1. bugün evsiz ve işsiz bir adam sahil kumundan bir köpek ve süt emen iki yavrusunu yürüyüş yolunun üstüne inşa etmiş, önüne de bir kutu koymuştu. gelenler adamın eserine bakıp kutuya para atıyorlardı. çok acelem olduğu için fotoğraf çekemedim. ama bunu görmek bana yeni ve güzel duygular verdi, işte bu sanat. kendi ülkemde de bu kadar sık bir şekilde sanatı sokakta görmeyi istiyorum. çünkü o küçük anların günü kurtardığına inanıyorum.
  2. bugün bir haber görünce düşündüm de;
    bazen - bazı insanlar sanatın bir veya birkaç dalından anlıyorsa (eğitimli olsun-olmasın, mektepli-alaylı olsun, üç beş bilgisi olsun veya duayen olsun... hiç farketmez) ukalalığını göstermekten hiç çekinmediğini düşündüğüm en önemli alan sanat sanırım.

    karşısındaki hiçbir şey bilmiyor olsa bile ona gerçekten bir şey vermek için anlatan insana can kurban. ama çoğu kişi sanattan anlamayı , anlamayanı veya az anlayanı küçümsemek-aşağılamak için, egosunu biraz daha şişirebilmek için kullanıyor.

    haber okudum demiştim; radikalde, orası da sanat online diye bir siteden almış. "sanat fuarında sakın bunları yapmayın" başlıklı.
    şöyle maddeler var, rastgele seçiyorum:

    - 6- sanatçılara "bunu bizim selma da yapıyor" ya da "bunu benim ufaklık da yapıyor" cümleleriyle yaklaşmayın. hele "bunu ben de yaparım"dan özellikle kaçının.
    - 9- fuar görevlileri ile uzun ve kişisel sohbetlerden kaçının, hayat hikayenizi başkalarına anlatın.
    -10- magazine poz verecekmiş gibi değil, saatlerce kalabalık ve gürültü içerisinde yürüyecekmiş gibi giyinip gelin. fuar çıkışı yandaki dağa tırmanacakmış edası yaratan kocaman çantalarla gezmeyin.
    18- "bu sene fuar..." diye başlayan cümleleri azaltın, özellikle fuara ilk kez geliyorsanız. "bu ülke..." diye başlayan cümlelerle birleştirip rakı masasında arka cepten çıkartın. atıp tutmak orada daha zevkli oluyor.
    vs vs.

    ben burdan "bunu bizim selma da yapıyor" diyebilecek insanların bu fuarda olmaması gerektiğine yakın bir sonuç çıkarıyorum. bilmiyorum çok mu yanlı- çok mu karamsar ve çok mu atarlı bakıyorum ancak sanatçılar "sanat herkes için" diye bağırınırken "ama bu sanat fuarı bizim gibiler için" edasıyla yazılmış yazı, aslında bundan yola çıkarak söylersem; bu tip davranış bana "sanattan anlayanın ukalalığı" olarak geliyor.
    *

    *
  3. dostoyevski yapıyorsa sanat için, tolstoy yapıyorsa halk için yapılandır. yani bir sanat gördüğünüzde onu yukarıdaki rus abilerden hangisine yakıştırdığınızı düşünün, o zaman gördüğünüz sanatın kimin için yapıldığını daha rahat anlayacaksınız.
  4. bir sanat eseri hakkında yorumda bulunurken "tüm zamanların en duygusal eserleri listesinde tepeye oynayabilecek şarkı" minvalinde söylemler geliştirerek ona yarış atı muamelesi yapmak gibi dehşetengiz bakış açıları geliştirmişiz. kendimi de tenzih etmek istemiyorum ama sanırım buradaki bakışın açısında bir bozukluk var. kişilerin mücadelesi şimdilik öte dursun.

    belki yıllarca ösym koşucusu olarak yetiştirildiğimizdendir, insan bir yerlerde üst sıralara kondurmaktan kendini alamıyor beğenip sahiplendiği, benliğine yedirdiği şey veya nesneleri; mutlaka bir yerleri, bir şeyleri, "diğerlerini" geride bırakmış olmalı gibi hissediyor.

    sürekli bir tur bindirme telaşı...

    halbuki bir sanat eseri, yarışma kaygısıyla var olamaz, olmamalı. her sanat eseri kendi evrenini yaratır ve o evrende biricik ve en yücedir. kıyas götürmesi beklenmemelidir. aksinin kabulü, yaratıcı düşüncenin ve onu tetikleyen duyguların törpülenmesini, yönlendirilmesini, bir sıralama heyecanı ile hizaya sokulmasını, sonuç itibari ile de bir mühendislik ürünü olarak; en iyi ihtimalle melez bir yapıtın, yani "yarı sanat-yarı mühendislik işi" gibi bir "ürün" ya da "projenin" ortaya çıkmasına zemin hazırlar.

    böylesi bir durumun kabulü mümkün değildir. zira, mühendisliğin sanatı ilhak etmesi, yapay zekanın insana isyanı gibidir; sanatın kıyameti eserlerin projelendirildiği gün kopar.

    ki sanatın kıyameti kopuyorsa eğer, bildiğimiz anlamda insanın da sonu geldi demektir.

    velhasılıkelam, sanat eseri olduğu gibi güzeldir; eşsizdir; acısıyla, tatlısıyla tüm yönleriyle güzeldir; aslında hayat güzeldir...
  5. güzel yurdumuza şu an fazla olan şeydir. sanat yemeğin üzerine tatlı söylemektir. biz henüz karnımızı doyuramadık. zaten hiçbir dalında herhangi parmakla gösterilebilir bir eserimizin olmayışı da bu durumun yıllardır süregeldiğinin başlı başına kanıtlar niteliktedir. zaten bizi hayatta tutan sadece birkaç hayat damarımız kaldı.
    rosky
  6. sanat varoluş korkusundan tek kurtuluş demiş birileri. varoluş ve kendi korkumdan tek kurtuluşum.
  7. bütün güzelliğinin ve yüceliğinin özünde minnettarlık vardır.
  8. para kazanma endişesiyle yapılmayanı makbuldür.

    bu sebeple amerika'dan pek sanatçı çıkmaz. çıkar ama bir avrupa sanatçısı gibi olmaz.

    şimdi diyeceksiniz ki "o kadar ressam var hobi olarak mı yaptı o kadar resmi?"

    çünkü avrupa'da patronluk sistemi diye bir şey çıktı orta çağ'ın son dönemlerinde. varlıklı insanlar "senin her türlü harcaman benden ama benim için çalışacaksın" deyip resmen para saçtılar bu adamlara. mesela leonardo da vinci'nin o kadar çok tasarım yapabilme sebebi yine destekçileridir. yoksa "ne yiyeceğim?" diye düşünen bir adam hayatta sanat yapmak istemez.

    patronluk geleneği hala avrupa'da devam ediyor ama amerika birleşik devletleri genç ve geleneksiz (belki 1000 yıl sonra falan onların da gelenekleri olur kim bilir?) bir ülke olduğu için sanatçılar her zaman zor yaşamlara sahip olmuşlardır. zaten orada da genelde zengin aile çocuklarından falan çıkar sanatçılar. fakir bir aileden çıkıp "ben sanat yapayım" diyen çok azdır.

    buradan çıkaracağımız sonuç zenginleri ali ağaoğlu gibi insanlar olan ülkeden bir bok olmazdır (sanatı ve sanatçıyı destekleyen zenginleri tenzih ederim).
  9. modern olanını bir türlü anlayamadığım bir şey.

    çeşitli çevreler tarafından sanatçı olarak nitelendirilen biriyle tanıştım bir arkadaşım aracılığıyla. kendisinin değişik bir eseri vardı. önce kendisini tv sinyalleriyle tv ekranında gösteriyordu (o da böyle bulanık bir şey zaten). sonra da bunun fotoğrafını çekiyordu.

    şimdi arkadaş tv'nin çalışma prensibini anlamış ve tv yayını için gerekli olan ekipmanları almış ona bir sözüm yok. hatta üniversitelerde bile gösterilebilir bir şey "tv böyle çalışıyor işte çocuklar" demek için falan.

    ama o ekranın fotoğrafını çekip de "alın size sanat eseri" demek nasıl bir şeydir hala hafsalam almıyor.

    burada sanat olan fotoğraf mı yoksa yaptığı iş mi?

    bana göre ikisi de değil. tv denen aleti icat etse "çok büyük insanmış" derdim ama hazır malzemeleri kullanıyor bir de... ne desem bilemedim.