1. sahip olduğu isim, yaptığı iş ile eş anlamlı olarak sözlüklere kazınacak kadar çok anlam kazanmış birini anlatmaya çalışacağım sizlere… guiness rekorlar kitabına, tarihte bilinen en üretken sanatçı olarak giriş yapmış (100.000 baskı, 34.000 kitap, 300 heykel). iki dünya savaşı görmüş, ve hayatı boyunca savaşmak zorunda kalmış; kubizm akımının kurucusu ve yaratıcısı olmuş birinden söz ediyorum…

    malaga/ispanya da dünyaya, sanatçı bir ailenin çocuğu olarak geldi. daha on üç yaşına bastığında; resim öğretmeni olan babası, çizdiği güvercini görüp bir daha resim yapmamak üzere çizmeyi bırakıp bütün dikkatini ona ve onun eğitimine vermişti. fakat çizdiği güvercin, onun hayatında hep dönüm noktası olacaktı… ikinci dünya savaşının ardından; paris de ki barış konferansının simgesi ve daha da önemlisi çocuklarından birinin ismini taşıyacaktır, onun deyimi ile “ paloma (ispanyolca güvercin) “. ama onun hayatında ki asıl dönüm noktaları, doğmak kadar hayatın içinde olan ölümün fısıltılarında gizliydi… 1894 yılında kaybettiği kız kardeşi, onun hayata bakış açısını tam anlamıyla değiştirmişti. kız kardeşini kaybettikten bir yıl sonra, 1895 kışında barselonanın tanınmış okullarından “ llotja sanat ensititüsü“ ne kabul edildi. ama kendisinin yorumunu merak ettiğim bir konu var: “ toplumlar da aile, bireyden önce gelen bir algıdır. kendisi geldiği aileden farklı bir aileden gelseydi eğer; geldiği bu noktaya varabilir miydi? neden maddi ve sosyolojik açıdan güçsüz durumda ki ailelerin bireylerinin iyi bir yerlere gelmesi mucizelerde saklı? “
    o yıllar da tanıştığı ressam carles casogemos, kendisini geliştirmesinde büyük rol oynamıştır. çıraklık dönemin de bile barselona’nın en tanınmış ressamları arasında gösterilmeyi başarmıştı bu sayede. fakat yıl 1900’ün başlarına geldiğinde tanıdık bir fısıltı tekrar onun kulağına üflemişti: ölüm. arkadaşı olan carles casogemos’un intiharı onu derinden etkilemişti. o dönem içerisin de paris de açtığı sergi onu farklı bir ülkeye sürüklemeyi başarmıştı. bu dönemi için “ mavi dönem “ adı ile bahsediliyordu. sebebi ise çocukluğundan beri en çok sevdiği renk olan mavi’nin bütün çalışmalarında yer almasıydı. ama artık çalışmalarında babasının soy ismini değil, annesinin soy ismini kullanmaya başlıyordu;
    “ picasso “…
    yıl 1904’e geldiğinde fransa’ya yerleşmişti picasso. gazeteci ve yazar olan “ max jacop “ ile birlikte yaşamaya başlamıştır. bir yandan çalışmalarını sürdürürken, diğer yandan da ev arkadaşından fransızca öğreniyordu. fernande olivier ile tanışması da bu zaman aralığında olmuştur. picasso’nun yaşadığı depresif dönemden çıkartmayı başarmıştı bu yeni insanlar. çalışmalarında ki mavi ağırlık ve hüzün teması fernande ile evlenmesi ile yeni bir akıma doğru ilerlemişti: “ pembe dönem “… bu dönem içerisinde artık picasso; soytarı, cambaz gibi sirk çalışanlarını ağırlıklı başlamıştı. acaba “ ruh halini derinden etkileyen bu denli olaylar meydana gelmeseydi, bu kadar güçlü bir ilham kaynağına yine sahip olur muydu kendisi? “…
    “ georges braque “, picasso’nun bu duygusal döneminin son baharında hayatına girmişti. ve sanat tarihinde ki reformlardan biri olan kubizm’in temelini, ikili birlikte atmıştır. “ ama tarih neden georges braque değil de picasso’yu seçmişti? “… 1. dünya savaşı, braque – picasso birlikteliğinin de sonunu getirmişti. eski klasik çizgisine dönmeye başlamıştı böylece picasso; savaş sonrası toplumsal çözülme ve teknolojik terörün yarattığı dehşeti resimlere taşımaya başladı…
    tarih 27 nisan 1937’yi gösterdiğinde almanya’nın, guernica’ya yaptığı bombardıman picasso’yu derinden üzmüştü. en ünlü eseri olarak adlandırılan guernica’yı, bombarıdımandan kısa süre sonra bitirmiştir. fakat alman bir askerin, eserin tamamlanmasına kısa bir süre kala sorduğu: “ bu resmi siz mi yaptınız? “ sorusuna, “ hayır, siz yaptınız…” diyerek cevap vermiştir.
    “ sanat toplumsal bilinçlenme için gerekli bir kaftan iken, sence toplum için yaptıkların yeterli miydi? “

    picasso’dan sevgilerle…
  2. ispanyol ressamın kendi ağzından dökülenler...

    "modern resimle ilgili olarak araştırma sözcüğüne neden o kadar önem verilir anlamam. bana göre, resimde arayış hiçbir anlama gelmez. mesele, bulmaktır. kısmetini değiştirecek cüzdanı bulmak için başını öne eğmiş adamla kim ilgilenir? bir kişi bulduğunu bulmayı amaçlamamış da olsa, bulduğu şey nedeniyle hayranlığımızı olmasa bile en azından merakımızı cezbeder.

    işlediğim söylenen günahlar arasında hiçbiri, yapıtlarımda temel bir amaç olarak araştırma ruhu taşıdığım düşüncesinden daha yanlış değildir. resim yaparken benim amacım, aradığımı değil, bulduğumu göstermektir. sanatta niyet etmek yetmez. ispanyolcada bir deyim vardır:
    aşk somut verilerle kanıtlanır, bahanelerle değil. insanın neye niyet ettiği değil, neyi yaptığı önemlidir."
  3. özel hayatında tam bir pislik olması, bütün sevgililerine ve karısına korkunç davranması kendisinin dahi olduğu, sanat dünyasında çığır açtığı gerçeğini değiştirmiyor.

    bir de lütfen sağda solda "ne var bunda bunu ben de yaparım" demeyin. kendinizi rezil etmeyin.
  4. leonardo da vinci'nin 15 yıl üzerinde çalıştığı eseri mona lisa 1911’de louvre’dan çalındığında şüphelilerden biri ilginç biçimde picasso’ymuş.
  5. tabloları anlam çıkarılmak üzerine olmayandır.
    sanattan, resim akımlarından hiçbir haberi olmayan şahısların ondan keyif alamaması, ancak ruhlarındaki karaltıdan kaynaklanabilir.

    picasso bir efsanedir, tutkundur, kaşiftir.