1. kilo vermeye çalışıyorum ve amacım dahilinde yağsız şeyler tüketmem lazım.marketten
    aldığım yağsız sütün kabı da pembe. ben marketten çıkıp, süt içerek eve dönerken
    mahalledeki dayılardan biri ''karı mısın da pembe süt içiyorsun'' dedi ( espri yaptığını düşünüyor). şimdi dayıyla renkler üzerine tartışmaya girsem, onun mantıksız konuştuğunu söylesem sonunda dayağı yiyecem o yüzden ''diğerinden kalmamış, bunu almak zorundaydım'' dedim ve sırıttım.
    buna benzer başka bir olayı lisedeki ilk zamanlar yaşamıştım. yeni aldığım pembe t-shirtü giyip sınıfa gittim.o gün hepsi dalga geçti . sonunda sadece siyah ve türevlerini giydim lise boyunca.

    iki olayı da hatırladığımda kafamda bu soru oluştu: renklerin cinsiyeti var mı?

    bana göre renk cinsiyetçiliği çocuk doğmadan başlar. odası cinsiyetine göre düzenlenir,
    eşyaların rengi ona göre alınır, duvarı cinsiyetine bakılarak boyanır. devletin verdiği nüfus cüzdanı da işi resmiyete bağlar.kızsa pembe, erkekse mavidir.
    ve bunların sonucunda pembe giymeye tepki aslında normal bir davranış gibi, ama olmaması lazım.
  2. insanları daha doğar doğmaz cinsiyetlerine göre renklere sokmamızı sağlayan hede.
    smithsonian enstitüsü’nün online dergisinde bir yazı vardı. renkleri araştırmışlar. pembenin kırmızıdan, yani öfkenin, coşkunun hiddetin renginden türetilmiş bir renk olduğu için erkek, mavi, yatıştırıcı olduğu için kız rengiymiş.

    ikinci dünya savaşı zamanlarında naziler yahudileri fişledikleri gibi eşcinselleri de fişlemişler. eşcinsel olduğu belirlenen erkeklere üçgen biçimli pembe armalar (rosa winkel) takmışlar. (naziler kendilerince “ari” olmayan her tür insanı zaten farklı farklı rozetlerle fişlemişler.)

    savaş bitmiş ama pembenin akıllarda bıraktığı imaj silinmemiş; naziler gitmiş ama bıraktıkları ayrımcı düşünce kalmış.

    diğer bir araştırmaya göre de antik çin’de ise kırmız boya ucuz, mavi boya ise daha nadir ve pahalıymış. pahalı olan rengi evin oğluna layık görmek de daha uygun kabul edilmiş.

    renk renktir isteyen pembe giyer, isteyen fosforlu yeşil giyer. kalıplara sokmadan giyinmekten güzeli yok.

    buyrun araştırma linkleri
    http://www.smithsonianmag.com/ist/?next=/arts-culture/When-Did-Girls-Start-Wearing-Pink.html
    http://askville.amazon.com/Blue-boy-babies-pink-girls/AnswerViewer.do?requestId=10177156
  3. eğer varsa turuncu, tok turuncu ama, çok yakışıklı, rastalı saçlarını bi lastikle tutturmuş kumral bi bey bence. üzerinde tok turuncu tişörtüyle olgunlar'dan aşağıya inerken tok turuncu tişörtlü ve daha koyu turuncu uzun bir eteği olan, bob stil kesimi saçlara sahip, esmer, tatlı bir kızın ufacık ellerini avuçlarına alarak, onunla mutlu mutlu yürüyor hem de. *

    edit: düşündüm de, lila ile mor arasında tatlı bir renk ise o kız *
  4. içimizde pasteller estiren bir suâl. renklerin cinsiyeti yoktur, notalar, kelimeler, rakamlar gibi. ve fakat insan başlı başına bir şeyleri kategorize etmeye, sınıflandırmaya, ôtekileştirmeye veya aidiyet biçmeye meyilli bir varlıktır. renkler insanın insana, insanların insana, insanın insanlara görsel olarak sunduğu ve kabulü olmuş bir algı operasyonudur. operasyon öncesinde yaşasaydım belki de barcelona kırmızı renginde tişört giyen bakkala, ne oluyoruz ya hu repliğini içsel olarak ses etmeyecek, saçlarını patlıcan moruna boyayan bir kadına âşık olacak, pembe bir arabanın, duvarları siyaha veyahut eflâtun boyalı evi garipsemeyecektim. insan algı operasyonunun aslî bir vazifelisi ve mutlak bir piyonudur.

    renkler, atlaslar, cinsiyetler.