1. özgürlük kadar tanımlanamayan bir kelime olmamıştır şu hayatta. neye özgürlük derdik mesela. ülkemde bütün haklarımın korunduğunu,kendimi istediğim gibi ifade edebileceğimi bilmek mi ? ailemin aman millet ne der kaygısı olmadan yaşamak mı ? sevgilimin bencilce kararlar verip beni idare etmeye çalışmadığını bilmek mi ? sokakta istediğim saatte tek başıma çıkıp tek parça eve dönebilecek lüksüm olması mı ? bıdıbıdıbıdı. bu daha devam edecek olan listeye özgürlük denebiliyorsa eğer bence bu kelimeyi sonsuza kadar unutmalıyız.
    mavi
  2. başka bir insanın haklarını ihlal etmeden yapabileceğiniz her türlü şeye verilen isim.
  3. sorumluluk sahibi olmaktır. örnek : drink responsibly .
    ee
  4. şu dünyada senin için üzülecek hiçbir kimsenin olmayışı.
  5. yapmak istemediğin bir şeyi yapmayabilmektir.
  6. tamamı özgürlük başlığında bulunabilecek kısa tanımlardır
  7. yanlış hatırlamıyorsam kelimenin kökeni eski sümercede anne karnındaki çocuğun durumunu anlatmak için kullanılıyor aynı zamanda...muhtemeldir ki fruedyen psikanaliz ve devamı, rüşeymin anne karnındaki o halinin kişinin öze dönme arzuları çerçevesinde odipus kompleksinin de argümanı olarak ele almasını sümerlilerin bu özgürlük yaklaşmına borçlular...türkçede kullanılan biçimiyle de özgürlük,''öz'' kökünden türetilen bi kavram olarak bu anlayışı desteklemektedir...engels'e atfedilse de,yine yannış hatırlamıyosam spinoza'nın ifadesiyle,özgürlük zorunluluğun bilincine varmaktir...diye kallavi bi yaklaşım da bulunmaktadır konuya dair...naçizane düşüncem ise,kavramsallığın bittiği yerde başlayan herşeydir özgürlük
    (evet bi parça zen etkisyle :) )
  8. göze alabilmektir. göğüsleme cesaretinin olabilmesidir. icabı halinde bedel ödemeyi taahhüt etmektir.

    zordur ama güzeldir.
  9. kişinin istese sahip olamayacağı bir kavramdır. çünkü ne kadar inkar etsek de ya da fark etmesek de çevre ve toplumun etkisi altındayız. davranışlarımız ve tutumlarımız ona göre şekilleniyor tıpkı rüzgarda savrulan yaprak gibi.
  10. kendi prangalarından kurtulmaktır.

    edit: halil cibran'ın özgürlüğe bakışını eklemeden geçmek istemedim.

    "özgürlük tahtı önünde ağaçlar, meltemin dokunuşuyla titriyorlar.
    özgürlüğün heybeti karşısında güneş ve ay ışığıyla seviniyorlar.
    serçeler, özgürlüğü işitmek için ötüşüyor, çiçekler özgürlük ortamında nefeslerinin kokusunu yayıyor..
    yeryüzündeki her şey, özgürlük şeref ve sevinciyle dolu tabiat kanunlarıyla yaşıyor..

    oysa insanlar bu nimetten ne kadar yoksun!
    çünkü insanlar, evrensel ilahi ruhlarına sınırlı kanunlar koydular.
    bedenleri ve ruhları için acımasız kanunlar çıkardılar.
    eğilim ve duyguları için korkunç ve dar zindanlar yaptılar.
    kalpleri ve akılları için derin ve karanlık mezarlar kazdılar.
    aralarından biri kalksa, toplumsal kurallara ve kanunlara karşı çıksa, hemen onun isyankar, aşağılık, toplumdan sürülmeye layık, rezil ve ölümü hak eden birisi olduğunu söylerler..

    ancak sevgiyle yaşamak ve sevgi için yaşamak dururken, bir insan, ömrünün sonuna ya da zaman onu azat edinceye kadar kendi koyduğu geçersiz kanunların kölesi olarak kalabilir mi?

    dikenler ve kafatasları arasında kendi bedeninin gölgesini görmemek için gözlerini yere dikerek ya da yüzünü güneşe dönerek sonsuza kadar durabilir mi?"