• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.00)
pinokyo - carlo collodi
dünya çocuk edebiyatının başyapıtlarından pinokyo, haylaz bir tahta kuklanın, gerçek bir çocuk olma yolunda başından geçen serüvenleri anlatıyor. her çocuk gibi pinokyo da etrafından kolayca etkilenir, yaramazlık yapmaya bayılır, derslerden kaçmak için her yolu dener ama yaşadıklarından hep pişman olur. aslında tek amacı iyi bir çocuk olmak ve babasını mutlu etmektedir. carlo collodi'nin 1881 yılında yazdığı pinokyo'yu italyanca aslından, eksiksiz olarak yapılmış çevirisiyle sunuyoruz. sadece çocuklar için değil, yetişkinler için de...
  1. iş bankası sağ olsun müthiş bir olaya imza attı bu çocuk serisiyle. hem orijinal metinden tam ve güvenilir çevirilerle hem de muazzam bir fiyatla sundu bu kitapları okuyucuya. ben de bu çocuk serisinden benim için önemli olan 5 6 kitabı aldım ancak pinokyo' yu almak aklımda yoktu. ne zaman ki bir vesileyle orijinal hikayede pinokyo' nun asılarak öldürüldüğünü öğrendim, ''lan'' dedim, ''benim bunu alıp okumam lazım'' ve aldım kitabı. harika bir önsöz, pinokyo üzerine önsözden bile daha güzel bir inceleme yazısı ve collodi' nin hayat hikayesini okuyup sonra hikayeye başladım, haliyle farklı bir gözle okudum kitabı. çok detaya girmeye gerek yok, nihayetinde hepimizin bildiği bir çocuk kitabı. her çocuk kitabı gibi ders verici olaylar vs. ama enteresan gelen bir iki detay vardı, onları paylaşacağım şimdi izninizle.

    sayfa 55:
    - başkaları çıkarsa ben de çıkmak istiyorum hapishaneden, dedi pinokyo, gardiyana.
    - olmaz. siz çıkamazsınız, dedi gardiyan. çünkü siz malın gözü değilsiniz.
    - özür dilerim, diye karşılık verdi pinokyo, ama ben de bir dolandırıcıyım.
    - öyleyse yerden göğe kadar haklısınız, dedi gardiyan, beresini saygıyla çıkarıp selamlayarak, pinokyo' ya hapisanenin kapılarını açtı, onu dışarı bıraktı. (dönemim italyası' na, yargı sistemine bir tyson kroşesi gömmüş collodi)

    sayfa 67: (pinokyo denizde dalgaların arasında kaybolurken)
    - zavallı çocuk! dediler o zaman kıyıya toplanmış balıkçılar, alçak sesle dualar mırıldanarak evlerine gittiler. (yine döneme bir gönderme var bana kalırsa. herkes olan biteni seyredip sonra da duasını edip evine gidiyor, kimse zorda kalan biri için yardım etmeye çalışmıyor)

    şimdi sayfa 55' in gönderme olduğu açık da sayfa 67' den yaptığım alıntı için sana öyle gelmiş diyebilirsiniz. peki buna ne diyeceksiniz o halde?

    sayfa 68: (pinokyo' yu dev balina yutar, onun midesinde bir balıkla karşılaşır pinokyo ve ona buradan kurtulmaları gerektiğini söylediğinde balık, mantıksız bir fikir ileri sürer ve orada kalmaları gerektiğini, kurtulma imkanı bulunmadığını söyler.)
    - budalalık bu! diye haykırdı pinokyo.
    - ben böyle düşünüyorum, dedi tonbalığı. politikacı tonların söylediği gibi, düşüncelere saygı gösterilmelidir.

    ne alaka bir çocuk hikayesinde politikacılar? ve neye saygı duymasını istediğine de bakın lütfen; içinde bulunduğun duruma saygı duy, bunun için bir şeyler yapmaya çalışma.
    collodi aslında bir çocuk yazarı değil, zaten adı da collodi değilmiş ki bunu kitabın sonunda kendisiyle ilgili yazılan biyografiden öğrendim. aslında collodi' nin asıl ilgi alanı siyaset. tabii her dürüst ve muhalif yazar gibi pek çok sorunla karşılaşıyor hayatı boyunca. her şeyi anlatamam gidin okuyun bir yerlerden ama hikayede kesinlikle çok ciddi göndermeler var. en başta pinokyo ve gepetto' nun çok zor ve yoluk içinde bir hayatları var ki bu dönemin floransası' nın bir özeti aslında. kitaptaki göndermeler içerisinde benim fark ettiklerim yukarıda, bir de fark edemeyip kitabın sonundaki inceleme yazısında belirtilen bir örnek vereyim.''dört altını hemen ek pinokyo, çünkü tarlayı zengin bir bey aldı... bundan sonra altınları o ekecek'' bu cümle ile floransa' ya yabancı sermayenin gelişinden bahsediyormuş collodi.

    collodi pek istekli değilmiş aslında böyle bir hikaye yazmaya, zaten orijinal metinde de 15. bölümün sonunda pinokyo' yu öldürmüş. hem de ne öldürmek. ölüm tasviri muazzam ki kitabın sonunda buna da ayrıca değinilmiş ve sanki incil' den alınma gibi denerek nitelendirilmiş o paragraf. sonrasında hikayenin devamı istenince de devreye gece mavisi saçlı peri(collodi fazlasıyla annesinden öykünmüş bu karakter için) giriyor ve pinokyo' yu kurtarıp en son olarak da onu gerçek bir çocuk yapıyor son bölümde.

    dört madde ile bitireyim zira hem uzadı hem de bunları evde kendi bilgisayarımda yazıyorum ve yazarken çok seksi bir kızı özlüyorum tekrar ve tekrar.

    1- collodi babasız büyümüş daha doğrusu sanırım üvey babayla büyümüş ama adam ona iyi davranmış. bizim pinokyo' nun yapıldığı odunu bulan da gepetto değil, başka biri. gepetto, ondan sonradan alıyor odunu. buradan yola çıkarak da gepetto' nun, collodi' nin üvey babasından öykünerek yarattığı bir karakter olduğu düşünülebilirmiş ama bana biraz zorlama geldi bu.

    2- ben, kitabı bu çevirisiyle hiçbir çocuğa okutmam. sansürü destekleyecek değilim ama bu çeviri, yani hikayenin orijinal hali bir çocuk için uygun sayılmaz. 10 yaşında bir çocuğun bu kadar ölüm içeren, yer yer vahşet sayılabilecek (ısırarak kedinin pençesini-bence pati de yazar ya da çevirmen pençe demiş- koparıyor mesela pinokyo ve sonra da bunu tükürüyor) sahneler barındıran bir kitabı okuması bana doğru gelmiyor.

    3- dünyada pek çok yazar pinokyo hikayesi yazmış sonrasında. olabilir tabii de tolstoy' un da yazmış olduğunu öğrenince ben şaşırdım belki siz de şaşırırsınız diye paylaşıyorum. (buratino isimli karakter bir pinokyo uyarlaması)

    4- ölüm paragrafı:
    şiddetli bir günbatısı esmeye başlamıştı bu arada; öfkeyle uğuldayan rüzgar, zavallı kuklayı bayram çanı gibi döndürerek oraya buraya çarpıp duruyordu. bu sallanma yüzünden şiddetli titremeler geliyor, boğazına gittikçe sıkışan ilmik soluğunu kesiyordu.
    gözleri yavaş yavaş sislenmeye başlamıştı; ölümün yaklaştığını duyumsamakla birlikte, her an için iyi yürekli birinin çıkıp geleceğinden ve kendisine yardım edeceğinden umudunu kesmiyordu. ama bekle bekle, kimse gelmiyordu, hiç kimse. zavallı babasını anımsadı o zaman, ölmek üzere, kekeledi:
    - ah babacığım! sen burada olsaydın!
    başka bir şey söylemeye soluğu yetmedi. gözlerini yumdu, ağzını açtı, bacaklarını gerdi, şiddetli bir sarsılmadan sonra, donmuş gibi sallandı kaldı.