1. üzerine yapılan yorumlara bakıldığında ne adammışım be dediğim meziyet. bu zamanda zor olduğu kadar çevreye kabul ettirmesi de çok zor bir iştir.

    -kız sana bakıyor
    -hatun sana yazılıyor olum niye yüz vermiyon gay mi olacan başımıza
    -kanka güzel hatunlar yok mu 2 tane ayarla da takılalım akşam
    örnekler çoğaltılabilir. burada tabi tipim süper herkes bana hasta gibi bir izlenim vermek değil amaç. tipim öyle olsa artistliğini de yapardım ama hiç utanmadan.

    bunların cevabı hep olumsuz ama işin ilginç noktası bu tarz sözleri edenlerin hepsinin sevgilisi olduğu gibi hepsi de evlenmeyi düşünüyor sevgilileriyle. aldatmak için fırsat kolluyor hepsi. ben evlenmem diyorum salak oluyorum, sevgilim var diye başkasına yürümüyorum salak oluyorum. milletin çivisi çıkmış anasını satayım. bende bir yanlışlık mı var diye düşünmedim değil.

    erkek muhabbeti bellidir, "buna ne çakarım ha" "kızda mal çok iyi" falan filan. bunu herkes yapar ve yapmıyorum diyen yalan söyler. ben de yapıyorum, bakmaya da bayılıyorum, ofisin camından karşı dükkanda çalışan balık etli hatunu kesiyorum, bazı kadınlar oluyor ki yüzüne bakmaya doyamazsın, bakıyorum. kadınlar da yapıyor bunu. ben sara sampaio'ya bakıyorsam kadın da gidip henry cavill'e bakacak. güzele bakarsın. ister estetik kaygıyla bak ister gözünü tatmin et. ama arkadaş bir insan sevgilisini niye aldatır lan? kendi sevgilisi yapsa öldürür, yapana orospu der, sadece bakireyle evlenir gerisi orospudur zaten ama orospudan da gönlünü kurtarmıyorsun ne iş? feministlere laf çakıyorum, sevmiyorum ama bazen de haklılar mı acaba diye düşünmüyor değil insan. ya da yok lan değiller.

    playboy olmak istiyorsan ayrılırsın sevgilinden, 50 kadınla flörtleşirsin, tek gecelik ilişkilerde 20 dakika penisini tatmin edersin, evine gider zıbarırsın. insan hakkına girmenin, birbirini üzmenin ne manası var?
  2. tuncel kurtiz'den sadakat

    sevgisini öldürmek, ihanet etmek...

    sadakat, ne menem şeydir bu sadakat...
    sessiz kalmak mıdır? ...
    kıyametin kopacağını bile bile...

    ölüm gibidir sadakat pazarlığı olmaz,
    bir kere çizgiyi geçtin mi, yoktur dönüşü...

    ne umutlar fısıldarsa fısıldasın sana hayat,
    çeker gider sadık kalmaz sana....

    ama kötülük öylemi?
    hep yanı başındadır insanın..

    sözler verilir sözler unutulur...

    gün gelir ihanet eden sadakat ister...

    sadaka gibi verilmez sadakat...
    isteyen hepsini ister...

    sevdiğine sadık kalan adam,
    kendinden vazgeçebilen adamdır...

    sadakat sevdiğinin kalbini çıkarıp,
    elinde tutmaktır...
    ama sadakat yeğenim gerektiğinde o yüregi,
    alıp yere fırlatmaktır...

    sadakat ya birine koşmaktır
    ya da birinden kaçmaktır...

    sadakat, erdem değildir esasında
    sevgiden kör olmaktır...
    hep kaçtığın şeye,
    eninde sonunda yakalanmaktır, sadakat...

    yemin etmeden bir daha düşün...
    çünkü, sadakatla başlayan herşey ihanetle biter...
    kup
  3. birgün meercmin entrysini favorileyebileceğimi hic düsünmezdim. umarım samimidir. sadakatın adında bile uğur var iste arkadaş.
  4. arapça'da sad, del, ye ve kaf harflerinden meydana gelen "صديق" (sadıyk) 'arkadaş' anlamına gelmektedir . arapça bükümlü bir dil olduğu için, sadakat ile eşköklüdür. sadakat, dostluk ile örülmüş bir bağı ifade ettiği gibi, ism-i fâil kökünde sâdık sözcüğünü oluşturur. ancak unutulmamalıdır, köpekler de sahiplerine sâdıklardır. insanın sadakati hayvansal iletişim sistemlerine göre daha dallı budaklı olabilmiş, içinde yaşadığı toplum değerlerine göre bunu eğri büğrü de olsa bir şekilde inşa etmeye çalışmıştır.

    sakadat kritik bir konudur. ateşle kızdırılmış metal zeminlerde zincirlerle esir edilerek beklemek zorunda bırakılan, ayakları yanmasın diye sürekli hareket etmek zorunda kalan, arka planda çalan sistematik ritme göre eğitilen yavru ayılar da sahiplerine sadıklardır. mahallelerde eskiden ayı oynatılması, yavruluğunda annesinden alınarak "sadakatle" büyütülen bu hayvanların bu şekilde korkuyla eğitilmesi ile mümkün olabilmiştir. sakadat ince bir çizgidir. alışılmış birliktelik veya korkudan temellenmiş ise bir gün çökecektir. ancak şefkat ve uyum ile donatılmış sakadat gücünü korkudan alan sadakatten farklı olacaktır.

    arkadaşlardan bu sebeple sâdık olmaları beklenir. esasen hayatımızda aileden akrabaya, dosttan ahbaba dek her insan ilk aşamada "arkadaş" ımız olmalıdır. haliyle arkadaş sözcüğü de arka-da-eş yapısıyla türemiştir. eski türkçe'de sırtları (arkaları) eş, aynı yerde olan kişilerden bugüne uzanmıştır. karındaş sözcüğündeki ek de benzer sistem ile karın-da -eş olmuştur. yani aynı karında bulunmuş kimseler.

    sözün özü, kişi önce arkadaş, sonra dost, sonra sâdık olur.

    edit - sentaks
  5. aslinda dusununce bunun bi disi/kadin icadi oldugunu farketmek zor degil... disinin yaptigi devasa yatirim (gebelik) karsiliginda erkegi bi sekilde baglamasi, dogacak cocuguna fiziksel ve zihinsel koruma saglatmasi lazim... evrimsel acidan cok guclu olan bu gereksinim toplumun "isine geldigi icin" yucelttigi "degerlerine" de yansimis durumda (yalitilmis bazi topluluklar haric, (bkz: coming of age in samoa) )...

    sonsuza dek suren masalsi (yani, hayali) birlikteliklerin "mutlu son" ile iliskilendirilmesi aslinda pek tuhaf misal... ne bicim bi mutluluk lan bu? en sofu (sadik) dindarlar bile cennette 70 huri hayal etmiyor mu?

    farkinda olmadan kolelestiriliyoruz... hani karincalarin sinir sistemini ele gecirip onlari zombi gibi sacmasapan seyler yapmaya zorlayan mantarlar var ya... ya da salyangozlarin beynine girip, onlari kuslara kolay yem olsunlar diye agacin en ustune cikartan parazitler var ya... iste onlar gibi, su vahsi dogada, disi geninin devamini guvence altina almak icin beyni hukum altina alinmaya calisilan zavalli canlilariz korkarim...

    gerci ben sadik erkek diye bi seyin oldugunu da sanmiyorum ya, yine de uyarayim dedim, oyuna gelmeyelim!

    ps. isbu entry ciddiye alinsin diye yazilmamistir.
  6. "anılara sonuna dek sadığım, ama insanlara asla öyle olmayacağım"
    rainer maria rilke
  7. sadakate inanmıyorum. bence bir insan aynı anda pek çok kişiyi sevebilir, hatta ilişki de yaşayabilir. neticede kimse kimsenin malı değil, herkes kendine ait. o zaman ne bu böyle karşımızdakine sahip olma çabası? başkasını da sevmesi beni sevmesine engel mi? kendi tekelime geçiremediğim birini sevemez miyim?
  8. hayatta yalnızca sevgiliden beklenmez. ya da özel ilişkiler adına ele alınmamalı. aile, arkadaş, iş.. ve hepsi birbirine görülmez bir zincirle bağlıdır. kişinin karakter yapısını ele almak, bakış açısına bakmak gerekir bunun için. sonradan kazanıldığını asla düşünmüyorum.

    sadakat konusunda da takıntılı biri olarak bir kere bir insan çizdiği vakit her hangi başka bir sebeple tekrar o insana karşı kaldığım yerden devam edemiyorum. ve evet etrafımın giderek azalmasının ya da azaltmamın sebeplerinden biri de budur.
  9. çeşidi ne olursa olsun (özellikle gönül ilişkilerinde) ilişkinin hangi yönüne sadık kalacağınız konusunda anlaşmak,uyuşmak her şeyden daha önemli. bazen kalbî sadakatsizlikler,seksi ihlallerden daha can yakıcı, yaralayıcı olur. dünya, hayat bu,yeri gelir yarin yanağını da paylaşmış olursun bilmeden. ama kalbinin köşkünde sultanken,müştemilata taşınmak zorunda kalmak var ya bacılar,işte öyle penetrasyonu brazzer'sta bile göremezsiniz.