pucca

Kimdir?

internette yazı yazarak şöhreti yakalamış nadir kişilerden biridir. 

internette pucca olarak tanınan kişinin gerçekte adı selen işık’dır.izmirli, üniversiteyi ankara’da okudu. annesi ile babası kendisi küçükken boşanmışlar, 6-8 yaşına kadar annesiyle kaldıktan sonra üvey baba tacizi yüzünden kız kardeşiyle ile babasın yanına geçmişler. üniversitede okurken küçük bir radyoda çalışmaya başlamış.

“radyoda ‘sesli günlük’ tutuyordum. başıma ne gelirse anlatıyordum, aldığım çizmeden, ev sahibimin zorbalıklarına, sevgilimden, ojelerime kadar. sonra bir televizyon kanalına girdim, montaj falan derken her şeyin içinde buldum kendimi”. diye anlatarak bu tür işlere nasıl başladığını söylüyor.

twitter fenomeni pucca, eski sevgilisini rezil etmek için açtığı blogu ve twitter hesabı ciddi bir takipçi sayısına ulaşıp olay olunca, kısa sürede 'küçük aptalın büyük dünyası' ve “ ve geri kalan her şey” kitaplarıyla da en çok satanlar listesine girdi.

kitabının imza gününde okuyucularıyla buluştu. kitaplarında ve blogunda; eski sevgililerine, akrabalarına ve nefret ettiği kayınvalide adaylarına söylediği sözlerinden dolayı yüzünü her yerde marilyn monroe portreleriyle gizlemek zorunda kalan pucca, gerçek kimliğini açıklamaktan bu kez çekinmedi.

onunki aslında alışılmamış bir başarı hikâyesi. pucca yani selen işık, kendi çapında bir edebiyat türü yarattı. 'dizüstü' edebiyatı deyince, akla artık ilk pucca geliyor. özelliği belki de şu birkaç 'basit' kelimede yatıyor: esprili, pervasız, içten, korkusuz, cazgır ve komik, yeni ve farklı daha doğrusu orijinal; türünün ilk örneği. aslında o “her kızın yaşadığı ama anlatamadığı şeyleri yazan kişi.”

şu an sosyal paylaşım ağlarında 200 bin takipçisi olan pucca’nın blogu ise türkiye’de en fazla takipçisi olan kişisel blog.

pucca aslında; kör, sağır, küçük bir kız ve sevgilisinin peşinden sürekli onu öpmek için koşan, koreli bir çizgi film kahramanıymış. bir arkadaşı selen işık’a pucca’nın oyuncağını hediye ettiğinden aşina adına ama asıl pucca adını kullanmasının nedeni kendi ismiymiş. twitter'da ingilizce karakterlerle asıl ismi selen işık'ı yazdığında ortaya çıkan tablo hiç te iyi değil. bu yüzden pucca adını kullanıyor.

pucca’nın son sevgilisi, yine kendisi gibi bir ‘twitter fenomeni’ olan ceri levis. ya da gerçek ismiyle ömür özdemir.

  1. dünyanın en gereksiz yazılarını kitaplarına taşıyan yazarımsı. özellikle fenomen kavramının getirdiği bütün işe yaramazlıkların buluştuğu eserleriyle popüler kültürde çok satan sıralarında uzun zaman aşk, kahve ve bilmem ne kitaplarıyla yan yana genç kızların başucu kitaplarını yazmaktadır. popüler kültürün iyi yanları yoktur. habire ağır edebi eserler (virgül) tolstoylar falan okumaya zorlayarak aslında insanlardaki okuma aşkını öldürüyoruz. (hadi canım!?) nasıl olur? iyi eserler okuyarak okumaktan soğuyan kim ise zaten edebiyat okumak istemiyordur. edebiyat okumak istemeyenleri kimse "tolstoylar"ı okumaya zorlamaz. entel kibiri cahil halkın varolmasının sebebidir. bak buna katılmamak mümkün değil. kitap okumaya hafiften başlanır diye düşünen birinin tolstoy'u ağır edebiyat olarak görmesi entel kibiridir. kişiye entel kibiri olarak sirayet etmiş bir cahillik emaresidir. kişi tolstoy'u tanımıyordur kuşkusuz. asıl söylemek istediği tolstoy'un dişe gelir eserlerinin bulunmasıdır. zaman öldürmek için okunmaya çalışılırsa can sıkacağı, kitabın bir kenara bırakıldığını anlatmaktadır. katılıyorum. sizi anlayan, güldürebilen eserlere ihtiyacınız var ise bu eserleri bulmanızı tavsiye ederim. edebiyattan yoksun eserler anca körlüğü ilerletir.

    edit:imla
  2. başlarda kim olduğu bilinmediği için, o gizemli hali çekici geliyordu.
    fakat sonra rant uğruna kimliğini açık etti ve büyü bozuldu.
  3. kitaplarını okumadım, twitlerini de takip etmek aklıma gelmedi açıkçası; daha çok ergenlik çağındaki kızların elinde gördüm kitaplarını, yaşı daha büyük ancak pek kitap okuma heveslisi olmayan birkaç arkadaşım da sürekli okuyup bahsediyor.

    şöyle düşünüyorum; özellikle ilk gençlik yıllarında okuyan ve özellikle kızlar için; daha çok onların yaşayıp, yaşayabileceklerini, düşündüklerini, hissettiklerini yazıyor gibi;

    bunu önemli buluyorum. çünkü o yaşta insanın kendini anlatmaya, doğru cümleleri bulamıyorsa da kendini anlattığını düşündüğü kişileri okumaya, ihtiyacı olan cümlelerle bir kitapta karşılaşma gereksinimi oluyor genellikle.

    ortalama 20li yaşlarda okuyan kişilerde de pek değişmiyor aslında durum, hepimizin ifadeye ihtiyacı var ve bu kişinin kitapları da belli bir grupta bir şekilde bunu sağlıyor gibi.

    sonuç olarak; neden olmasın?
  4. tolstoy ve dostoyevskinin popüler kültürün malı olduğunu iddia edenlerin çok sevdiği yazarımsı. "iyi eserler okuyarak okumaktan soğuyan kim ise zaten edebiyat okumak istemiyordur." cümlesini "iyi eserler okuyarak okumaktan soğuyorsa, okumak istemiyordur " olarak anlayan kitleler yaratmaktadır. aslında temel problemimiz de budur. sanatın kategorizasyona uğraması kadar doğal bir sonuç yoktur. yoksa posta gazetesine şiir gönderen güzide insanların dostoyevskiyle aynı değeri göreceğini mi iddia etmeliyiz? ayrıca okumak eylemi ile edebiyat okuması yapmanın farkını koskoca insanlara öğretecek kadar kendimizden geçmedik. öyle ya, kendimizi entel zannediyoruz. çünkü dostoyevski ile pucca'nın karşılaştırılamayacağını söylüyoruz. kişi ki kitap okumaya hafiften başlanır demiştir ve habire ağır edebi eserler tolstoylar falan okumaya zorlayarak aslında insanlardaki okuma aşkını öldürüyoruz diye fikrini belirtmiştir. her ne kadar kavram karmaşası yaşasa da bu iddiasıyla okunacak hafif eserlerle (kimi kastettiğini inanın bilmiyorum/sanırım pucca gibi yazan yazarımsılar/) edebiyatın klasik diye adlandırdığımız dehalarını karşılaştırmıştır. düşünceye saygımız sonsuzdur elbette ama gelgelelim yalnızca biraz mesai harcadığı için kimse entel denilerek suçlanmamalı. bakınız ki entel kelimesi entellektüel olan aslına zıt şekilde olumsuz anlamda kullanılmaktadır. entellektüel olmanın ne olduğunu keşke bilsek. entel kibiri çıkmazsa karşımıza belki öğrenebiliriz ve iyi bir dost olabiliriz?

    gelelim popülerite meselesine. popüler olmak tüketime hazır olmakla doğru orantılıdır. popüler kültür ürünleri talep edildiği oranda değersizleşir. işte bu eğri üzerinden düşünürsek en üst sınırına vardığı anda aşağı doğru inmeye başlayacaktır. nitelikli olmayan eserler yok olup gitmeye mahkümdur. descartes'ın 1600lü yıllardan bu güne kadar eserlerinin bize ulaşmasının sebebi budur. tolstoy dostoyevski gogol gibi isimlerin "ağır edebi eser"lerini okumak ile tüketime meze olmuş eserlerle zaman öldürmek birbiriyle eş tutulmamalıdır.

    iyi eserlerin popülerleşmesinden bahsedelim. bildiğiniz üzere da vinci'nin mona lisa tablosunun çalındığı duyurulmuştu. yakın zamandan bahsetmiyorum. ta 1900lü senelerde. sonra bazı iddalar atıldı bu konuda. mona'nın aslında çalınmadığı ancak ilgi çekmek için böyle bir dolandırıcılığa başvurulduğu vs. vs. sonuçta mona lisa bugün louvre müzesine insan çeken başlıca eserlerden biridir. bu demek değildir ki mona lisa çalınmasaydı ya da çalındı haberi yayılmasaydı değersiz olacaktı. hayır. da vinci'nin elinden çıkmış her eser en az mona lisa kadar değerlidir. iyidir. ve insanlık tarihi devam ettiği sürece mona lisa da rembrant ta gogh da yaşamaya devam edecektir.

    bir konu daha. peki neye iyi eser diyoruz? okuyup haz aldığımız eserler iyi olmak için yeterli midir? sanırım burada kişisel bir bakış açısı ortaya çıkıyor. kendini entel sananlar muhakkak farklı düşünür sizden öyle mi? kızmayın efendim. çirkeflikle suçlanılacak birtakım sözler de söylemedik.

    dünyayı virgülle kurtarmadık belki ama doğrusunu gösterecek kadar nezaketimiz vardı. tüm bu kendini entel sanan çirkefliklerimi bir yana bırakıp öncelikle şunu görebilmektir; halkı cahilliğe maruz bırakan eylemlerin tamamından sıyrılmıyorken, ki emin olun niteliksizliğin ayrık otu gibi sarmasıdır bizi bugün bu hale sokan, bu konuda fikrini beyan eden insanları kendini entel sanan çirkefler olarak öcüleştirmektir meselemiz. öylesine vahim bir hatadır ki bu gerçeği görmek yerine sözün götürdüğü yere kadar gider insan. bir söz dalaşı değildir yazdıklarım. ancak insan sözün kendisidir. doğruyu bilemediğinden yanlışa sıkı sıkıya tutunur.

    pucca'nın ne yazdığı, ne için yazdığını herkes belirtmiş zaten, ben de yukarıda neden rahatsız olduğumu anlattım. söylenecek ne bir eksik ne bir fazla.

    saygılar sevgiler sevgili youser.

    edit: imla