1. toplumsal cinsiyetle emek süreçleri ve üretim ilişkileri arasındaki bağlantılar, cinsiyetçi işbölümü, kadının toplumdaki ikincil konumu yalnızca kapitalist ilişkilerin bir sonucu değil kapitalizmden önce de var olan patriyarkal ilişkilerin bir sonucudur. anti kapitalist mücadele evet çok kıymetlidir ancak hem kadını hem de dolaylı olarak erkeği köleleştiren patriyarkanın varlığını küçümseyerek yapılan mücadelenin bir ve en önemli ayağı eksiktir.
  2. ataerkilliğin dost sohbetlerinde çokça dile gelmesinin nedeni erkeğin egemenlik alanının oldukça daralmasının dışavurumudur.

    ataerkillik azaldıkça ataerkillikten şikayet artıyor doğal düzeni bu. yani bugün bir erkekdost meclisinde patriarka'dan bahsediyorsa bu özünde daralan iktidar alanının sıkıntısını aşırı telafisidir, bir kadın bahsini açıyorsa bu da kendine açılan yeni iktidar alanını sindiremeyişin aşırı telafisidir benim gözümde.

    mesela çocuk gelinlerin olduğu bölgelerde hiç ataerkillik falan konuşulmaz, çünkü zaten öyledir konuşacak bir şey yoktur. peki ataerkilliğin olmadığı mecralarda şehir hayatında neden bu kadar gündemde kalıyor? çünkü sindirilemiyor, bu zaten böyledir denilemiyor tartışılmak isteniyor.
    abi
  3. daha özet belirtelim o halde. ataerkilliğin olmadığı yerde erkek sadece üzüntü duyabilir. mantıksal olarak doğuştan üstün olmayı, sebepsiz saygı görmeyi, pipimiz var diye itibar sahibi olmayı çok isteriz, bu çok süper bir şey.

    şimdi oturup bundan sızlanmayı gerçekçi bulmuyorum, bana göre kadınlar kafamıza vura vura bunu bize öğretmeli -şehirlerde öğrettiler de zaten-, elimizden o sebepsiz iktidar gücünü almalı ve ortak olmalı.

    burada erkeğin ne konuşacak, ne de tartışacak hiçbir şeyi yok. olayın öznesi kadınlar, bizler burada ataerkilliği konuşmaya çalışarak zaten kadınların kendilerine açtıkları iktidar alanına ortak olma çabasına giriyoruz. yani bunu konuşma sebebimiz elimizinden alınan pipi gücünü sindiremeyiş halimiz. eğer ataerkillik köküne kadar devam etse idi biz bunu konuşmazdık.

    şu an bunu tartışan her erkek içsel olarak ataerkilliğin devam etmesinden yanadır. ve bunu aşırı telafi halleriyle(ataerkilliğe karşı çıkarak) dışavuruyordur. bir erkek ataerkilliğe hangi gerekçe ile karşı çıkar ki? ahlak erdem falan mı? hiç sanmam. özetle erkeklerin konuşacağı bir şey yok, erkek kısmı en fazla üzülür elindeki sebepsiz iktidarı kaybetti diye.
    abi
  4. soykırımla ataerkilliği aynı zeminde tartışmayı da pek doğru bulmadım.

    ataerkillik bir suç değil, bir çeşit doğal sonuç. konunun doğurganlıkla ve ileri noktada doğum kontrol yöntemleriyle ilgisi var. insanın iki doğal dürtüsünden bir olan üremeyi bir kadın ancak bir erkeğe ait olarak yaşayabilir-di-. aksi halde yavrusunun ve dahi kendini hayatını riske atmış olurdu. bu yüzden de doğumkontrol öncesinde toplum ataerkildir. çünkü kadın erkeği bağlamak ister, her yere spermlerini saçmasın, yavrunun güvenliğini sağlasın diye birtakım haklarını feda eder. yani erkeği manipüle eder, "çamaşırını yıkıyorum, yemeğini yapıyorum, ayaklarını yıkıyorum, sen ne dersen odur gerekirse köle gibi yaşarım"a kadar gidebilir. erkek de döner bakar ne gezcem daldan dala burda kral olurum der durur evinin başında iktidarın tadını çıkarır. doğal döngüde erkeğin çiftleşmesinin kendi üzerinde bir çeşit sorumluluğu yok gibi görünüyor,çünkü doğurgan değil. eğer ahlaki bakmazsak durum bu.

    ne zamanki doğum kontrol yöntemleri gelişir, yaygınlaşır kadın da artık cinsel dürtülerini hamile kalma riski olmadan istediği şekilde bastırır, yaşar o zaman ataerkilden eser kalmaz.

    olayın cinsiyetçi hal almasının nedeni erkeğin beden ya da zeka gücü değil yani, bütün mesele yavrunun hayatı. yavrunun dünyaya geliş biçimi de gayet cinsiyetçi bir durum erkekler doğuramıyor sonuçta. erkeğin karnı şişmiyor ya da memesinden süt gelmiyor hep kadın hep kadın. olayın bütün yükü doğal olarak kadında zaten. erkeğin ahlaki davranması gerekiyor sadece ve toplum düzeni erkeği bir şekilde ahlaki davranmaya zorluyor, evlensin evinin direği olsun babası olsun ağası paşası olsun yavrusunun başında dursun diye pohpohluyor. yoksa bir insan seks yaptı diye neden bir yığın ahlaki döngünün içine girsin ki? ataerkil toplum özünde anne ve yavruyu sağlıklı şekilde hayatta tutmak uğruna erkeği ahlaki davranmaya zorlar, ataerkillik budur ve bir çeşit suç değildir.

    ha şimdi adam gelmiş 2015 türkiye'sinde kadın istemezse gayet hamile kalmadan cinsellik yaşayabiliyorken efendim ben erkeğim ulan falan demeye kalkarsa zaten biz ona cahil diyoruz, öğrenecek diyoruz. bu aynı zamanda yanında şunu getirir; erkek hayran olmadığı bir kadının başında durmaz. dolayısıyla ataerkilliğin ekmeğini yiyen binlerce kadın ve erkek benzer şekilde açıkta kalır. yine döner ona tutunur kendini var edemezse, ilkellikte mutluluk bulur.

    soykırım doğal bir sonuç değil, bir çeşit vahşet. ermeni soykırımı yok demekle ya da vardır demekle soykırım iyi bir şeydir demek çok farklı konular. yoldan birini çevirip özgürce sorabiliriz sence insanları toplu halde katletmek güzel bir şey mi dersek o da gönül rahatlığıyla hayır çok kötü diyebilir. ama ermeni soykırımı var mıdır? dersek "bilmiyorum, yoktur vardır" gibi çeşitli cevaplar duyabiliriz.
    abi
  5. ataerkilin bizzat kendisi neyden korkuyor ki? kadının korkması da bi tuhaf. korku zaten çıkar gözetmenin diğer adıdır. komşunun karısını dövmesinden korkmayız ama bizi dövmesinden korkarız. ikisi de şiddet korktuğumuz şey şiddetse bize ya da başkasına fark etmemesi gerekir. ama gel gör ki korktuğumuz şey özünde kendi çıkarlarımızı kaybetmemiz. susmanın tek sebebini korku olarak açıklayamayız. kaldı ki ataerkillik=şiddet=doğal gibi bir çıkarım oldukça yanlış. şiddet erkin iktidarı kötüye kullanması sadece. yani sanki bir adamın karısını dövmesi doğal demişim gibi oldu. bunu bi açıklamak gerek, ataerkil deyince aklımıza anında karısını döven adam geliyor sanırım, çok öyle değil o işler, kimseye dokunmayan aile reisleri de hayli çok. belki birçoğunuz ailesinde de böyle kavga gürültü ilkel şeyler yoktur, ama bi iktidar vardır. bu da zaten ataerkil demektir. diğer türlüsü beceremeyiş yani o doğal değil.

    şimdi gelelim ortamlarda ataerkilliğe karşı çıkan erkeklere. bu bana göre ataerkilliği kabul etmeyen kadınların çoğunluk olduğu yerde kadınların kendilerine açtığı iktidar alanına ortak olmaktan ibarettir. burada amaç tekrar doğrudan ataerkil düzeni elde etmek olmasa bile dolaylı yoldan benzer tarzda bir iktidar kurma girişimidir. yani evet ben de karşıyım şu anda denk olduk yarışalım ve seni yeneyim demek gibi bir meydan okuma.

    halbuki başından sonuna kadar senin lehine olan bir şeye hangi gerekçe ile karşı çıktığını açıklaman gerekir. gerçek bir iktidar sahibi kadın, ataerkilliğe karşı gelen erkeği tokatlar. amacın ne der.

    size koşulsuz bağlı olan, size hizmet eden, aynı zamanda hayat arkadaşınız olan, çocuklarınızı ve sizi besleyen, her türlü fedakarlığı sizin için göze alan, yetmez gibi size birtakım sürprizler yapıp sizi mutlu etmek için çabalayan, hayatını size adayan ve tüm bunları kocası olduğunuz için yapan bir kadına neden karşı çıkıyorsunuz?
    abi
  6. ataerkil toplum inşa edilmez, doğal bir döngüdür bu. insanın kendiyle ve dünyanın hali vaktiyle ilgili bir mevzudur. ataerkil bir toplum oluşmaması için dış etkenler var olmalıdır, doğum kontrol, tıbbın gelişmesi, sosyal hakların iyileşmesi, kadının toplumda tutunabilirliğinin artması vs.

    herhangi bir bin kişiyi adaya bıraksak ataerkil toplum oluşur. çünkü nihai sorulması gereken soru şudur; çocuğa kim bakacak?

    çocuğu 9 ay kim karnında taşıyacak, kim gelişene kadar memesinden süt verecek? kadın hamile kalır, 9 ay çocuk karnında dikkatli olması gerekir özellikle son dönemlerinde çalışmaması gerekir oturup yavrusunu besler. çocuk doğar, belli bi süre annenin bırakıp işe gitmemesi gerekir. erkek çocuğu karnında taşıyamaz ve de doğduktan sonra memesinden süt getiremez ise bunları kadının yapması zorunlu mecburi ve doğaldır.

    kadın bunları yaparken erkek ne yapar? toplum zaten bunu tesis etmek için ister istemez ataerkil olur. erkek gidip ekmeği bulup eve getirsin kadının ve çocuğun başında dursun diye tüm bu hukuk kuralları, ahlak kuralları, din kuralları. erkekleri her etkileyebildiği kadını hamile bırakmaya çalışmaktan alıkoyan nedir? bana göre yerini tutabilecek bir mükafattır.

    ataerkil toplumun kendiliğinden oluşmayıp, nasıl kasten inşa edildiğini dinlemek isterim.
    abi
  7. hangi çağda olursa olsun kadınların savaşa katılmama nedenlerinin fiziksel yetersizlik olduğunu düşünmüyorum. mesele gene çocuklara kim bakacak sorusu.

    sonuçta savaş dediğin ilk çağda sopayla, taşla şimdi de silahla falan yapılıyor. kadınların destek olamayacağı bi durum yok. güreş tutmak şart değil. ben ilk çağda yaşasam, komutan olsam kadınlara uzaktan kızgın taş fırlatma görevi verirdim mesela, güreş kısmı olursa erkekleri kullanırdım. ama tabi kabilede çocuklar varsa yav siz en iyisi bu çocuklara bakın(zaten siz doğurdunuz bunları (*::)) ) biz hem taş atar hep çarpışırız falan diyebilirdim.

    konunun fiziksel, ruhsal herhangi bir açıklaması yok. tek açıklama bana göre evlat. evladın anne karnında büyüyüp, anne sütünü içmesi. anne bunları yaparken de erkeğin diğer işleri yapmaya çabalaması. anne bunu doğası gereği yaparken erkeği bunları yapmaya itecek birtakım toplumsal kurallar, ödül-ceza sistemi gerekiyor(muş) öyle de yapmışlar zaten.

    anaerkil toplum olması için babanın kim olduğunun belli olmaması lazım, dolayısıyla evlat ve anneye bir süre de olsa bakma sorumluluğu sahısta değil toplumda olması lazım. o zaman olabilir, bu da karmaşa yaratır diye düşünüyorum. kimin eli kimin cebinde belli olmaz. hastalık yayılabilir.
    abi
  8. kendi kendime geliştirdiğim başka bir tezimi sizinle paylaşmak isterim.

    her ne kadar yazılarımın altında köktenbilimci yazsa da bilimin ve kafamın basmadığı bazı alanlar olduğunu kabul etmekte fayda var. yinede olaya bilimsel bir yaklaşım getirmek istiyorum.

    kafamın basmadığı konulardan büyük çoğunluğu insan ve insan türleri üzerine. büyük üstat einstein'nin meşhur sözünü hatırlarsak "bazı erkekler kadınları anlamaya çalışır, diğerleri kendilerini daha basit konulara adarlar, örneğin görelilik kuramına..." demiştir.insanlık tarihinin son 300 yıllık bilgisini komple değiştiren bir bilim adamının karşı cinsi için bu kadar bilinmezlik kullanırken benim çıkıp ahkam kesmem son derece gülünç olurdu.

    eldeki verilere baktığımızda bazı düşünce sistemlerinde yetersiz kaldığımız aşikar,işte bu durumlarda tezimi devriye sokuyorum.

    eski bilgilerimizi kısaca hatırlarsak;
    -kozmoz milyonlarca yıllık bir kusursuzluk daha küçük ölçekte biz ona doğa (ana) diyoruz.
    -doğal seçilim şimdiye kadar mükemmel çalıştığı için biz şu anda bu konuyu tartışabiliyoruz.
    -dünya üstünde yaşayan 8.7 milyon (+- 1.2 m) türden biriside insan türü, yani dünyadaki tür grafiğinin 87 milyonda birini temsil ediyoruz.
    -bilimsel buluş,teknolojik gelişme vb. gibi güya insan ırkının zaferlerinin %100 nün gözlem ve algı yeteneğimiz sayesinde zaten kozmoz da insandan daha önce var olan bilginin anlaşılması ve insanların kullanabileceği forma değiştirmesi olarak nitelendire biliyoruz.

    yani biz zaten 200.000 yıldır (insan türünün ortaya çıkışı) sadece var olan bir sistemi yeni keşfediyoruz.

    tez'de burada devreye giriyor, o zaman 200.000 yıllık bir deneyim ile problemi yine gözlem yaparak çözmemiz mantıklı olabilir.

    bildiğimiz genel türleri ve türler arası cinsiyetlerin yaşamdaki görevlerine şöyle bir bakacak olursak, genel türler arası erkek cinsinin baskın olduğunu gözlemlememiz kaçınılmazdır,erkek güçlü ve yaşamın kaynağı, dişi doğurgan ve zayıf. bu konu tartışmaya açık değildir, kesindir.

    dişinin doğurganlığı ve erkeğin gücü 8.7 milyon türü günümüze getirmiştir.dişinin baskın olduğu bir sistem seçilim yolu ile günümüze ulaşsaydı zaten bu konuyu tartışıyor olmaz, neden dişi baskın bir sistemde yaşıyor olduğumuzu sorguluyor olurduk.

    bu erkek cinsinin dişisine istediği gibi davranması ya da kötü muamele etmesine bahane olamaz onuda belirteyim,zira evlenmeden önce evimin krallığı hayalleri kurarken, her sabah 1 saat önceden kalkıp eşime kahvaltı hazırlayan bir kraliyet soytarısı olmam, kozmoz'un milyonlarca yıldır oluşturduğu bir kusursuzluğu bozamaz.
  9. pek çok toplumun derinlerine, insanların her hareketine ve düşüncesine işlemiş erkek egemenliğine dayalı toplum düzeni. ne kadar patriarka sorununu ve berberinde getirdiği derin şiddeti görsek ve eleştirsek de algılarımız sürekli problemi görmeye yönelik açık olmadığında patriarkanın yeniden üretildiği anların tam ortasında durup fark etmeyebiliyoruz. savaşması ve ortadan kaldırması epey meşakkatli bir sorun bence bu, hayatımıza iliklerine kadar sinmiş ve çıkması çok zor kötü bir koku gibi. yakın zamanda başıma gelen ve patriarkal bir toplumun bariz bir örneği olan bir olayı paylaşarak devam etmek istiyorum:

    annemle izmir gezimiz sonrası sokakta bavullarımızla otogara gidecek servisi bekliyoruz, yanımızda da muhabbet eden iki orta yaşlı kadın var. annemin ayağındaki yarayı bantladığını görünce selam verip muhabbet etmeye başlıyorlar. bavulları görünce "nereye?" diyorlar, gezmeye gelmiştik dönüyoruz, diyoruz. kadınlar bir süre bize bakıp yüzlerinde hala hatırladıkça sinirlenmeme sebep olan bir ifadeyle "e abi yok mu?" diye soruyorlar. sinirden kıpkırmızı oluyorum ve annem beni oradan uzaklaştırıyor, kendisi gülüp geçiyor ama benim öfkem geçmiyor. günlük bir sohbet patriarka sorununu tekrar yüzümüze çarpan bir iğrençlik halini alıyor.
    işte bunun çözülmesi böylesine zor bir problem olması bunu sürdüren ve üstün konumundan vazgeçmeyen erkeklerden ziyade pek çok kadının da bunu içselleştirmiş olması bence.

    peki patiarka ne zaman ortaya çıktı ve böylesine yaygın ve "doğal" olduğuna inanılan bir hal aldı?

    tarım öncesi dönemde avcılık-toplayıcılık ekseninde devam eden hayatta mutlak bir erkek egemenliği olduğunu iddia etmek zor. aksine daha eşit bir iş bölümü olduğunu söyleyebiliriz. fakat tarım toplumlarının ve dinlerin ortaya çıkmasıyla erkek egemenliği ortaya çıkıyor ve belirginleşiyor. tarım toplumları toplumsal sınıfların oluşmasına zemin hazırlarken (yiyeceği üreten işçiler, üretilen üzerinden para kazanan ve onu tüketen üst sınıflar) dinler beraberinde getirdiği pek önemli ve etkili olan din adamlığı görevini, ve daha pek çok görevi, adı üstünde "adam"lara vererek erkek egemenliğini doğuruyor. erkekler ticaret, politika, din adamlığı gibi saygın görevleri tekeline alır ve kadınları bu alanlardan dışlarken erkek egemenliğinin en kuvvetli savunma konularından biri olan kas gücünü asıl gerektiren işler kadınlara kalıyor. tarlada çalışmak, temizlik yapmak, hayvanlara bakmak, çocuk yetiştirmek... kadınlar toplumun ve ailelerin devamlılığını sağlayan ve dünyanın dönüşünü devam ettirecek hayati işleri yaparken erkekler kendilerine yarattıkları dev oyun bahçesinde kendi yarattıkları saygın meslekleriyle daha çok para ve toprak kazanmanın derdine düşüyor.

    aslında diyebiliriz ki patriarka kadın emeği sayesinde devam ediyor ve ayakta kalıyor. bu "başarılı erkekler"in arkasında gerçekten de görünmez kadınlar var, erkekler tarafından yüz yıllar süren bir iktidar yaratma savaşıyla arkada bırakılmış kadınlar.

    şüphesiz ki kadının yönetmeden ve kamusal alandan dışlanması ve alt sınıfta konumlandırılmasının en öne çıkarılan sebebi kadının doğurganlığı. bunun önemli kanıtlarından biri olarak kadın-erkek eşitliğinin fazla olduğu ülkelerde doğum oranlarının düşmesini gösterebiliriz. bunun en belirgin örneği kuzey avrupa ülkeleri.
    kadın doğurganlığı sebebiyle annelik üzerinden tanımlanmaya başlanınca anneliği sebebiyle pasifleştiriliyor ve eve hapsediliyor. sonra pek değerli ve saygın adamlar çıkıp anne olmayan bir kadın yarımdır diye bas bas bağırabiliyor.

    kadının doğurgan olması onu "zayıf" yapmıyor, çocuk doğurmak ve büyütmenin tüm sorumluluğunun kadının üzerine yıkılması ve bunun onun asıl görevi haline getirilmesi asıl sorun. "ama kadınlar zayıf, güçsüz!" diyerek patriarkayı normal görmek mantıksızca. koskoca bir iktidar kurma tarihini görmezden gelip, sebepleri sorgulamadan sonucu tekrarlayarak bir yere varamayız.

    bu normalleştirmenin önemli bir etkeni de tarihin yazılışı. bugün de hala erkekler tarafından yazılmış bir hikayeyi tarih diye okuyoruz ve önemli işler yapmış, erkek egemenliğine karşı savaşmış kadınlar tarihten ve toplumsal hayattan (örneğin orta çağdaki cadı avı olgusu) erkek eliyle silindiği için tek vasfı savaşmak ve kan akıtmak olan erkeklerden kahraman diye bahsediyor ve hayran kalıyoruz. tarihte görünür olan sayılı kadınlar da kralların, padişahların "fettan" eşleri, cariyeleri. bu düzende de kadınlar ya masum, hizmetkar anne ya da fettan, kötü kadın klasmanına dahil edilmeye çalışılıyor. geçmişte kadınlar nasıl patriarka tarafından sindirilip silindiyse bugün de sesi fazla çıkan kadın cazgır, ahlaksız ya da "regl heralde :dd" denilerek sindirilmeye çalışıyor.

    sonuç olarak patriarka pek çok çeşitli açıdan uzun uzun analiz edilmesi gereken bir toplumsal sorun. fakat bunu sorunsallaştırmak ve üzerine düşünmek için öncelikle patriarkanın zihnimize kodladığı bazı önyargılardan sıyrılmamız gerekiyor.
  10. bu kitap şimdilerde en okunabilecek kitap konuyla alakalı. daha sonra editleyip bir şeyler çiziktireceğim.
    sezgi