• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.00)
şarkı okuma kitabı - bülent somay
bu kitapta yapmaya çalıştığım şey bazı şarkıları alıp çözümlemek ya da açıklamak değil. şarkı kendisi için vardır, açıklaması da olmamalıdır... buradaki şarkıların her biri hayatım boyunca tekrar tekrar okuduğum ve "okuduğum" şarkılar. israrla çalıp söyledim onları. hepsi de kendimi kurmamda ve yeniden kurmamda bir yere sahip. hepsi bana hayatımla, hayatımızla ilgili sorular sordu. ben de onlara cevap vermek için epey zaman harcadım. işte bu sorularla, bunlar etrafındaki düşünceler var bu kitapta...
benim için "şarkı sözü" müziğin bir aksesuarı olmadı hiçbir zaman. söz ve müzik daima bir bütündü. sözünü anlamadan müziği de yeterince takdir edemeyeceğimi bildim hep. küçük yaşlarımdan beri müzikte kahramanlarım bob dylan ve leonard cohen'di: ikisi de şarkı yazarı ve şair. onları örnek alarak başladım şarkı söylemeye. şarkı sözü şiirdi: özel bir şiir türü ama gene de şiir. o yüzden şiir gibi okunmayı, şiir gibi yaşanmayı hakediyordu.
bu şarkıları nasıl seçtiğim ise apayrı bir konu. bazılarını seçmeme şansım yoktu zaten. suzanne, famous blue raincoat, manifiesto; bunlar eskiden beri yakamı bırakmayan şarkılar. seçtiğim tüm şarkılar ortak temalar içermeseler de, aynı civarlarda dolaşıyor: aşk ve ölüm, sevgi ve şiddet, dayanışma ve ihanet, teslimiyet ve umut... (kitap bilgileri babil.com dan alınmıştır.)
  1. suzanne'in aynası kısmı oldukça hoş olmakla birlikte alttaki metin farklı bir bölümden alınmıştır.

    ''derken dostlarımın, sevgililerimin ardındaki izlerde de cesetlere rastlamaya başladım. onlar da öldürüyordu. elle gelen düğün bayramdı. yalnız değildim. vicdanım biraz rahatladı. çoğu kez kadın cesetleriydi gördüğüm; bazen erkeklere de rastlıyordum ama. bir gün, kendime karşı dürüst olduğum bir anda, bir anda kendi cesedime de rastladım. nasıl ölmüş olduğumu hatırlayamadım. ölümü kabullenemedim. birden dehşetle fark ettim ki, ölmüş, öldürülmüş olmayı kabullenmek, katil olmayı kabullenmekten daha zor geliyordu. doğrusunu isterseniz otuzuma yaklaştığımda bu işin sonu yok gibi görünüyordu.''
  2. ''ya da: erkek canlı, yaşayan bir sevgiliyi içeremez, içine alamaz. onu hem kendisi olarak bırakmayı, hem de kapsamayı beceremez. erkek için sevilen bu yüzden hep dışında, hep her an kaybedilebilirdir. uçucudur. onu elde tutmanın tek yolu dondurmaktır. dondurup çantaya atmak, dolaba kilitlemek, eve kapatmaktır. o yüzden sevgilinin kendi hayatiyetini ifade etmesi hep bir tehlike kaynağıdır. bu ifadelere direnmek gerekir, yok saymak gerekir, izlerini bile silmek gerekir. bazen sinizmle, bazen şiddetle, bazen de bir sevgi fazlasıyla. sevgilinin duyduğu her alaylı ifade, yediği her tokat, sözlerinin duvara çarptığı her an, heyecanla anlattığı bir öyküye karşılık olarak aldığı her şefkatli ve babacan baş okşaması, onu biraz daha nesneleştirir. kritik an, sevilenin kendisinin de bir özne olabileceği umudunu kaybettiği andır. celladın baltası tam bu anda iner. sevilen ya terke zorlanır ve ipi kendi çeker, ya da özne olmamayı kabullenir, bir natürmort olarak ikinci yaşamını sürdürür. iki halde de erkek sevdiğini şeyleştirmiş, öldürmüştür. iki halde de sevilen ölmüştür.''
  3. mesut