1. sinema-psikanaliz ilişkisini değerlendirmeye yönelen ilk girişim, hugo münsterberg'in (1863-1916) sahne oyunu: psikolojik bir çalışma adlı eseriydi. kitap, insan zihni ve film deneyimi arasındaki ilişkiyi vurguluyordu. bu tarihten sonra, seyircinin deneyimi film teorisinde yeniden önem kazandı. andre bazin, sergei eisenstein gibi film teorisyenlerinin çalışmalarına konu oldu. psikanalitik film teorisinin popülerlik kazanması ise 1970-1980 arasına rastlar. bu ekolün temel amacı, seyircinin özdeşim kurma sürecini lacan'ın ayna evresi fikri üzerinden değerlendirmekti. lacan'a göre, ayna evresi, 6 ila 8 ay arasındaki çocuklarda meydana geliyordu. çocuk, aynaya ilk baktığında kendini tanıyamıyordu. çünkü daha önce parça parça gördüğü bedenini bir bütün olarak görüyor ve kendini bu aldatıcı bütünlükle özdeşleştiriyordu. bu süreçte, çocuk, vücudu üzerinde gerçekte olmayan bir hakimiyeti olduğunu varsayıyor ve bu kendini aldatma durumu çocuğun egosunun gelişimini sağlıyordu. bu kavram, lacan'ın teorisindeki çocukla ve sinema seyircisi arasındaki benzerliği kavradığımızda daha anlamlı hale gelecektir.

    christian metz ve jean louis baudry, ekranın seyircinin kendini uyumlu ve omnipotent (tanrısal) bir ego olarak tanımlayabildiği bir ayna vazifesi gördüğünü düşündüler. onlara göre, seyircinin elde ettiği güç duygusu, kendisini kamerayla özdeşleştirmesinden kaynaklanıyordu. seyirci, ekrandaki aksiyona dahil olamayan pasif bir öge olmasına rağmen, kamerayla kurduğu özdeşim, ekran görüntüleri üzerinde tam anlamıyla güç sahibi olduğuna dair bir yanılsama yaratıyordu. film tezi içinde, kamera hiçbir sınır tanımaz: her yere gider; herkesi görür; her şeyi açığa çıkarır. sinemasal aracın teknolojik doğası, filmin yokluğu yakalamasını engeller. diğer bir deyişle, kamera hiçbir şeyin kaçamadığı görsel bir sistem oluşturur ve bu görsellik seyircinin kendisini her şeyi gören, her şeye kadir kabul etmesini sağlar. seyircinin hayali gücünü koruyan şey, görüldüğü gerçeğini inkar etmesidir. aynı tanrı gibi, o da her şeyi görüp, karanlık salonda görünmez kalmaktadır.

    .....

    münsterberg'e göre, "sinemada ekrana yansıyan şey rüyalarımız"dı. 1949'da bir teorisyen daha münsterberg'i destekleyici fikirler ortaya attı: alman psikolog hugo mauerhofer. ona göre, seyircinin sinemada yaşadığı hipnoz durumu ile rüya görme durumu benzerlik gösteriyordu: her iki durumda da birey pasif ve rahattır; anonimliğini korur; algısı açık ancak gerçeklikten uzaklaşmış vaziyettedir: "uyurken, rüyalarımızı kendimiz üretiriz, sinemada onlar bize hazır olarak sunulur." buna göre parker tyler'ın da dediği gibi: "hollywood, mekanik işçinin gündüz düşlerinin endüstrileşmiş halidir."

    ayna evresi ve sinema - zeynep gizem şenel

    not: yazının tamamı libido dergisinin eylül-ekim 2015 sayısında