• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (8.38)
perfume; the story of a murderer - tom tykwer
filmde olaylar 18. yüzyıl da fransa'da geçmektedir. jean-baptiste greenouille bir balık satıcısı kadının oğlu olarak tezgah arkasında çöplerin arasında doğar. annesi onun da diğer çocukları gibi öleceğini sanarak çöplerin arasına atar. lakin jean yaşar ve bir yetimhanede büyür. güçlü bir koku alma yeteneği olduğunu çok geçmeden farkeder.
gençlik döneminde tabakhanede çalışmaya başlayan jean, şehire indiği günlerden birinde güzel bir genç kızın kokusunun büyüsüne kapılır ve onu takip eder. bir süre sonra kıza ulaştığında kız korkar ve çığlık atar. çevrenin onu duymasından endişelenen jean da panik içinde onun ağzını elleriye kapar. ne var ki bu durum kızın boğularak ölmesine yol açar. jean burada kızın her yerini koklayarak güzelliğin ve ölümün kokusunu içine sindirir.
paris'in o dönemki parfüm endüstrisi liderlerinden giuseppe baldini diğer üreticilerle rekabet içindedir. jean onun dükkânını görmüş ve bu koku imparatorluğuna hayran kalmıştır. bir gün tabaklanmış derileri baldini'ye getiren jean ona paris'in en iyi burnunun kendisi olduğunu söyler. baldini önce inanmaz ancak jean rakip üreticinin mamulünü kısa bir sürede üretince şaşırır. bir süre sonra da jean ona mükemmel kokular üreterek yanında çalışmaya başlar.
ancak jean'ın artık bir hedefi vardır. herşeyin kokusunu esir edebilmek... jean artık en müthiş eserini ortaya koyabilmek için çalışmaya başlayacaktır.
  1. izlediğim en iyi filmdir. soluksuz izletiyor kendisini. ayrıca kitabını okurken bana yaşattığı tüm duyguları bu filmden de almıştım ki bu çok sık karşılaşılan bir durum değildir.
  2. aynı zaman da muhteşem bir soundtracki vardır. dinlerken kendinizi parisin orta çağ dönemindeymişsiniz gibi alıp götürüyor.
  3. etkileyici finaliyle, yıllar önce izlemiş olmama rağmen, aklımda kalmayı başarmış oldukça güzel bir filmdir.
    !---- spoiler ----!

    köpeğin sahibinin kokusunu alışı ve sondaki orgy partisi de sağlamdı. *

    !---- spoiler ----!
  4. filmi başlarda sıradan bir vizyon filmi olarak değerlendirmiş olduğumdan izledikten sonra yaşadığım şoku anlatabilmek için yeterli kelimeleri bulamıyorum. gerçekten güzel bir film olmasına rağmen gereken ilgiyi çekememiştir. bu filmi izledikten sonra saat başı kendimi koklayıp "acaba benim kokum var mı?" diye uzun uzun düşünürdüm.
  5. döneminin dokusunu yansıtma anlamında umberto eco uyarlaması der name der rose ile birlikte anılabilecek ölçüde iyi bir filmdir. mistik öğeler bolca serpiştirilmiş olmakla birlikte senaryoyu fantastiğe çevirecek ölçüde öne çıkmıyorlar. tom tykwer bu filmle birlikte ilgimi çekmişti, 1998 yapımı lola rennt filmi de izlemeye değer. jean-baptiste grenouille'yi ben whishaw oynamıştır.
    worns
  6. ozgun kurgu, iyi oyunculuk ve kötü hikayenin bir bileşimidir.
    ilk dakikalarda müthiş bir şey izliyorum ben ya hissi verip, soluksuz izlenirken, sonlarında her 4 kelimeden biri koku oluyor ve beklentinin altına iniyor.
    beş duyumuzdan genel anlamda hayatımızda en az yer tutan duyunun cok kuvvetli olması oldukça sıradışı bir kurgunun ortaya çıkmasına neden olmuş. ama bu sıradışı kurgu bizi bir yerden alıp bir yere götürmüyor, ana fikir yok. bu kadar cinayetten sonra failin cezası ne olacak nasıl olacak ne olmalı diye düşünürken film hayal kırıklığıyla sonlanıyor.