1. bir soru.

    '' elizabeth 16 mayıs 1643 tarihli mektubunda, descartes,'tan ' insan ruhunun irade hareketlerini meydana getirmek için vücut ruhlarını nasıl harekete geçirdiğini' soruyordu: 'çünkü diyordu, ruh düşünen bir cevherdir, yani maddesizdir. vücut ise bir maddedir. halbuki bir madde ancak başka bir maddenin dokunması veya itmesiyle harekete geçebilir. o halde bir düşünce olan ruhun, bir madde olan bedeni nasıl hareket ettirdiği açıkça anlaşılmıyor. ''
  2. dünya geçmişten gözümüze, ruh gelecekten derimize gelir. şimdide buluşurlar. el ele verir bedeni hareket ettirirler.
  3. abi
  4. beyin ve kalp ruhun kontrolündedir. zaten beyin ve kalbi kontrol eden vücudu kontrol eder.

    ruhun kontrolünün bittiği noktada ecel olaya el koyar ve beden toprak, ruh ise sorgulanacak kişiye dönüşür.
  5. ruhun bedeni hareket ettirdiğine dair bir kanıt yok. şuanda sadece beyin tarafından yollanan iletileri kimyasal ve elektriksel iletimi ile kaslara ulaştığını biliyoruz. ha illaki diyorsanız ruh hareket ettirir beyindeki sinyaller ruh yüzünden oluşur, o zaman beynin frontal lobu hasara uğrayınca insanın neden karakteri değişiyor onu da açıklayın. hani maddesizdi bu meret. ruh vardır veya yoktur bilemeyeceğim ama eğer biz bunu madden olmayan bir varlık olarak nitelendiriyorsak kesinlikle insanın bilinci ve karakterini oluşturan bir şey değil. testosteronu bastığımız gidip sağa sola saldırıyor beyler. serotonin çaktığımızın yüzünde güller açıyor. sen hala daha ruh üzerine afilli kelimeler ediyorsun.

    bir de şu vücudun amelesi olan kalbe yüklenen derin manalar beni benden alıyor. kalp hiçbir yerden sinyal almasa bile rölantide çalışan bir organ. kendi iletisini kendi çıkarıyor. kendi kendine yetebilen çok çalışkan ve ritm duygusu gelişmiş bir organımız bu ama gel gör ki hiçbir kontrol mekanizmasında yeri yok. kalp ile kontrol edilen hiçbir doku yok. tabi antinatriüretik hormon falan var ama sonuçta o sayılmaz. hipofiz denen billurdan küçük zımbırtı daha çok söz sahibi vücutta.

    peki hor görülen göt diye tabir ettiğimiz organ niye konuşulmuyor? götümüzün vücuttaki yeri ve önemi başlıklı fıkra için kurt adamdan haliica'yı sahneye davet ediyorum.

    vücut içerisindeki bütün organlar bir gün toplanırlar. amaçları, kendilerini idare edecek bir müdür seçmek. önce eller söz alır ve der ki "eğer ben olmazsam bu vücut ne temel ihtiyaçlarını karşılayabilir, ne de herhangi bir şey yapabilir, yemek bile yiyemez". mide söze girer, "ben olmazsam birşey yiyemez ve enerji kazanamaz, yani hiçbir şey yapamaz". ayaklar ve bacaklar birleşip koalisyon kurarlar ve sorarlar "biz olmazsak bu bünye nereye gider"...
    seçim propagandaları git gide kızışmaktadır. beyin, uzaktan uzağa bu tartışmaları seyretmeye devam ederken bu kez gözler söz alır. derken yürek eğer kendisi kan pompalamazsa hiç bir şey olmayacağını iddia ederek kendisinin müdür olması gerektiğini söyler...
    bu arada götün içi erimektedir. tam söze girecekken başka bir organın lafa başlamasına içerlese de sırasını bekler. böbrekler, dalak, göz, burun, hepsi konuşurlar ve kendilerinin müdür olması gerektiğini ispatlamaya çalışırlar. göt tam lafa girecekken beyin herkesi susturur, usta bir moderatör gibi organlara tek tek döner ve sormaya başlar, "sen ey göz, ben sana emir vermesem sen neyi görebilirsin? ya siz eller ve kollar, ben emir vermesem siz neyi kavrayabilirsiniz? sen penis, ben sana emir vermesem yerinde kös kös oturmaya devam etmez misin? siz ayaklar ve bacaklar, ben emir vermesem siz nereye gideceksiniz"
    bu şekilde mideye, buruna, dalağa, kısaca göt dışındaki her organa cevabını verir. göt konuşamamıştır zira. organlar düşünürler, taşınırlar ve "peki" derler. "haklısın ey beyin, sen bizim müdürümüz ol". beyin mutludur ama bu seçim götün çok zoruna gider... içerler... ve direnmeye karar verir. için için sıkar kendini...
    ilk birkaç gün her şey yolunda olsa da götün görevini yapmaması nedeniyle vücutta aksamalar başlar... önce bağırsaklar şikayetlenir beyine "patlamak üzereyiz, aman bir çare" beyin emir üstüne emir yağdırır göte ama adı üzerinde göt, göttür işte ve tüm götlüğüyle beyne "hayır" der. "al bakalım nasıl müdürmüşsün sen, ben olmasam sen de hiçbir halt değilsin"
    beyin bozulup sinkaf eder, bu arada vücuttaki arızalar da sürmektedir. sonunda mide ve diğer iç organlar da "iflas etmek üzereyiz" diye beyne çıkarlar... sonuç aynı...
    derken bacaklar ve ayaklar "dermanımız kesildi, aman göt, ne olur sıkma kendini, bırak yoksa hepimiz öleceğiz" derler. göt kararlıdır "gidin, müdürünüze söyleyin". organlar tekrar toplanırlar çünkü vücut ölmek üzeredir. beyin bakar ki olacak gibi değil, güzellikle konuşmaya başlar götle "etme eyleme, bak bütün organlar iflasın eşiğinde, vücut yatağa düştü, ilaçlara bile direniyorsun" göt, nuh der peygamber demez... ama açık kapı da bırakır "bir şartla sıkmayı bırakırım" der, "beni müdür yapın". organlar beyne koşar, aman beyin, canım beyin, biz biliyoruz ki sen olmasan hiçbir şey olmaz ama durum da ortada, gel götü müdür yapalım, hepimiz kurtulalım... beyin düşünür, haklısınız der... organlar tekrar toplanır ve beyinin de oyuyla götü müdür seçerler...

    fıkra bilindik bir fıkra yazmaya üşendiğim için kopyala yapıştır yaptım. kaynak bu
  6. ruhun aslında bir dizi kimyasallardan ve tepkimelerinden meydana geldiği düşünülürse ruh pekala bedeni hareket ettirebilir.
    bilime göre ruh bu demek en azından.
    ama bana kalırsa daha ilahi bir varlık gibi ruh. ilahi varlıklara, oluşlara da biraz frekans gözüyle bakacak olursak (bestseller kendini geliştirme kitabı yazarı gibi konuşmak istemem ama) sinyallerin belli frekanslarla çeşitli tepkimelere neden olabileceğini düşünebiliriz.