• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.50)
şampiyonların kahvaltısı - kurt vonnegut
kurt vonnegut, batman'deki joker'in iyi kalpli ikizi gibi. beyne şerbet dökerken, kalbe kezzap saçıyor! biliyorsunuz, yanlış gezegendesiniz. evrenin kıç deliğinde. kaybettiniz. emekler boşa çıktı. iş işten geçti. her şey kötüden betere gidiyor. umut yok. işte bu koşullarda gülebilir, espri yapabilir misiniz?

şampiyonların kahvaltısı, küresel mahvın ve bireysel kahrın matrak bir anlatımı. modern edebiyatın erişilmez dehalarından kurt vonnegut'un başyapıtlarından biri. kıyamet öncesi sessizlik ile kıyamet sonrası sessizlik arasına sıkıştırılmış bir kahkaha fırtınası!

dwayne hoover delirmenin eşiğinde bir otomobil satıcısı. tüm acemi deliler gibi dwayne de deliliğinin şekil ve yön edinebilmesi için bazı kötü fikirlere muhtaç. bu kötü fikirleri dwayne hoover'a veren kilgore trout. kilgore trout bir bilimkurgu yazarı. kötü fikirlerin özü ise şu: dünyadaki herkes, dwayne hoover hariç, birer robot. özgür iradeye, sadece dwayne hoover sahip. şampiyonların kahvaltısı'nda kurt vonnegut insanoğlunun en zorlu meselelerine korkusuzca dalıyor. gerçeği nasıl görebileceğimizi bize hatırlatıyor. april yayıncılık dahi yazara saygıyla sunar: şampiyonların kahvaltısı, algan sezgintüredi çevirisiyle türkçede! siz de bu çivisi çıkmış dünyada bir anlam kırıntısı, iyi ihtimale dair bir ipucu bulabileceğinizi düşünüyorsanız… kahvaltıya buyurun. şerefe!

kaynak: idefix
  1. vonnegut'un kendine ellinci yaş armağanı olarak yazdığını söylediği, ve aynı zamanda romanı yazan karakter olarak da yer aldığı kitapta şu satırlar yazarın yaşamına dair önemli detaylar içeriyor:

    "çok kötü yazıyorsun" dedim kendime.
    "biliyorum" dedim.
    "annen gibi intihar etmekten korkuyorsun" dedim.
    "biliyorum" dedim.

    vonnegut'un annesinin 1944'te anneler gününde intihar ettiğini, yazarın kendisinin 1984'te başarısız bir intihar girişiminde bulunduğunu , şampiyonların kahvaltısı'nın ise 1973'te, vonnegut'un intihar girişiminden onbir yıl önce yazıldığını düşününce satırların gizemi çözülüyor sanırım.
  2. kitapla alakasız belki ama kitabın yazıldığı yıllarda james hunt, uzerinde "seks : şampiyonlarin kahvaltısı" yazan bir tulum giyiyormuş. rush
    nesli
  3. dwayne hoover, evrenin en talihsiz otomobil satıcısı, tek sırdaşı francine'in mis kokulu göğüslerine başını yaslamış hislenirken, yıllar önce bir pontiac fabrikasına yaptığı geziyi hatırlar. sevgili karısının bir bidon lavabo açacağı içip dünyasını değiştirmesinden üç ay kadar sonra yaptığı bu gezide, yolları adeta şamatanın hüküm sürdüğü bir test alanına gelir.

    bu bölümde kerli ferli bilim adamları koltuk döşemelerini ateşe vemekte, otomobil camlarını taşlamakta, bıkıp usanmadan torpido gözü kapaklarını açıp kapatmakta, motorları hemen hiç yağlama yapmadan çalıştırıp son hadlerine kadar zorlamakta, debriyaj, gaz, fren pedallarını defalarca dibine kadar kökleyip bırakmakta, yani anlayacağınız zavallı otomobillerin her bir parçasının anasından emdiği sütü burnundan getirmektedir.

    dwayne bu bölümü büyülenmiş bir şekilde gezerken hayatı boyunca unutamayacağı o bilgilendirme tabelasına rastlar: "tahribatlı muayene"

    "o tabelayı görünce," der dwayne hoover, francine'in gögüslerinden başını kaldırıp, "yoksa tanrı beni dünyaya bunun için mi yolladı diye düşünmekten kendimi alamadım - bir insanın eziyete ne kadar dayanabileceğini anlamak için."

    bu kısacık tespit, kilgore trout, dwayne hoover, billy bilgrim, eliot rosewater, edgar derby gibi, tek şanssızlıkları bu çivisi çıkmış gezegene düşmek olan vonnegut karakterlerinin, hatta büyük ölçüde bizim huysuz vonnegut'umuzun da, sefaletle ve umutsuzlukla örülü yazgısını özetler.
  4. kitap bana, ardına kadar açık kunduzlu kitaplardaki değişik kurgulu öykülerden ve şimdiki zamanda yapılan bir fiilin gelecekteki etkisini bize göstermesinden ötürü bir tutam cesur yeni dünyayı, sonunda olacakları daha baştan birkaç kez söylediği halde bizi fena halde meraklandırdığı için biraz kırmızı pazartesiyi, her şeye rağmen vurucu sonu ve tanrı-yazar unsuru itibariyle sophienin dünyasını ve bol bol tanıma yer verdiği için divanü lugati't-türk'ü -latife ediyorum- anımsattı.

    !---- spoiler ----!

    trout'un hikayelerinin her biri ayrı olay. kitap boyunca zevkle okudum. ama asıl hikayemiz şu robotlu olan yok mu?
    çocukken hep düşünürdüm buna benzer bir şeyi. ya dünya sadece benim için varsa, herkes benim için yaşıyorsa ve ben arkamı döndüğümde bütün hayat duruyorsa, kimse hareket etmiyorsa? annem, babam, çevrem hatta bütün insanlar, hayvanlar, her şey iradesiz makineler gibi nedensiz bir şekilde sadece benim etrafımda, benim için var olamazlar mıydı?
    yani diyeceğim odur ki (bkz: şerefsizim benim aklıma gelmişti) .
    hoover gibi deliririm belki ben de. zaten parmağını ısırıp koparmak istediğim birkaç kişi var. bahane olmuş olur.
    neyse... işte en sevdiğim cümle;

    'donakaldığı kırk ikinci cadde, trout'a yaşamaya değmeyecek bir hayat sunuyordu ama ben de ona çelik bir yaşama iradesi vermiştim.
    dünya gezegeninde yaygın bir birleşimdi bu.'

    !---- spoiler ----!

    kurt voonegut'un okuduğum ilk kitabı. peki neden okudum? çünkü (bkz: youreads eş zamanlı kitap okumaları) .
    kara mizah yapılan filmlere bayılırım. kitaplara da bayılıyormuşum. bu yüzden iyi ki okumuşum diyorum. hayır hayır ağlamıyorum tabi ki. gözüme drano kaçtı.

    falan filan...
  5. youreads eş zamanlı kitap okumaları'nı eylül ayının başımı döndüren kitabı şampiyonların kahvaltısı'nı yazmak bu geceye nasipmiş demek. esasen bir dönem eleştirisi olan ve fazlasıyla amerikan olan bu eğlenceli kitabı herkese tavsiye eder miyim, bilemedim dostlarım. he okumayın demiyorum, hobi olarak yine okuyun :)
    !---- spoiler ----!

    nereden başlasam ne yazsam bilemedim inanın ki. kitabın ufak bi özeti geçsem spoilerın allahı olcam o sebeple onu istemiyorum pek. kitabın kahramanlarından biri olan trout'un bazı hikayelerini sevdim. bu hikayelerin o zamanların kırmızı noktalı dergilerinde yayınlanıyor olmasının ve yazarın bunlar karşısında kayıtsız olmasının altında ne yattığını ise pek fazla anlamadım. öküz altında buzağı aramaya her zaman karşı olmuşumdur. kitabın diğer kahramanı dwayne ise o ne kadar tersine gitse bile işleri durmaksızın yolunda giden bir adam olarak oldukça ilgi çekici bir karakterdi. özellikle kullandığı kimyasallar sebebiyle deliliğe gel gel demesi komik ve keyifli şeyler. zaten çocukluğu bunca travma ile dolu birinden de daha değişik bir hayat yaşamasını beklemezdik. kitabın bir diğer ana karakteri ise kurt. evet evet yazar. sizlere ilginç gelebilir belki ama bana stephen king'den tanıdık geldi. kitabın sonunda olacak şeyleri kitap boyunca tekrar ediyor kurt. e bu düpedüz oyun bozanlık diye düşünebilirsiniz belki ama öyle değil. zira olacakları söylüyor olsa bile sonunda ne olacak diye meraklanmaya devam ediyosunuz. o nasıl oluyor yahu dediğinizi duydum. valla ben bilmiyorum dostlar, edebiyat böyle bir şey olsa gerek. bu ilginç tadı çok sevdim mesela ben. kitabın içerisinde zamanın amerikasına yönelik yapılan eleştiriler yer yer çok cesur. amerikalılar tarafından pek sevilen bir yazar değildir tahminen. peki bu yüzden benim tarafından sevilen bir yazar olur mu, hayır :) neden ben amerikalı mıyım? bildiğim kadarıyla hayır. ee o zaman. ne o zaman yahu sevemedim işte :d

    !---- spoiler ----!
    bir sonraki ayın kitabından daha umutluyum. daha bir sürü bir sürü şey yazmak isterdim ama inanın bana şu an başka bir şey okumak pragmatik açıdan çok daha iyi duruyor. iyi gecelerr.