiğinden, eski nazi kurmaylarının devlet ödenekleriyle sefa sürdüklerinden, birkaç tane numunelik üst rütbelinin savaş mahkemelerinde cezalandırılmasının bütün suçluları cezalandırmakla eşdeğer olmadığından yakınıyor.

    isabelle'i (sürrealizm), george kroll'ün "bırak geçen geçsin, sen varolmaya, sadece varolmaya bak" şeklindeki yaşam felsefesini (egzistansiyalist), okurla azıcık yüz göz edilmiş bütün kadın karakterlerin nasıl da menfaat düşkünü oldukları, kimisi için de, olmak zorunda kaldıkları; bu minvalde tam bir gevşek olan gerda'yı (vahşi pragmatizm), kitapta en çok sevdiğim karakter, acımasız bir realist olan, ve bunu sürekli tanrısını arayan; her bulamayışında ise çocuksu bir kin duyan ana kahramanımızın romantik yüzüne çatır çatır vuran bir nevi aşmış da gelmiş doktor wernicke'nin aforizmaları, bütün bunların kolektifliğinde gün yüzüne çıkan ve sürekli değişen, bi'nevi hayatın anlamını arayan ludwig'in iç çatışmaları, felsefeye giriş niteliğinde ilgili okullarda okutulmak için dahi kullanılabilir. başında da belirttiğim gibi enfes bir yapıt.

    "aslında bu tür adamların tanrı'dan ne anladıkları da tartışmalıdır. mesela, heinrich kroll için tanrı, prusyalı bir feldmareşaldir."