• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (7.55)
ondskan - mikael hafström
1950'lerde isveç'te geçen hikayede, ergenlik çağındaki erik, üvey babasının dayağı yüzünden hayatı çekilmez hale gelmiş bunalımlı bir gençtir. üvey babasının verdiği bir kararla evden uzağa, bir yatılı okula gönderilen erik, bunu bir kurtuluş gibi görse de kısa zamanda hiç de göründüğü gibi olmadığını farkedecektir. okulda öğrenciler arasında ciddi bir rekabet vardır ve güçlü öğrencilerin güçsüzleri ezdiği bir ortam oluşmuştur. öğretmenlerin bile öğrenciler kadar baskı altında olduğu bir tür hapishanede olduğunu farkeden erik'i, artık geride bıraktığı yaşantısından bile daha zor günler beklemektedir.
  1. isveçli yönetmen mikael hafström'ün 2003 yapımı filmi. bir yatılı okulda öğretmenlerin bile müdahale etmediği acımasız bir öğrenci hiyerarşisine kafa tutan erik'in olgunlaşma mücadelesidir bu film. yıllar boyunca üvey babasından gördüğü şiddeti annesine sevgisi yüzünden bir şekilde bastırmıştır. fakat okulda gördüğü muameleye karşı onu sınırlayacak bir engel yoktur artık.

    film türkçe'ye "şeytana karşı" adıyla çevrilmiştir.
  2. türkçeye gayet isabetli bir şekilde çevrildiğini düşündüğüm film. şeytana karşı. vermek istediği ana düşünce bakımından oldukça sağlam temelleri olsa da işleniş bakımından da bir o kadar zayıf.
    aslında tek cümleyle özetlersek pierre'in şu ifadesi her şeyi açıklar nitelikte:
    "belki de sistem böyle işliyordur değil mi? altındakilere eziyet edeceksin, sonrasında da intikam isteyecekler."

    şeytan, doğası gereği zorunlu olan bir itki. şeytan, yani ondskan, kötülük. hikayede şeytanın karşılığı ne üvey evladına işkence eden baba, ne meslek lisesindeki arkadaşlarını sebepsiz yere döven erik ne de stjärnsberg'de alt sınıflara tahakküm uygulayan üst sınıflar. şeytan iyiyle kötünün dengelendiği terazinin kara tarafı. yani nötr tarafı koşulların yardımıyla iyi tarafa iten güç.
    filmdeyse iyinin hikayesi anlatılmış. erik'i kötü olmaya mecbur eden şeylerin ardından koşulların değişmesiyle erik iyi tarafı seçmeye mecbur kalır . bu koşulları diyalektik materyalist bakış açısıyla değerlendirirsek ilk kötünün neden kötü olduğuna ekonomik, sosyal, coğrafi hatta iklimsel* koşullarla karar verebiliriz. bize düşen ise olaylara biraz daha sağduyuyla yaklaşıp karşıtlığın hangi tarafında olacağımıza karar vermek.*
    sde
  3. (bkz: youreads sinema grubu) nun yıllık programında mayısın ilk haftası isveç'e ayrılmıştı ve bergman, östlünd, moodysson gibi yönetmenlerin önemli filmleri izlenmiş durumda olduğu için elimizde "ondskan" kalmıştı, onda karar kılındı.

    film niyeti açık ve net bir şekilde işlendiği için üzerine fazla konuşmak yersiz olacak. ancak değinmeden geçemeyeceğim birkaç şey var:

    -başroldeki çocuğu kıvanç tatlıtuğ'un kuzey-güney'deki haline benzeten yalnız ben miyim? ayrıca oda arkadaşı pierre'i çok güzel hareketler bunlar'daki ibrahime.

    !---- spoiler ----!
    okulda onca işkence, sindirme dönerken okul idaresi ve öğretmenlerin bunları görmezden gelmiş olmayacağını düşünüp senaryoya çatacaktım ancak sonradan bu konseydekilerin paralı olduğunu hatırlayınca "eh, olabilir" dedim.

    - erik'in ringde dahlen ve yanındakini dağıttığı sahnede biraz öfke boşaltımı yaşadım ve bir anda onlardan birine dönüştüğümü hissettim, demek ki atmosfer iyi kurulmuş. bir de, o ring sahnesinin daha şaşalı olmasını beklerdim.

    - açılış sahnesi oldukça başarılıydı. klasik ama başarılı.

    - mutlu sona bağlıyıcaz diye sonunda epikliğe kaçılmasa daha iyi olurdu. mesela erik babasıyla odaya girerken "bir daha olmayacak anne" dediğinde kapı kapansa ve film bitse kalitesi 7.1'den 7.2'ye çıkabilirdi nazarımda.

    !---- spoiler ----!

    özetle, insanın sinirlerine hoplattırabilecek tesirde ancak "izlediğim en iyi filmlerden biriydi" dedirtemeyecek düzeyde bir filmdi, alıcılara duyurulur.
  4. ana karakter erik ponti'nin duygu serüvenini severek izlediğin bir film. biraz bilgi vermek gerekirse;

    kavga etmesi üzerine liseden atılan erik ponti yeni ve özel bir okula gider. hiçbir belaya bulaşmak istemez ancak okul kışkırtıcı insanlarla doludur ve bela erik'in peşini bırakmaz.

    yönetmen: mikael håfström
    yazar: jan guillou (roman), hans gunnersson (senaryo), mikael håfström (senaryo)
    yapım: 2003
    tür: dram

    !---- spoiler ----!
    erik ponti, hem ailesinde hem okulunda şiddet içinde yaşayan bir genç. üvey babasından sürekli dayak yemesi onu şiddete alıştırır ve bu yüzden okulda kavga ve hır içinde yaşar. ancak yönetim bundan memnun değildir ve onu okuldan kovarlar. erik için bu durum çok karmaşıktır. çünkü şiddet içinde yaşayıp da kavga etmemeye çalışmak onun için çok zordur.

    sevgi dolu annesi güç bela oğlunu yatılı bir özel okula gönderdiğinde ise erik, kavga etmeyip okulu bitirme niyetindedir. sadece bir yıl kalacaktır okulda ve bu yüzden her türlü beladan uzak durmak isteyecektir. yine de, her zamanki gibi, hayattan umduğunu bulamayacaktır.

    yaşadığı güçlüklerden bilgece sıyrılması ve yüzleşmesi gerekenlerden kaçmaması erik'in çok güçlü biri olduğunu anlatıyor. spor yaptığı için de bedenen de güçlü bir durumda. bunun nasıl olduğuyla ilgili de tek bilgimiz annesinin onu çok sevdiği ve onunla ilgilendiği. filmde üvey babasının onu sürekli dövmesi, şiddete duyarsızlaştığı ve bu yüzden güçlü hale geldiği belirtilmiş ancak bu durum erik'in hak gözetmesini açıklamıyor.

    kitapta liseden atılmadan önce tefeci bir çete üyesi olduğu ve borçlarını ödemeyenleri dövdüğü yazılı. burada geçirdiği vakit erik'e hak, hukuk ve ceza kavramlarını öğretmiş olabilir. ancak filmde bununla ilgili bir ayrıntı yok.
    !---- spoiler ----!

    erik'in duygusal serüvenini keyifle takip ettiğim bir film oldu. bu kadar güçlü biri her şeyi başarabilir.
  5. youreads film grubunun 7 mayıs gecesi eş zamanlı izlenilmiş filminin, birazdan baştan sona spoiler içererek kaleme alınmış yorumlamasıdır okuyacağınız.

    !---- spoiler ----!
    insan dediğin bedeni sınırlı, öfkesi sınırsız bir varlık. eric öfkesini kontrol edebilmekle, kendi içindeki verdiği savaşı bir yerde sonlandırmış oluyor.

    adalet ve onur söylemleri hayalet gibi geziyor filmin içinde lakin varlığını bir türlü hissettiremiyor.

    sahip/köle ilişkisi üzerine kurulmuş film de; faşist nazi söylemlerinden tutun da...
    aristogratlar ve diğerleri diye toplumu ikiye ayıran ve tüm hakları * üstün görülen kişilerin eline veren müthiş adaletsiz bir sistemden bahsediliyor film boyunca.

    tüm bunları yaparken yatılı okul temasını kullanmış yönetmen. zira üst sınıflar ve yeni gelen çömezler üzerinden anlatmak, filmi çok daha akıcı hale getirmiş.

    şahsen sonlara doğru, eziyetin boyutu arttıkça gerilerek izlediğimi itiraf etmeliyim.

    !---- spoiler ----!

    izlenebilir bir film, sıkılmazsınız. ama film grubu etkinliklerinin ilk iki filmindeki gibi bir hayranlıkla izlemediğimi de söylemeliyim.
  6. birçok filmde yatılı okul devreciliği konusunu izlemiştim ama bu filmdeki gerçeklik başka bir filmde yok. karakterin her davranışı gerçekti, durduğu noktalar, harekete geçtiği anlar hepsi olağandı. bazı yerlerde seyirci olarak artık o bildiğimiz sonun gelmesini istedik, sabırsızlandık ve oldu. oldu ne oldu peki gerçek hayatta ne oluyorsa o oldu. bir şey değişmedi kendinden ve yakın çevresinden başka. oldukça güzel bir filmdi, izlemeyen varsa kaçırmamalı.
    abi