1. bugün evsiz ve işsiz bir adam sahil kumundan bir köpek ve süt emen iki yavrusunu yürüyüş yolunun üstüne inşa etmiş, önüne de bir kutu koymuştu. gelenler adamın eserine bakıp kutuya para atıyorlardı. çok acelem olduğu için fotoğraf çekemedim. ama bunu görmek bana yeni ve güzel duygular verdi, işte bu sanat. kendi ülkemde de bu kadar sık bir şekilde sanatı sokakta görmeyi istiyorum. çünkü o küçük anların günü kurtardığına inanıyorum.
  2. national gallery de leonardo'nun azize anne ve vaftizci aziz johnla beraber olduğu çalışmanın kopyaları müzedeki tüm resim kopyalarından daha çok satılmaktadır. eskiden bu resmi yalnızca yüksek kültürel sermayeye sahip olan uzmanlar tanıyordu. tablonun bu şekilde popülerleşmesi bir amerikalının onu iki buçuk milyon sterline almak istemesinden sonra olmuştur. şu an resim bir oda da muhafaza edilmekte.resmin önünde kurşun geçirmez bir cam var.burda tablo başka bir boyut kazanmış durumda bu haliyle.
    gösterdikleri yüzünden değil, resmin bu şekilde muhafaza edilmesi onu şaşalı bir havaya büründürüyor ve bunun nedeni sanatsal önemi değil satış değeri.

    özgün sanat eserlerini çevreleyen de bu satış değerlerine endeksli gerçek dışı kutsallaştırma etkisi . fotoğraf makinasının resimleri yeniden üretebilir hale dönüştürmesiyle beraber gerçek anlamda sanat eseri ve sanat kavramı farklılaşmıştır.
    toplumların çoğunda sanat müzelerine halk rabet duymaz.
    halkın çoğunluğu için burdaki şeyleri kendilerinin dışında kalmış kutsallaştırılmış bir tür zenginliğin göstergesidir çünkü bu alanlar. yapılan bir araştırmada müzeyi en çok kime neyin çağrıştırdığı sorulmuş ve çıkan sonuçlarda, kilisenin en çok mavi yakalı işçelere sonra memur ve zanaatkarlara üçüncü olaraksa üst kesim yöneticilerinse müzeyi çağrıştırdığı görülmüştür.

    dinselleştirmenin kutsallaştırmayı doğurduğu ve bunun da halkın genel kesiminde bir tür gizem ve kudret uyandırdığı görülmektedir. sanat yüksek bir kültürün aidiyeti altında sadece onlara aitmiş gibi gösterilir.bunun üzerine bir de ticari bir değer eklenerek sanat eserleri modern dünyada alınabilirliği ölçüde ancak '''seçkin olabilecek'' bir şeye dönüşmeye başlamıştır.
  3. bugün bir haber görünce düşündüm de;
    bazen - bazı insanlar sanatın bir veya birkaç dalından anlıyorsa (eğitimli olsun-olmasın, mektepli-alaylı olsun, üç beş bilgisi olsun veya duayen olsun... hiç farketmez) ukalalığını göstermekten hiç çekinmediğini düşündüğüm en önemli alan sanat sanırım.

    karşısındaki hiçbir şey bilmiyor olsa bile ona gerçekten bir şey vermek için anlatan insana can kurban. ama çoğu kişi sanattan anlamayı , anlamayanı veya az anlayanı küçümsemek-aşağılamak için, egosunu biraz daha şişirebilmek için kullanıyor.

    haber okudum demiştim; radikalde, orası da sanat online diye bir siteden almış. "sanat fuarında sakın bunları yapmayın" başlıklı.
    şöyle maddeler var, rastgele seçiyorum:

    - 6- sanatçılara "bunu bizim selma da yapıyor" ya da "bunu benim ufaklık da yapıyor" cümleleriyle yaklaşmayın. hele "bunu ben de yaparım"dan özellikle kaçının.
    - 9- fuar görevlileri ile uzun ve kişisel sohbetlerden kaçının, hayat hikayenizi başkalarına anlatın.
    -10- magazine poz verecekmiş gibi değil, saatlerce kalabalık ve gürültü içerisinde yürüyecekmiş gibi giyinip gelin. fuar çıkışı yandaki dağa tırmanacakmış edası yaratan kocaman çantalarla gezmeyin.
    18- "bu sene fuar..." diye başlayan cümleleri azaltın, özellikle fuara ilk kez geliyorsanız. "bu ülke..." diye başlayan cümlelerle birleştirip rakı masasında arka cepten çıkartın. atıp tutmak orada daha zevkli oluyor.
    vs vs.

    ben burdan "bunu bizim selma da yapıyor" diyebilecek insanların bu fuarda olmaması gerektiğine yakın bir sonuç çıkarıyorum. bilmiyorum çok mu yanlı- çok mu karamsar ve çok mu atarlı bakıyorum ancak sanatçılar "sanat herkes için" diye bağırınırken "ama bu sanat fuarı bizim gibiler için" edasıyla yazılmış yazı, aslında bundan yola çıkarak söylersem; bu tip davranış bana "sanattan anlayanın ukalalığı" olarak geliyor.
    *

    *
  4. dostoyevski yapıyorsa sanat için, tolstoy yapıyorsa halk için yapılandır. yani bir sanat gördüğünüzde onu yukarıdaki rus abilerden hangisine yakıştırdığınızı düşünün, o zaman gördüğünüz sanatın kimin için yapıldığını daha rahat anlayacaksınız.
  5. ''..sanat bir gemi, insan bir liman, her limanda inen de olur, binen de olur inan ki...''
    (bkz: nur yoldaş)
    (bkz: saki)
  6. bir sanat eseri hakkında yorumda bulunurken "tüm zamanların en duygusal eserleri listesinde tepeye oynayabilecek şarkı" minvalinde söylemler geliştirerek ona yarış atı muamelesi yapmak gibi dehşetengiz bakış açıları geliştirmişiz. kendimi de tenzih etmek istemiyorum ama sanırım buradaki bakışın açısında bir bozukluk var. kişilerin mücadelesi şimdilik öte dursun.

    belki yıllarca ösym koşucusu olarak yetiştirildiğimizdendir, insan bir yerlerde üst sıralara kondurmaktan kendini alamıyor beğenip sahiplendiği, benliğine yedirdiği şey veya nesneleri; mutlaka bir yerleri, bir şeyleri, "diğerlerini" geride bırakmış olmalı gibi hissediyor.

    sürekli bir tur bindirme telaşı...

    halbuki bir sanat eseri, yarışma kaygısıyla var olamaz, olmamalı. her sanat eseri kendi evrenini yaratır ve o evrende biricik ve en yücedir. kıyas götürmesi beklenmemelidir. aksinin kabulü, yaratıcı düşüncenin ve onu tetikleyen duyguların törpülenmesini, yönlendirilmesini, bir sıralama heyecanı ile hizaya sokulmasını, sonuç itibari ile de bir mühendislik ürünü olarak; en iyi ihtimalle melez bir yapıtın, yani "yarı sanat-yarı mühendislik işi" gibi bir "ürün" ya da "projenin" ortaya çıkmasına zemin hazırlar.

    böylesi bir durumun kabulü mümkün değildir. zira, mühendisliğin sanatı ilhak etmesi, yapay zekanın insana isyanı gibidir; sanatın kıyameti eserlerin projelendirildiği gün kopar.

    ki sanatın kıyameti kopuyorsa eğer, bildiğimiz anlamda insanın da sonu geldi demektir.

    velhasılıkelam, sanat eseri olduğu gibi güzeldir; eşsizdir; acısıyla, tatlısıyla tüm yönleriyle güzeldir; aslında hayat güzeldir...
  7. güzel yurdumuza şu an fazla olan şeydir. sanat yemeğin üzerine tatlı söylemektir. biz henüz karnımızı doyuramadık. zaten hiçbir dalında herhangi parmakla gösterilebilir bir eserimizin olmayışı da bu durumun yıllardır süregeldiğinin başlı başına kanıtlar niteliktedir. zaten bizi hayatta tutan sadece birkaç hayat damarımız kaldı.
    rosky
  8. sanat varoluş korkusundan tek kurtuluş demiş birileri. varoluş ve kendi korkumdan tek kurtuluşum.
  9. r.g. collingwood'un the principles of art eserinde sanat teorisi'nden bahsedilir, yazara göre sanat teorisi şöyledir:

    "bir sanat eseri, deyimin tam anlamıyla, el yapması bir şey, sanatçı tarafından fiziksel olarak meydana getirilen veya algılanan bir şey değildir. o yalnızca sanatçının zihninde var olan, düş gücünün yarattığı bir şeydir ve de, yalnızca görsel ve işitsel düş gücünün eseri değil, genel bir düşsel deneyim bütünüdür.

    bir sanat eserinin gerçek nesne diyeceğimiz bir şey olması gerekmez; düşsel dediğimiz bir şey de olabilir. sosyal bir karışıklık, bir bunalım, ya da bir savaş gemisi veya benzeri şeyler, gerçek dünyada yeri olan bir şey olarak ortaya çıkıncaya kadar yaratılmış değildirler. ancak bir sanat eseri, yalnız sanatçının kafasında yaratıldığında da tamamen yaratılmış olabilir. gerçek sanat eseri görülen ya da duyulan bir şey değil, zihinde canlandırılan bir şeydir." * *
  10. bütün güzelliğinin ve yüceliğinin özünde minnettarlık vardır.