1. her gün kalp krizi geçirttiren hastalık. maalesef bende de var bu durum.
  2. beyinden kanın çekilmesi olayı. hangi durumların sizi atağa sürükleyeceğini biliyorsanız hayatınız kolaylaşır, üzerine gidersiniz o durumların. ben gidemiyorum üzerine, gitmiyorum ya da; ama siz gidin yani. ne zaman geleceğini bilememe versiyonlusu var bir de. henüz başıma lap diye bir atak gelmedi, gelmez de umarım. gelmesin lütfen.
  3. birkaç saat önce nur topu gibi bir nöbet geçirmeme sebep olduğunu düşündüğüm illet
    birden nefesim kesildi, gözlerimi kapadım ve açma refleksini gerçekleştiremedim
    sonra el ve ayaklarım karıncalanmaya başladı
    yüzümün sağ yanında bir uyuşmayla acile koştum
    sakinleştirici, mr, tomografi
    ama sonucu bekleyemedim
    tedavi gören biri atak tarifi yapsa çok sevinirim!
  4. genelllikle tedavisinde sakinleştirici olarak diazem kullanılır.
  5. kısaca beynin alarm sisteminin bozulması diye tarif edebileceğim hastalık. 2013 yılında ilk nöbetimi araba sürerken yaşadım. hoparlörden beatles'in "tomorrow never knows" çalıyordu; sanki nazire yapar gibi.
    işte tam o anda oldu herşey, sanki içinde bulunduğum ortamdan sıyrılmış ve kendime yabancılaşmıştım, müziğin sesi bulanıklaştı, yankılandı. kalbimin göğüs kafesine tekme atarcasına attığına ilk kez şahit oldum. artık kendime, arabaya, çalan şarkıya kısacası tüm sahneye sanki dışardan bakıyordum. bi şeyler fena halde ters gidiyordu tanımlayamadığım biçimde. ter basarken, kalbim göğüs kafesini zorlarken kenara çekmeyi başardım. ellerim terli telefona ulaşmaya çalıştım ki 112 yi arayayım. bugüne kadar düzenli spor yapan, düzenli beslenen, sigara kullanmayan, hastaneye işi düşmemiş ben başıma gelenleri aklım almıyordu. büyük ihtimalle beyin kanaması ya da kalp krizi geçiriyordum ve belki de bu hayatımın son dakikalarıydı. beceriksizce tuş kilidini açmaya çalıştım ama telefonu bırakıp birden dışarı çıktım, oksijene temiz serin havaya, açılmaya ihtiyacım vardı. vücut hayatta kalmak için reflekslerini harekete geçirmişti sanki; kenarda gördüğüm köftecinin rafında duran bir sürahi suyu köftecinin bakışları arasında kafamdan aşağıya döktüm. ölümü bekleyen biri için son çırpınışları yapan biri gibi hissettim. sakin olmaya, sakin nefes almaya çalıştım. bilmeden de olsa nöbetten çıkmak için ilk doğru şeyi yani sakin nefes almayı başarmışım. derin nefes almak nöbeti atlatmak için en berbat seçim çünkü. hülasa, sonrasında mr, ultrason bilumum tıbbi testten geçtim, sonuç fiziksel olarak çakı gibiydim! eee..sorun neydi? sorun, uzun süreli stresli yaşam, iş, sorunları kafaya fazla dolama gibi sebeblerden dolayı beynin alarm sistemi bozulmuş. yani markette domates seçerken birden boşluğa düşer gibi hissediyorsunuz. 37,5 mg efexor derdime çare oldu. sıcak bir duş iyi gelir bu rahatsızlığa. nöbet anında sakin kalabilmek önemlidir. ben ortalama 3-4 dakika içinde atlatıyorum, karşıdan baksanız anlayamazsınız. bu dertten muzdarip olanlara geçmiş olsun dileklerimi sunarım.
  6. planladığımdan uzun bir yorum oldu, ön uyarı yapma gereği duyuyorum: biraz sonra okuyacaklarınız, 20'li yaşlarda, türkiye'de yaşayan, üniversite öğrencisi, panik atak hastası bir kadının iç dökme yazısıdır. panik atak konusunda sadece subjektif yorumlar içerir.


    kişiden kişiye değişen belirtileri var bu hastalığın. bendeki versiyonu ile, ayda iki üç kez, kalp krizi geçirdiğimi sandığım nöbetler yaşıyorum. sürekli tekrarlayan belirtilere direnç kazandım ve görmezden gelebiliyorum, ancak bu hastalık bir bakteri gibi adeta mutasyon geçiriyor ve her nöbette yeni bir belirtiyle gerçekten kriz geçirdiğinize inandırıyor sizi. içinde bulunulan psikolojik durumun da büyük önemi var, bu yıl birkaç ay yurtdışında stresten sıkıntıdan uzak bir hayat yaşadıktan sonra, toz pembe bir ruh hali ile, "güzel günler göreceğiz, güneşli günler" diye diye geri dönmüştüm. havaalanına ayak bastığım andan itibaren, 50 yıldır gelişmekte olan ülkeler kategorisindeki canım ülkeme ait hayat gerçekleri tekrar gözüme batmaya başladılar birer birer. patlamalar, ekonomik kriz, şehit haberleri, şiddet haberleri, tüm bunların olağanlaşması, günlük hayat telaşı....

    tüm olaylar tek tek darbeleri vururken, gelecek telaşı içerisinde akademik hayatıma odaklanmayı başarmıştım ki, 10 aralık 2016 dolmabahçe patlaması ile gün içinde nefes daralmalarım, kol uyuşmalarım başladı. bu sırada mezuniyet telaşı içinde, finallerin de yaklaşması ile birlikte tekrar akademik hayatıma dönüş yaptım, final stresi de öyle küçümsenecek cinsten olmadığını hatırlatarak, diğer tüm faktörleri destekleyerek, türkiye'ye dönüşümden beri ilk panik atağımı yaşattı. bu, belirtilerini daha önceden tanıdığım bir ataktı, güç bela sakinleşerek, atlatmayı başardım.

    birkaç gün içinde, son darbeyi 19 aralık 2016 rusya büyükelçisi'nin vurulması haberi ile aldım. bütün bu haberler, yılların birikmişliği, güzel günlerin çok uzaklarda olduğu düşüncesi hep birlikte üzerime gelirken, henüz bu düşünceleri uzaklaştırmada başarılı olamadım.
    dün gece yine gündemle ilgili okumalar yapmaktan kendimi alamadım, kara kara düşünürken aniden gelen sol kol uyuşmasını fark ettim. her zaman olduğu gibi sağ kolumu kontrol edip ikisinin de aynı olduğuna, uyuşma hissinin bir sanrı olduğuna kendimi ikna etmeye çalışacaktım ki, daha önce yaşamadığım şekilde, göğsüme yayılan uyuşma ve bıçaklanma hissi(*:kalp krizi belirtilerinden en yeni öğrendiğim) ile olduğum yerden fırlarcasına ayağa kalktım. bu sırada çarpıntı ve nefes darlığı ile yüzleştim. bu kez kesin kalp kriziydi. o sırada olup bitenleri hatırlayamıyorum, 10-15 dakika sonra nefesimin normale dönmeye başlamasıyla kendime geldim. yine ataktı ve yine beni yenmişti.

    tetikleyicilerden uzak durmanın mümkün olmadığı bu şartlar kim bilir daha kaç panik atağa sebep olacak, bilemiyorum. tüm bu şahit olduklarımız bizleri görünenden çok daha derin etkiliyor sevgili youser arkadaşlarım, bu yazdıklarımın daha ne kadar örneği vardır, haberimiz bile olmayan. yine de, nazım'ın söylediği o güzel, güneşli günlere inancımızı yitirmeyelim.

    "herhal ilerdedir yaşanacak günlerin en güzelleri."
    rosa
  7. ecstasy nin tetiklediği hastalık.
    sene 2011 bir arkadaşımın ısrarı ile ecstasy denen madde ile tanışma yılım. kısa bir kullanım sürecinin ardından vücudumun bana oyunlar oynarak beni cezalandırdığını hissettim. tıp da bunun adı panik atakdı. milyon kere kalp krizi, beyin kanaması geçirdim. ama hala hayattayım. senelerim google da hastalık atamakla geçti. 5 yıldır ara ara olan bu durumu kabullendim. alışmak zorunda kaldım. cipralex lustral ikilisi ile hayatı götürmeye çalışıyorum. bir gün bitecek biliyorum.
  8. insanı korkutup komik duruma düşüren hastalık. aslında acı tabii. ama ben kendimden örnek vereyim. her seferinde komik duruma düşüyorum. üstelik hastalığım için bi ton da tartışıyorum insanlarla. onları ikna etmeye çalışıyorum gerçekten hasta olduğuma. işte beyindir kalptir o an neyden kuşkulanıyosam. geçenlerde çok alakasız bir şekilde aids'ten kuşkulandım. belirtilerini ezberledim. ve tam da olması gerektiği gibi belirtileri kendimde görmeye başladım. bi taraftan da boğuşuyorum kendimle. senin sorunun psikolojik diyorum, rahatla. telkindir, sakinliktir bi süre idare ediyorum. şöyle bir ay falan. sonra gecenin bir yarısı korku beni ele geçiriyor ve düşüyorum acilin yoluna. acil bakamıyor tabii. yarın gel diyor. en sonunda bu da negatif çıkarsa bi daha hastaneye gelmeyeceğime yemin ettim. negatif çıktı. şimdi göğüs ağrısı çekiyorum. ama doktora gitmiyorum. ilk aklıma gelen akciğer kanseri olduğumdu. durum vahim. sigarayı bıraktım. sadece üşütmüş olabileceğimi ise bikaç gün sonra akıl edebildim. en son doktora gidişimin üzerinden bi üç ay geçti. benimki hastalık hastalığı da olabilir. ama bunun bir yerinde panik atak geliyor. o an yaptığım tüm işleri bırakıp hastaneye gidiyorum. geçenlerde 5 km yürüdüm acile gitmek için. sonuç tahmin ettiğiniz gibi. bu esnada panik atak geçti ve hastane kantininde börek yiyip geri döndüm

    panik atakla bağlantılı bir rahatsızlık bu. panik atağın bir çeşididir belki. daha önceki okuduğum yorumlardaki hallerin aynısını yaşıyorum. tek bir farkla, ben zaten öncesinde de hasta olduğumu düşünüyorum. ve tetikleyen de bu oluyor.

    neyse gelelim benim çözümüme. şu amerikan filmlerindeki dertleşme toplantıları. hah işte onu tr'de yapmak neredeyse imkansız. keşke yapılabilse. ama ekşi'de veya burda başkalarının başından geçenleri okumak beni rahatlatıyor. ikincisi yüzleşme. psikolojik bir rahatsızlığınız var ve bunu kabul etmelisiniz. bu da beni rahatlatıyor. ama yüzleşmem baya vakit aldı. yine kendimden örnek vereyim. her zaman stresli bi yaşamım vardı. ama üç yıl önce stres eşiğimi aşan sorunlarla karşı karşıya geldim. şimdi de duyarsızlaştım. kaçış benim için bir yöntem. öbür türlü hayatta olsam da kendimi hayatta hissetmiyorum. hayat ızdıraba dönüşüyor. ne yaptım mesela? stres kaynaklarını yok ettim. mesela kız arkadaşım benim için büyük bir stres kaynağıydı. akıl almaz sebeplerden çıkan kavgalar. kız arkadaşımdan ayrıldım. stres kaynaklarından birine güle güle demiş oldum. okuldan mezun oldum etti iki. eski dostları aramaya başladım, mahalledeki çocukluk arkadaşlarıma kadar gittim en sonunda. hepsinin halini hatrını sordum. eski günlerden konuştuk. bu da rahatlattı.

    şimdi gelecem gelecem diyorum gelemiyorum konuya. benim size birkaç önerim var. yapması başarması zor öneriler. insana ihtiyacınız var. mesela bir ev arkadaşı. bulaşık mı yıkamıyor, gül geç. temizlik mi yapmıyor, sen yap. bunları kafana dert etmeden yap. o ev arkadaşı seni panik ataktan kurtaracak. çünkü kafan dağılacak. hep aynı şeyleri düşünmeni engelleyecek. sen derin ve çözülemez sorunları düşünürken pat diye girecek odana ve diyecek ki ulan şu film vizyona girmiş şu oynuyomuş. bi yöntem, bi öneri. ha ben ev arkadaşı almadım. bu fikir de aklıma yeni geldi.

    yüksek sesle müzik dinle. evde arabada. bağıra bağıra söyle. o an o şarkıdan başka bi şey düşünme. insanlardan vazgeçme. tahammül etmeyi öğren. muhabbete iştirak et. ne kadar çok insan o kadar az psikolojik sorun. kendini dinlemeyi bırak. mümkünse haberleri de izleme. ha burdaki en önemli adımımı söyliyim. yalandan sosyalleşme ağlarıyla mesafe. özellikle facebook'un insanları rahatsız ettiği kanıtlandı benim gözümde. buna dair baya bi şey okudum. doğru mu değil mi bilmiyorum. ama google'a facebook psikolojik sorun yazın bikaç şey çıkacak. ingilizceniz varsa daha fazla makaleye habere ulaşabilirsiniz. öyle geleneksel eleştiriler getirmiyorum facebook'a. başka bir şey var. bakın facebook anasayfama kafası kesilen adam videosu düşüyor, bi altına bikinili bir kadın fotoğrafı düşüyor, bi altına küçük sevimli bir hayvan düşüyor. saniyeler içinde irkilme, şiddet, korku, cinsellik ve şefkat duyguları harekete geçiyor. bir biri ardına. bu büyük bi sorun. bilim insanlarını dinledim ve facebooku kapattım. bir hafta bile geçmeden etkisini görmeye başladım. belki koşullanmadır. ama kendimi çok daha iyi hissediyorum.

    hah. düzenli beslenme. yemek saatlerin bile belli olacak. ve yemekler iyi olacak. yani sebze falan sulu yemekler vs. düzenli uyku. uyku saatin belli olacak. uyanmayı zaten vücut kendi ayarlıyor. üçüncüsü düzenli koşu. her gün. işin bi parçası gibi düşünün. on dakika bile olsa olur. ama her gün. haberlerden uzak durun diyorum ya onu değiştirelim. genel olarak tv'den ve türk dizilerinden uzak kalmak en hayırlısı. dört beş kaç oldu bilmiyorum. hafif filmler. romantik komedi türü. prety woman tarzı şeyler. hah en önemlisi. aileye arama kotası. mesela babanla aran iyi annen seni geriyor mu. babanla haftada iki annenle iki haftada bir konuşacaksın. daha fazla değil. kurallar net katı. stres kaynağına karşı katı olmalısın ama stres azaltıcı etkene karşı da jole kıvamında olmalısın.

    neyse ben sorunların çoğunu aştım. tüm bu saydıklarımı yaparak. ev arkadaşı hariç.

    bi de şu var: ulan ölmüyosun işte.

    en önemli meseleyi kaçırdım. üçün beşin hesabını yapmayın. savur gitsin parayı. iki üç kez savurunca alışıyosun. savrulcak para mı yok. zaten para çok olunca ona savrukluk denir mi. savurcaksın ki bi yerlerden açık çıksın. git elektrik parasıyla viski iç. sonra mumlarla kal. biraz macera biraz ardinal. ha ardinal demişken bu işin tek panzehiridir.
    git extrem bi spor yap. o zaman bu saydıklarımın hiçbirine ihtiyacın kalmaz.
    pavk