• izledim
    • izlemek istiyorum
  • youreads puanı (7.00)
plemya - myroslav slaboshpytskiy
ukrayna'da yaşayan sağır-dilsiz bir genç sadece kendi gibilerinin bulunduğu bir yatılı okula gönderilir. burada ayakta kalabilmek için "kabile" diye adlandırılan özel bir çeteye dahil olmak zorunda kalır. ancak çete üyelerden birine aşık olmasının ardından kabilenin sözcüklere dökülmemiş tüm kurallarına meydan okuyacaktır.
film, başından sonuna dek işaret diliyle çekilmesi nedeniyle eşine az rastlanır bir özellik taşıyor. ayrıca türkiye'de +18 uyarısıyla vizyona girdi.
  1. ukraynalı yönetmen miroslav slaboshpitsky’nin ilk uzun metrajı olmasına rağmen 28 ödül almış.

    sert ve vahşi üslubuyla rahatsız eden film, hiç konuşma olmadan, altyazısız, sadece işaret diliyle ve siyah beyaz çekimleriyle bugüne kadar denenmemiş biçimsel yapısıyla sıra dışı ayrıksı bir noktada yerini alıyor.

    toplumsal iletişimsizliğin, vurdumduymazlığın, kayıtsızlığın, duyarsızlığın dilsizlikle ifade bulduğu filmde, bir gençte şiddetin evrimini izliyoruz...

    şiddet görüntüleri eşliğindeki sessizlik insanı ürpertiyor… ve çekimler aşırı gerçekçi...

    filmin dilsiz oluşu hiç yadırganmıyor.

    daha evvel hiç oyunculuk deneyimi olmayan sağır-dilsiz oyuncu kadrosu da gerçekçiliği daha vurucu hale getirmiş.

    ayrıca filmin bu kadar etkileyici olmasındaki en önemli etkenlerden bir başkası da kameranın kişiyi takip ederek çekim yapması…

    "duyabiliyor olmanızın önem kazandığı tek sahnede ise sağır olmayı yeğleyeceksiniz. " denmiş film için…

    ait olduğu ülkeyi, toplumu, dünyayı ya da güncel konuları alegorik bir şekilde anlatan birçok filmden belki de tam olarak bu sebeple ayrılıyor. çünkü filmdeki dilsizlik, zayıf olanın ezilmesi, yok edilmesi, sesin çıkmaması ve her şeyin konuşulmadan hallediliyor olması durumu, iletişim olanaklarının her saniye artmasına rağmen kimsenin bir diğerinin sesini, çığlığını duymadığı ya da duysa bile görmezden geldiği böyle bir çağda, gerçeğin kendisi haline geliyor...

    adeta sessizliğin bağırması..

    insanoğlunun varolma çabasındaki çaresizliği ve yalnızlığını, hep bir kabileye muhtaçlığını, illa ki hiçleşme pahasına da olsa aidiyet duygusunu doyurma saplantısını ve aslında hayat boyu bunun için çırpınışları çok acı ve çok sert anlatmış…

    üstelik bunu ülkesinin sancılarıyla birlikte alegorik bir anlatımla vermiş.

    beğendiğim sahnelerden hiç bahsetmesem daha iyi…