• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (7.00)
safahat - mehmet akif ersoy
halkının içinden yükselmiş, ama halkın içinde kalmış bir şair; kendi milleti kadar, doğu'yu ve batı'yı dili, edebiyatı ve müziği ile bilen bir aydın; veterinerlik fakültesi'nin ilk öğrencisi ve birincisi; istanbul boğazı'nı yüzerek geçen, at binen, gülle atan ve güreşen bir sporcu; şehirde kapanıp kalmamış, anadolu köylerindeki ahırlarda hayvan tedavi etmiş, gerçekleri yaşamış ve neye mal olursa olsun hep gerçekleri söylemiş bir adam; milletiyle birlikte savaşı, acıyı, yenilgiyi ve zaferi gören gözleri, her daim yaşlı duygulu bir insan, bir şair...

bu adam, "istiklâl marşı"mızın yazarı mehmed âkif ersoy'dur.

o, bütün hayatı, ahlâkı, kişiliği, davranış ve düşünceleriyle birlikte, kendimiz ve çocuklarımız için, hiç çekinmeden, "işte tam bir örnek!" diyebileceğimiz, bir millî kahramandır.
onun eseri olan "safahat", bu milletin çağdaş destanıdır. milletimizin bin yılda kıvama ermiş olan ruh ve fikir olgunluğu, inanç ve ahlâk sağlamlığı, cesareti ve kahramanlığı - elbette kusurları ve tedavi çareleriyle birlikte bu destanda dile getirilmiştir.

kendisi"ni ve milletini öğrenmek isteyen genç aydınlar, onu okuyacak ve anladıkları kadar bu "millet"ten olacaklardır. mehmed âkif gibi bir evlâda ve "safahat" gibi bir esere sahip olmak, bir millet için, büyük bir şans ve büyük bir mutluluktur...
(tanıtım bülteninden)
  1. "kurt uzaklardan bakar dalgın görürmüş merkebi
    saldırırmış ansızın yaydan boşanmış ok gibi
    lakin aşk olsunki aldırmazda otllarmış eşşek
    sanki tavşanmış gelen yahud kılıksız köstebek
    kar sayarmış bir tutam fazla olsun yutmayı
    hasmı derken çullanırmış yutmadsan son lokmayı
    bir hakikattır bu bildiğin usluba sok
    halimiz merkeple kurdun aynı asla farkı yok
    burnumuzdan tuttu düşman biz boğaz kaynındayız
    bir bakın halamı hala ihriras ardındayız
    saygısızlık elverir bir parça olsun arlanın
    vakti çoktan geldi hem geçmektedir arlanmanın
    davranın haykırmadan nakus-u izmihlaliniz
    öyle bir buhrana sapmıştırki zira haliniz
    zevke dalmak şöyle dursun vaktiniz yok mateme
    davranın zira gülünç olduk aleme"
  2. safahat'ın tamamını okuyamasanız da, seçme parçalar okuyun. bir insan ne kadar hisli, ne kadar yüce gönüllü, öğrenmiş olursunuz. örneğin; seyfi baba şiirini okuyun. istanbul sokaklarının ahvali bile öyle iyi resmedilir ki sokak tasvirinden bir devrin her halini anlarsınız. medeniyetin ilk ve en belirgin yüzüdür sokak, bunu iyi bilen akif, sokakları kendi ruh inceliği ile anlatır. her yerde fakirleri, evsizleri, eşinden ayrılmış ve sokakta çocukları ile yaşayanları görür.
    ne yapabilirim? bir şeyleri düzeltmek için ne yapabilirim? bu duyguyla manzara seyredemez ki, temaşaya vakti yoktur ki...
    ve seyfi baba'nın evine ulaştığında, apayrı bir sefalet tasvir etmek düşer şaire; şiirin en acıklı yeri de şudur: ( bu bölüm ip uçları içerir! ) ( yabancı kelime yok)
    şair şafak sökerken ayrılmak ister gitmeden seyfi babaya biraz para bırakmak için niyetlenir. ne yazık ki, kesesi bomboştur. ve ardından iki satır değil iki kan damlası düşer yüreğinden:
    o zaman içimden koptu şu tahassür ebedi
    ya hamiyetsiz olsa idim ya param olsa idi
    yani şair ya param olsaydı ya da acıma duygum olmasaydı, demektedir.
    ve seyfi baba şiirinin atasözü gibi söylenen iki dizesini yazalım:
    kim kazanmazsa bu dünyada bir ekmek parası
    dostunun yüz karası düşmanının maskarası...