1. yeni nesil totaliteryenizm.

    slavoj zizek'in bu konuda verdiği güzel bir örnek vardı. babanız, size büyükannenizi ziyaret etmeniz gerektiğini söylediğinde, geleneksel totaliteryenizme bir örnek oluşturmuş bulunurken, büyükannenizi seviyorsanız onu ziyaret etmenizin güzel olacağını size söylemesi, daha ağır bir baskı kurmaya yetmektedir. zira kendi duygularınızı tartmanıza neden olur ve moral bir baskı uygular, karar verme mekanizmanız üzerinde. kısacası, bir seçim ilüzyonu mevcut kılınır. seçim yoktur, sadece varmış gibi görünür.

    bu örnek, politik doğruculuk için mükemmel bir örnektir. etik değil, ahlaki değerleri ortaya koyarak karşıt argüman yelpazesini olabildiğince basitleştirerek bir takım ajandaları ileri sürebilir, politik doğruculuk taslayan bireyler.

    misal, bugünlerde en popüler konulardan birisi, insanları cinsiyetlerine ve ırklarına göre işe almak, mevkiye getirmek oldu. bir şirket, siyahtan, hispanikten çok beyaz çalıştırıyorsa, şirket içi kültürel yelpazenin eleştirilmesi ve daha fazla siyah ve hispaniğin işe alınması için baskı kurulması söz konusu hale gelmiş bulundu. aynı şey, kadından çok erkeğin bir şirkette çalışması durumu için de geçerliliğini koruyor, ki bunun örneğini şu an kanada kabinesinde açıkça görebiliyoruz. sadece kadın oldukları için kabineye seçilmiş insanlar mevcut ve bilmiyorum ama işlerini haklarıyla yerine getirebilirler pekala; ancak, bunun ne kadar aşağılayıcı olduğunun farkında bile değil kimse. sırf kadın olduğun için işe alınmanın nasıl cinsiyetçi, nasıl şoven bir yaklaşım olduğunu göremiyorlar. 2015 yılındayız, deyip geçiyorlardı.

    oysa bir insanı ırkı, etnik kökeni, cinsiyeti, cinsel oryantasyonu, inancı vs. göze alınarak işe almak, o insanı belirli bir standart içerisine sıkıştırıp metalaştırmak anlamına gelmektedir. - bir siyahı, siyah olduğu için bakan yapmak, ırkçılıktır.

    işte bugün social justice ve political correctness iki terim; bir din, bu sapkın toplum mühendisliğini yerine getirmek için çaba harcamaktadır. ve bu saçmalığa, saçmalık diyebildiğiniz için ırkçı, cinsiyetçi, nefret suçlusu olabilir, etiketlenebilirsiniz. çünkü bu manyak sürüsü, dünyanın pek çok yerinde, neredeyse her sektörde varlıklarını sürdürmekteler, sapıkça bir fanatizm eşliğinde. kendi ahlaki değerlerini, düşünce ve ifade özgürlüğü üzerinde tutmaktan yana olduklarını açık açık ifade etmekte ve ifade özgürlüğünden yararlanmaktadırlar.

    bu durum ise işin bir diğer kısmı zaten. - düşünce ve ifade özgürlüğünün, insanlara zarar verdiğini iddia ediyor bu insanlar. ifade özgürlüğünün ırkçılığa neden olduğunu savunuyorlar. bir komedyen ırkçı bir şaka yaptığında, hedef olan ırkın buna gülmediğini, aşırı gücendiklerini ve bir diğer ırkın, bu tür söylemler yardımıyla hedef ırka karşı şiddet eylemleri gerçekleştirebileceklerini iddia ediyorlar.

    ve ellerinde hiçbir istatistiki kanıt namevcut. şaşırdınız mı? çünkü bugüne kadar gerçekleşmiş hiçbir ama hiçbir tartışma söz konusu dahi değil. political correctness ve social justice öyle bir noktaya varmış durumda ki, içeriğinde barındırdığı sosyopatlar, insanları hedef gösterebiliyor.

    political correctness, karşıt argümanın erozyon seviyesinde sadeleştirilmesi ve geniş bir alanda lanse edilerek yuhalanmasıdır. blogger'lar, gazeteciler, sosyal medya moderatörleri, kendi ufak "ahlaki seviyesi yüksek" gruplarını korumak için insanların ifade özgürlüklerini kısıtlmaya yönelik yaptırımlarda bulunabilecek kadar ileri gidebiliyorlarsa, burada ciddi bir problem mevcutluğunu korumaktadır.

    özellikle ifade özgürlüğünün yasaklanışı konusunda diyeceğim bir şey daha mevcut. tarih boyunca baskıcı rejimler, muhalefetin koordinasyon eksikliği ve hatalı ifadelerinden güçlerini kazanmış; karşıt argümanı erozyona uğratıp lanse etmeleri sayesinde hayatta kalmışlardır. totaliteryenizmin en güçlü silahı, elinde megafon bulunan bir azınlığın sürekli bağırarak insanların akıllarını karıştırmaya çalışmasıdır. ifade özgürlüğü, baskıcılara karşı çıkan insanların kendi megafonlarını yaratmaları için biçilmiş kaftan görevi gördüğü için, saçmalığa saçmalık diyebilmenin getireceği baş ağrısı, baskıcı rejimleri her dönemlerinde korkutmuştur.

    işte bugün konservatif otoritelerin varlıklarını koruduğu ülkelerde de olan budur; kendilerini sol olarak lanse ederken eşitlikten tek anladıkları, kendilerinden farklı olan bireyleri, herkesin gözüne sokmaya çalışarak kar elde etmeye çalışan ruh hastalarının yaşadığı ülkelerde gerçekleşen de budur. - ki bu yüzden regressive left terimi ortaya çıkmıştır ve sol içerisinde yuvalanan geri kafalı, ileri görüşlülükten bihaber insanların nitelenmesi için kullanılmaktadır. ve işin kötü yanı sağ, bu halttan kar elde etmektedir bugün.

    özellikle birinci dünya ülkelerindeki feminist yapılanmalar, political correctness terimine ciddi anlamda uyum sağlamayı başarmışlardır. ve feminizmden anladıkları, internetteki troll'lere savaş açmak olduğu için, dünyanın geri kalanı tarafından pek ciddiye alınamamaktadırlar. ki türkiye'de büyük şehirlerde yaşayıp feminist diye geçinen insanların durumu da çok farklı değildir; bu ülkede çocuk gelinlere savaş açmış kurumlar varken, kendini kar tanesi zanneden hipster'lara geçit vermek büyük bir hata olacaktır.

    son olarak,

    eğer bu saçmalığa bir son vermezsek, siyasi yönden kuvvetlenmeye başlayacaktır, bu manyak insanlar ve gelecek nesillerin başlarını daha da ağrıtacaklar. - eşitlik, ahlak değerlerini tumblr'dan öğrenmiş sosyopat hipster'ların ellerinden açığa çıkabilecek bir değer değildir. farklılıkları seviyormuş gibi davranarak, başımızın üzerine koyup da herkesin gözünün içine sokarak elde edebileceğimiz tek şey, farklılıklardan haz etmeyen insanların ellerine daha fazla koz vermektedir. iki adım ötesini göremeyen, yetişkinleri oynayan bir avuç çocuğun anlayamayacağı adımları bizler atmak zorundayız.

    belki de, bu dünyanın daha zeki bir insan soyuna ihtiyacı vardır, farklılıkları haykırmanın bir boka yaramadığını görebilen ve farklılıkların, artık farklılık olmadıklarının bilincinde.

    i'll see you next time.
    [epic music here]
  2. bu işin cılkının çıkması avrupa ve amerika'da alt-right denilen akımın müthiş bir hızla mevzi kazanmasına neden olmuştur.
  3. paylaşılan yazının sonundaki temenni için 'çok geç!' demek istiyorum.
    günümüzde artık bir düşüncenin yanlış olduğunu ancak o düşünce kabul gerip varlık çabasından kurtuldaktan sonra sebep olduğu acıları referans alarak söyleyebiliyoruz.
  4. turkcesi politik dogruculuk olan terim. turk siyasetinden yanlis kullanimina ornek vermek gerekirse "afedersiniz ama bunlar bana ermeni de dedi" soylemi tam oturur.

    ilk girdide arkadas uzunca anlatmis ama 2017 yilinda yazilan bir girdi degil. cumle icinde zaten 2015 atfi var. baska bir platforma onceden yazilmis bir yazi yada ayni yazar el emegi goz nuru yazilarini bu platforma tasiyor. umarim bu yazinin uzerine konu hakki da oturup dusunmustur cunku yazisi icerik olarak karisik ve bir kac terimi sanki ayni anlama geliyor gibi kullanmis.

    sosyal adelet, politik dogruculuk ve pozitif ayrimcilik bunlarin hepsi ayni kapiya cikan kavramlar degil. is yerlerinde, kamu kuruluslarinda yada baska mevkilerde cinsiyet, irk, etnik oran orantisizligini gidermek adina pozitif ayrimcilik yapilabilir ki bunun gerekliligini ferguson olaylarinda amerika gordu. sehirde yasayan afro amerikanlar kamu kuruluslarinda yeteri kadar temsil edilmiyordu. nufusun %60lara varan bir kesimi siyahi iken polis teskilatinda temsiliyetleri %10larda, egitim sektorunde ise daha dusuktu. bu sadece bir sehir icin gecerli veriler. sosyal adalet ve positive ayrimcilik bu acidan bakilinca daha farkli yorumlanabilir. politik dogruculuk tanimini tartisirken bu kavramlara basvurulmasini anlarim da hipsterlik, trolluk vs baglaminda nereye gidilir bilemem. bu konular literaturde disproportionality basliginda tartisilir. politik olarak dogru bir dil kullanma yada kullandigin dil ile ayni dogrultuda dusunce yapisina sahip olma konusunu masaya yatiracak isek oturup konusalim ama bahsedilen konular alakasiz kalmis.
  5. faşizmin sosyokültürel evrime uğramış halinden fazlası değildir. zizek'in politik doğruculuk örneği ile giriş yapmamın da bir sebebi bulunmaktadir. özellikle demagoji ile boyutlarına boyut katan "dikta etme" eğiliminin yarattığı kültürel kavganın sonu, hiçbir halta yaramayan ve "gender studies" okuyan embesil amerikan üniversite öğrencileri olmuştur. cadılar bayramında kıyafet yasaklamadığı için linç edilmeye kalkılan dekanlardan tutun, kanada'da "c-16" adı verilen ve insanların kendilerine yakıştırdıkları "pronounce"lar kullanılmaması halinde hakkınızda cezai işlem başlatılmasına yol açan deli saçması yasa tasarılarına kadar varmıştır bu işin boyutları. bunun "ifade özgürlüğü" ile alakası sadece minimal bir tartışma alanından fazlası olamaz. bilakis, politik doğruculuk düpedüz faşizmdir ve sadece 21. yüzyılda faşizme faşizm demediğimiz için politik doğruculuktan bahsediyoruz.

    yazının hiçbir yerinde de sosyal adalet (social justice), politik doğruculuk veya pozitif ayrımcılık aynı kefene koyulmamıştır. bu durumun da yazının gözle okunmaması hariç bir açıklaması bulunamaz.

    hiçbir rasyonel argüman dahilinde, hiçbir kamu kuruluşu veya şirket içerisinde "ırkçılık, cinsiyetçilik ve genel hatlarıyla ayrımcılık" karşıtı bir yaptırım olarak 'pozitif ayrımcılık' öne sürülemez; mantıklı bir yaklaşım değildir bu. bir önceki argümanım da geçerliliğini korumaktadır bu yüzden: bir insanı sırf siyah olduğu için bir pozisyona getiriyorsanız buradaki ırkçı; bir insanı sadece kadın olduğu için işe alıyorsanız buradaki cinsiyetçi; bir insanı sadece ve sadece transeksüel olduğu için seçiyorsanız buradaki transfobik sizsinizdir ve bu argümana uydurulabilecek bir karşıt argüman namevcuttur. - aksini iddia etmek bile sosyal adalet adı altında dayatılan genel söylemlerin aksine konuşmaktır.

    eğer bir kuruluş içerisinde ırkçı, cinsiyetçi bir yaklaşım söz konusu ise o kurumla ilgili bir sorun var demektir; eğer bir ülkede polis teşkilatı siyahlar hedef alınıyorsa o ülkenin polis teşkilatında bir sorun var demektir. bütün bunları istatistiki bir gerçekmiş gibi ortaya döküp bahane ederek her pozisyonda bir siyah, bir kadın, bir hispanik, bir müslüman bulunmalıdır demek zırvalamak, deli saçması bir fikriyat ortaya atmaktır.

    kısacası saçmalayın. politik doğruculuk veya sosyal adalet konu başlığı edildiğinde, sosyal adalet adı altında dayatılan totaliteryen yaptırımlar ve beraberinde getirdiği ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı genellemelerden bahsedilir her yerde. ne bu insanlar ne konuştuklarının farkındadırlar, ne de uğruna protestolar düzenledikleri ve şirketin altyapılarını yıktıkları zırvaların bir bilimselliği bulunmaktadır. 70 küsür cinsiyet ve zibilyon tane "pronounce"un peşinden giden gerizekalılar eşliğinde ortayada atılabilecek bir adım bile bulunmamakta.

    politik doğruculuğun türkiye'deki karşılığı ise sağda adalet ve kalkınma partisi başta olmak üzere muhafazakarlık üzerinden prim yapan partiler; sözüm ona solda ise geçmişin yetmez ama evetçileri, dsip gibi ne idüğü belirsiz organizasyonlardır.