• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (7.45)
perfect sense - david mackenzie
tüm dünya duyularını bir bir yitirirken onlar aşık oldular... kadınlara bağlanmakta sorunları olan yetenekli yemek şefi michael, soğuk görünümlü güzel doktor susan ile tanışır.
susan uzun bir süredir kendini işine adayıp özel hayatından vazgeçmiş, michael ise kadınlarla ciddi ilişki kurmaktan kaçınmıştır. ikisi de birbirlerine karşı daha önce deneyimlemedikleri derin duygular hissederken, tüm dünyada insanların duyularını sırayla yok eden salgın bir hastalık baş gösterir.insanlık sonuna yaklaşırken aşk tüm bu engellere rağmen hayatta kalabilecek midir? ımdb: 7.0
  1. spoiler vermeden önce iki şeyi netleştirelim, vizyon için seçilen türkçe ismi filmi anlatmaktan uzak olmayı bırak, fragmanını bile izlemeden konulmuş bir isim. yukarıda göreceğiniz tanıtım metni de öyle. gelelim filme:

    !---- spoiler ----!

    aşk filmi falan değil bu film... çok iyi düşünülmüş, bu kadar da olmaz diyemeyeceğimiz bir distopya anlatılıyor. tüm dünyayı etkisi altına alan bir salgın hastalık; insanlar duyularını tek tek yitiriyor; nedenini nasılını bilemiyoruz; film bunu biraz da bilinçli olarak vermiyor. zaten filmin güzel taraflarından biri de bu oldu benim için, laboratuvarda mucize yaratmasını bekleyeceğimiz bir kahramanımız yok, dünyayı kurtarıp kendi küçük dünyasına dönecek bir ekibimiz yok. şaşkınlık ve çaresizlik var daha çok, ki bu daha da gerçekçi hale getiriyor izlediklerimizi.

    her bir duyu kaybından hemen önce yaşanılan krizler de çok iyi düşünülmüş, özellikle kokunun kaybından önce gelen kriz ( hafıza bağlantısı ) çok yerindeydi. şahsen her bir duyu kaybında kendimi yokladım, onlar koku alamadı, ben derin bir nefes aldım, onlar tat alamadı ben kalktım birşeyler yedim, onlar duyamadı ben koltuğun kenarına elimle vurdum, ses yaptım...

    aşk filmi değil demiştim en başında, değil de zaten, ama bu durum filmdeki çiftimizi benim favori çiftlerimden biri yapmaya engel olmadı. "şşş, bi sigara atsana" diye en "normalinden", bütün doğallığıyla başlayan, kimsenin kimseye "senin için dünyaları yakarım", "ilk görüşte aşkı sende buldum" gibi mavralar atmadığı, dahası her duyunun kaybıyla yavaş yavaş birbirine yaklaşan pek gerçek bir aşk var.

    türkçe ismine ya da tanıtım yazısına bakarak yanlış bir fikirle izlemeyi erteleyen çok şey kaybeder.

    !---- spoiler ----!
    mesut
  2. filmden önce bir şeyleri netliğe kavuşturalım. özgün adı the word: perfect sense. türkçeye yeryüzündeki son aşk denilmiş tam spoiler tadında isim vermişler filme. kuş beyinliler.

    neyse... aman tadımız kaçmasın ali rıza beyciğim...

    güzel filmdi. insana bir şeyleri farkettirecek cinsten yapımlar olur ya güzel yerini alır bu film de. bilim kurgu ile romantizmi harmanlamışlar. senaryo açısından insanlığın sonuna getiren felaketler klişesinden sıyrılıp yönetmen şunu anlatmak istemiş. — yani tamam dünyanın sonunda başınıza taşlar yağacak. tanrı sizlere farklı bir son hazırlamayı düşünmüşse? ya tanrı insanlara verdiği duyuları geri alıcak olsa? neler olurdu? bi'bunu düşün küçük sincap.

    dünyaya yayılan salgın neticesinde insanlığın önce koku ve sonrasında tatma duyularını kaybetmesi ile başlayan hikayede ana karakterlerimizden hayatına yeni birine yer vermeyen susan ile mutfakta iyi işler çıkaran şef michael'i tanıyor hemen ardından kaos içine sürüklenen dünyada bu çiftin yaşadıkları korkunç durumlar karşısında tutumunu izliyoruz. keyifli ve sıkmayan bir yapım olmuş bana göre.

    2011 yapımı bu film imdb'de 7.1 puana sahip.

    ufak bir not. aile ile izlenmesi önerilmez. zaten bir şey anlamayacaktır. onun yerine monsters inc. var. böyle kapılar açılıyor kapanıyor. renkli renkli çeşit çeşit kapılar. o daha güzel. wall-e de buna yakın bir alternatif.
  3. iyi dusunulmus, kendi icinde tutarli, sakin bir bilim-kurgu filmi... anladigim kadariyla senaryo danimarkali yazar kim fupz aakeson'a ait ve daha onceki bir kac danimarka filmine de dedigim gibi oldukca eli-yuzu duzgun hikayeler yaziyor bu adamlar.

    ama isin duygusal kisimlari beni sarmiyor - ki bu filmde de bence aska yuklenen anlam abartili, her ne kadar gelisimi cok dogal ve inandirici da olsa...

    jose saramago'nun körlük'te yarattigi dunyada kaosun baslamasi icin tek duyunun yitimi yeterli idi.. bu filmde kaybolan duyular cok daha yumusak bir gecis sirasi izliyor; once koku, sonra tatma duyulari gidiyor, ama insanlar bir sekilde uyum saglamayi basariyor... duyma yetenegi kaybolunca is cigrindan cikiyor, ama titresimlere dokunarak bile olsa hayata tutunabiliyorlar... korlukten sonrasini bilmiyoruz ama tahmin etmek zor degil... bu kurgu gayet mantikli; it makes perfect sense :)

    "yarasalar renkli duyabiliyorlar midir acaba?"
  4. bu filmi izlemeyi neden bunca zaman ertelemişim hiç bilmiyorum.

    yukarıda yazılan tanıtım bu film için yapılabilecek en kötü tanıtım olabilir. isminin türkçeleştirilmiş hali de aynı şekilde, halbuki direkt çeviri yapsalar çok daha iyi olurmuş. imdb puanı neden o kadar düşük burada neden daha yüksek puan almamış merak ettim doğrusu.

    filmi kapattıktan sonra aklımdan ilk geçen buraya gelip koku başlığına bir şeyler yazmaktı kafamda aşağı yukarı bir taslak da oluşmuştu onun yerine buraya yazmaya karar verdim. yakınlarımı, mekanları, olayları kokularıyla kodluyorum ister istemez. bir kokuyla depresyona girip başka bir kokuyla bir anda sakinleşebiliyorum benim yaptığım, hissettiğim değil de tam tersi olanlar garip geliyor. hiç görmeyen duymayan insanlar çevrede sık karşılaşılabiliyor olmasının da etkisiyle daha normal geliyor ama koku alamayanlar çok ürkütücü geliyor. koku takıntılı bir insan olarak filmin beni vuran ilk noktası bu oldu.

    o korkunç tanıtımın üzerine film hakkında genel bir şeyler söylemek zorunda hissediyorum. film romantik dram değil. bilim kurgu denilebilir. duyularını teker teker kaybeden insanların bunlara alışma süreci işleniyor.

    ben filmi çok beğendim defalarca izlenecek filmlerden değil belki ama benim için en az 2-3 kere daha oluru var. tanıtımı okuyup geçmeyin bir şans verin derim.