1. yüz yılın en büyük yalanlarından sadece bir tanesi. demokrasi gibi bir şey...
  2. istenmez, hak edilir!
    hubot
  3. her hücresinde dünya varlıklarının tezahürünü gören insanın tüm dünya varlıklarına minnetinin ifadesidir.
    (bkz: beni sizler var ettiniz)
    abi
  4. ahlaki kuralların farkındalığa yansımış halidir.
  5. saygı herkesin talep ettiği bir şey. şahsen benim de saygısızlığa hiç tahammülüm yoktur. ama saygısız insanları geçmelidir, saygı duy diye diretmemelidir. ercüment çözer gibi.
  6. genellikle kutsal kabul edilen bir kavram ya da toplumun büyük yüzdesi tarafından sevilen bir kişi, benimsenen bir düşünce hakkında eleştiri yaptığınızda, susmanız için ortaya atılan içi boşaltılmış bir kelimedir.
  7. size cevap verecek seviyede olmayan insanlar tarafından, genellikle yaş farkı kullanılıp -karşı çıkmanız durumunda çevrede hiç sorgu sual olmaksızın ayıplanabileceğinizi göz önüne alarak- bu argüman ortaya atılır.

    yalnızca güneşin etrafında birilerinden daha fazla tur attığı için yaşça küçüklerden saygı bekleyen insanları asla anlayamayacağım. saygı çabayla kazanılır, hiçbir şey başarmadan, hayata veya çevresine yeni bir şey katmadan, durduğu yerde büyük saygılar bekleyen insanları anlamak mümkün değil.

    elbette her insan belli ölçüde ve resmiyette çevresine ve diğer insanlara saygılı olmalıdır. ama sırf saygı toplumda önemli bir yer etmiş, sorgulanmayan, olmazsa olmaz olarak görülen bir olay diye bunu suiastimal etmeye çalışan insanlara karşı durulmalı. saygı kavramı öznel bir şekilde şekillendirilip, sorgulanmalı.
    jole
  8. insanların bana saygı göstermiyolar sözüne uyuz oluyorum sen önce adam ol da saygıyı hak et . bi de yaşlıların gençler saygısız lafı var ki tepe tüylerim kalkıyo abi sen gençlere adam gibi davran insan yerine koy sonra de saygısız diye
    wtf
  9. öncelikle saygı unsuruna takıntılı biri olarak; saygı yaşa bağlanmasını asla anlayamayacağım bir unsur olacak. bizden büyük kimselere duymamız beklenir ama farkında değilisizdir olması gereken davranış nezakettir, saygı duymak daha farklı bir yoldadır çünkü saygı duymanın karşındaki kişinin yaşıyla alakası yoktur. öncelikle bunu bir benimsemek lazım. bilindik bir cümle vardır; "büyüklerine saygılı küçüklerine sevgili davran." hayatımda duyduğum boş cümlelerden birisi daha çünkü sevginin saygıyı yarattığını düşünüyorum. bizden küçüklere her alanda saygı niye duymayalım sadece sevgimizi vermek yeterli midir? ya da büyüklere saygı duymayı o kişileri sevmediğimiz takdir de nasıl saygı duyarız hiç düşündük mü ? hatta yakın çevrenize bakın sevmediğiniz kimselere saygılı olmak zorunda hissediyor musunuz kendinizi ? ( saygılı davranmamayı saygısız davranma olarak algılamamak gerekir).

    bir başka konuysa saygının hayatta ki duruşumuzda büyük bir öneminin olması.tabi bu saygınlığı kendimiz değil çevremizin bize kazandırdığını düşünüyorum. biz saygınlık kazanmayı çevreden kazanıyorsak peki bunun da temelinin önce sevmekten geldiğini düşünmek yanlış mı olur? mesela başkan olacak birinin önce kendini halkına sevdirmesi gerekir ki oylamada en önde gelebilsin, başkan olduktan sonrada bir saygınlığı olacaktır çünkü o artık seçilmiştir. ( ülkeyi bazı noktalarda örnek almayınız * )

    genelleme yapacak olursak saygı duymayı bir zorunluluk olarak düşünen bir toplum içindeyiz; saygı duymanın bağlı olduğu daha geniş bir çember vardır; sevgi. saygı sevgiden beslenir işte bu yüzden önce sevin, sevdikten sonrada saygı duyun. sevgisiz saygı-saygınlık kışın ortasında montsuz dolaşmaya benzer; yokluğunda gezebilirsin ama gezerken üşüdüğün için asla rahat edemezsin.
  10. hep boyun eğmekle karıştırıldığını düşünürüm. arkadaşlar üst yorumlarda bu düşüncemi net bir şekilde yazıya dökmüş sağolsunlar.

    bu saygı-boyun eğme ilişkisinin etkilerini en çok okulda hissediyorum. hocalarıma bazen yanlış davrandıklarını, haksızlık yaptıklarını ya da dersi eksik, kötü işlediklerini söylemek istiyorum ama söyleyemiyorum. düzgün bir üslupla bunu söylesem bile bana verecekleri cevap "saygısız" olacaktır.
    halbuki ben hocama duydugum saygıyı düşüncelerimden ziyade üslubumla göstermiş olacaktım. ama o hoca!

    bir de özel günlerde yapılan şu meşhur konuşma vardır ya; "sayın rektör, sayın dekan, kıymetleri hocalar ve sevgili öğreciler bla bla bla" işte hepinizin bildiği bu ezber cümlesi milli bayramlarda ya da okulda yapılan herhangi bir kongrede önce sunucu tarafından sonra da bildiri sunan hoca veya öğrenciler tarafından sürekli tekrarlanır. peş peşe her biri aynı cümlelerle başlar konuşmalarına. peki bu sıralama neden? saygı! hiç de saygı değil efendim. bal gibi ünvana, koltuğa boyun eğmek. ben öğrenci arkadaşlarımı rektörden daha çok seviyorum, onlara daha çok saygı gösteriyorum. konuşmama önce onları selamlayarak başlamak istiyorum. olamaz mı? olamaz. neden? çünkü rektör, öğrenciden önce gelir, gelmeli. saygısızlık yapmış olurum.

    geçtiğimiz ay okulumda son bildirimi sundum. danışman hocama da bu ezber cümlelerle giriş yapmak istemediğimi söyledim. baktı biraz yüzüme. bu kalıp cümleye benzer yeni bir kalıp cümle kurdu. biraz daha farklı ama aynı kapıya çıkıyor sonuçta. "bunu söyle bari" dedi. "tamam" dedim. al işte yine boyun eğdim. "hayır hocam sizin kurduğunuz bu cümleyi de söylemek istemiyorum" diyemedim. "bu cümle de pek farklı değil" diyemedim. diyemezdim. saygısızlık yapamazdım.

    "sevgi neydi?" diye sorduğumuz gibi "saygı neydi?" diye de sorsaydık keşke.