• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.53)
Yazar franz kafka
şato - franz kafka
egemenliğin kurumsallaşmış alanı olan bürokratik düzeneğin dişlilerine takılıp kalmayı, ileriye doğru bir adım bile atamamayı görünürleştiriyor şato ile franz kafka; sınırlarının genişliği kestirilmeyen bir yerleşimde, "yeryazımcı" kahramanıyla, statükoyu kırmayı, iktidarın nerelere kadar yayılıp örgütlenebileceğine ilişkin bir taslak çıkarmak deniyor; olanca mutsuzluklarına rağmen, özgürleşemeyen, belki de özgürleşmek istemeyen köylüleri o bildik, acılı alaylı biçemiyle okurun bilincine kazıyor. (kitap bilgileri idefix'den alınmıştır.)
  1. kadastrocu bay k. sisli bir köye gelir, hikaye başlar ama o sis sizde hiç geçmez. bay k. yokuş çıkar yorulur, sizin mideniz bulanır. klamm ortalarda gözükmez bay k. arar, siz ararsınız umutsuzca. kafka kitabı bitiremez, siz bitirdiğinize memnun olursunuz.

    okuduğum en kasvetli romanlardan biriydi. mahkeme kalemlerinde dolanan bay k. nasıl adalet arıyorsa burda da otoritenin kapsamını arıyor.

    (bkz: dava)
    (bkz: bay k.)
  2. kitapta bir öyle birtakım kavramlar var ki kitabın atmosferine girmeden okutulsa hadi ordan diyecek iken kitapta okuduğumuzda gayet de olabilirmiş gibi geliyor. örneğin:
    klamm' ın varlığından herkes emin, ama neye benzediği konusunda görüş birliği yok.
    yine klamm' ın çok yoğun olduğu ve başını işlerinden kaldıramadığına köylüler inanırken k. frieda ile ilk karşılaşmalarında delikten yan odadaki klamm'a bakmış uyukluyor yada tembellik ediyor noktasında bir hali olduğu betimlenmişti.
    şatodaki beylerin sürekli çalıştığı, gece gündüz aktif olduklarına da kesin bir dille inanılıyor iken kimse şato ile olan işini hızlıca halledemez, genelde de hiç halledemez.

    bunlar dışında ulağın ailesinin üç yıl önce köyde çok saygın bir durumdalar iken şatonun onlara kızmış olabileceği ihtimali üzerinden babasının işine son verilmesi, evlerinden atılmaları gerçekten o bölümdeki üslub tam bir kafka klasiğidir.

    işte kafka öyle bir yazar ki tüm bu çelişkileri roman içinde bize mantıklı gösteriyor. hiç alegorik düşünmesek dahi bürokrasinin ulaşılamazlığını bu kadar mükemmel anlatmak başlı başına büyük başarı.

    kaynağını doğrulayamadığım bir bilgiye göre kitabın planlanan sonunda k. tam ölecek iken şato tarafından kabul edildiğini öğrenecek imiş. bu hal üzere son nefesini vermesi kurgulanmış. eğer böyle ise tam kafkaya yakışır bir son olduğu söylenebilir. çünkü kitap biraz bitmemişlik hissi de vermiyor değil. ilk okuyuşumda bu hissin bürokrasinin aşılamayacağı ile paralellik oluştursun diye verildiğini, kitabın bilerek o şekilde bitirildiğini düşünsem de bu ölmeden önceki kabul senaryosu daha mantıklı olurdu gibi.

    davadan önce okunmasını tavsiye ediyorum. davadaki o keskin üsluba, betimlemelere, dar ortamlara, kasvetli yerlere alışmak açısından çok faydalı olabilir.
  3. k'ya bu defa eksik bırakılmış bir romanda, nereden ve niçin geldiğini bilmediğimiz bir halde kendi içine kapanmış belirsiz bir yerde, karmaşık bulantıların tam ortasında rastlayacağız. böylesine bir romanın 1997, almanya yapımı das schloss adlı bir filmide bulunmaktadır.
  4. dava'ya göre çok daha fazla beğendiğim kafka kitabı. kitabın sonunda k handaki kadına ne kadar çok giysin var hiç bir hancıya benzemiyorsun gibi bir şey söylüyor. kadın ne demek istiyorsun diye üstüne giderken kitap bitiyor. ne demek istiyor orada anlamadım. klamn hancı kadın olabilir mi veya hancı kadın ile klamm ilişkisi daha derin olabilir mi? yoksa kitabı tamamlayanların beceriksizce yazdığı bir son mu bu? fikri olan mesaj atarsa sevinirim.
  5. kanımca davadan farklı olarak tepedekilere halkın bakış açısı biraz daha açık yansıtılmış. halk bürokratik engelleri, yöneticilerin 'kudretini' saygınlığını kabullenmenin ötesinde k.'ya karşı da savunuyor, klamm'ın kudretinden sual olunmuyor, kaleminin köye gelmesi şeref kabul ediliyor vs. genel olarak devlet büyüklerine halkın bakış açısı hakim romanda. ben tamamen bilinçsizce önce davayı okudum. yukarıda bir başka yazarın belirttiği üzere eğer kafanızda lan hangisini önce okusam diye bir soru varsa önce şato sonra dava okunmalıdır. dava biraz daha yoğun biraz daha kapalıdır şato'ya göre. ha anlaşılmaz mı o zaman dava romanı tabi ki de hayır. neyse okuyunuz okutturunuz.
    !---- spoiler ----!

    kitabın sonu yok lan:(

    !---- spoiler ----!
    vagus
  6. cok yakin ya, icindeyiz.
    her yerde olan alt üst ilişki ağında korumacılık diz boyu, herkesin kolaya kaçtığı kitap, taniyoruz;

    memur : '-saat bes olsun da gideyim.'
    1saat derse giren akademisyen: '-ya bugün ders vardı, cok yoruldum.'
    siyasetci; '-alışmalıyız.'
    guvenlik: '-yine mi ogrenci'
    kutuphaneci: '-(kitap rafta yoksa) calinmistir bana ne.'

    bu idari yapının yansıması olarak filmlerde, dizilerde işlenen konularla; insanımız kötü, dolandırıcı, cahil, abd-israil düşman söylemlerine burun kıvıran, yönlendirmeye açık olan alt sınıf topluluklarındaki etkileri olarak görünmektedir. kendine inanmayan toplum bu iktidar ve idari yapının ürünüdür. bu kitap söyleye söyleye geldiğimiz noktadır.

    +imla
  7. kitabın sonuna geldiğimde (kafka'nın bitirişlerine alışkın olsam da) ufak bir "e bu ne şimdi" demiştim, ancak duyduğuma göre (emin değilim) kafka'nın tamamlayamadığı kitaplarından birisiymiş.

    şato'da maddeleşen bir boğuculuk (kafkaesk ortamı boğucu olarak tabir etmek doğru gibi geliyor) bu sefer daha geniş bir alana yayıldığı gibi, bu sefer k (dava'nın aksine) bilgi kırıntılarına da ulaşmaktadır - şato'da aslında bilinmezlik daha azdır, dava'daki dışarıdan her şeyi kontrol eden ancak varlığı bile belirsiz bir sistemin (bürokrasinin) yerine, burada sistem maddeleşmiş, görünür kılınmıştır- kitapta görülür ki bu durum, bu yabancılaşma, diğer kitaplardaki bilinmezlik olmasa bile yeterince sıkıntılı bir durumdur. (değişimde neden bir böceğe dönüştüğü, dava'da suçunun ne olduğu bilinmez)

    k'nın istemediği şekilde gelişen durumlar zaman geçtikçe artar - kimsenin bir kadastrocuya ihtiyacı yoktur, ancak onu çağırmışlardır ve k'nın bu konuda yapacağı bir şey yoktur. k yabancı olduğu bu yerde (bunu gerçek hayata uyarlarsak yabancılaşan modern insana ulaşabiliriz gibi) yalnız kalmak ister ancak bunu da başaramaz - yalnızlığını şato bozar, onu izlemesi için iki kişi gönderir (bu iki kişi yatakta bile onunla beraberlerdir. )

    ayrıca şatoda da cezasını çeken bir aile vardır ve bu da suç-ceza ilişkisiyle açıklanabilir, ancak bunu yapmayacağım.

    şato, her ne kadar görünür olsa da, kendisini (aslında absürtlüğünü)(absürtlüğüyle) görünmez kılan, her şeyi kontrol eden ancak kimse tarafından kontrol edilmeyen bir yapı - mekan.
    aslında burayı samsa'nın ve k'nın başına gelen her şey için suçlayabiliriz, ancak bunun absürtlüğü, şatoyu korur - şato tamamen insandan ayrı bir yapı olsa da, sadece insanı etkiler, ben biraz cesur bir şekilde bunun modern insanın zihninde var olan ve onu(onları) birbirinden ayıran olgu olarak tanımlıyorum, kafka'nın eserleri mümkün olmayan(olamayacak) bir gelecek kehaneti gibi görülse de, aslında kesin kehanetlerdir - gerçek ve kehanet yalnızca farklı biçimlerde gösterirler kendilerini. köyde yaşayanlar şato'yu hiç mantıksız bulmamaktadır, aslında farkında bile olmayabilirler. bu da, bizim de farkında olmayabileceğimizi gösterir.

    davadan önce mi okunmalıdır bilmiyorum ama, kesinlikle amerika'dan önce okunmalıdır, amerika'nın biraz daha iyimser havasının üstüne okunan bir şato sizi buhranlara sürükleyebilir, oralarda bırakabilir.evet.
    dag
  8. kafka'nın en sevdiğim kitabıdır. kitabı bitirdiğimde, bir yandan kitabın hiç bir şey anlatmadığını bir yandan da her şeyi anlattığını hissettim.

    bay k.'nın kadastrocu olarak gittiği yerde tutunmaya çalışmasını anlatır. sonunda tutunur da, ama istediği bir şekilde mi tutunur, yoksa istemediği bir şekilde mi bilemeyiz.

    artık ne olursa olsun o yerde tutunmak ister ve kendinden ödün verir. tırmanmak için çıkılan yolda ne kadar mücadele ederse etsin yavaş yavaş aşağıya doğru kayar karakterimiz. kitabın sonunda bir yerlerde tutunur. hayatta böyle değil midir ki?
  9. kafka edebiyatının zirvesi. modern romanın yapısından kaynaklı insan yoktur. işlenen toplum bir organizma gibi ele alınıp eleştirilir. burada da karakter bir şehirdir. varlık ve hiçliktir konusu da zaten. varlık ve hiçlik sıkıştığı zaman ve mekanda bir olur. tam anlamıyla heidegger'ın elinden çıkma bir dünyaya fırlatılmışlık bir tür geworfenheit. türünün hakkını veren bir bekleme ve duvar edebiyatı. dino buzzati'nin tatar çölü'nü yazarken esinlendiğini düşünüyorum. müthiş bir paralellik var.
    sezgi