1. tam anlamıyla bağdan, bahçeden kopamadıklarını gösterir.
  2. kapitalizm ve burjuvazinin getirdiği bir önermedir bence bu başlık.endüstriyel gıda, üretim, tarım,tıp, toplum empoze edilip kültürel genlere kadar değişim avrupa merkezli dinamik oluşturmuştur. ne varki bu hareket yayılırken ortadoğu, afrika,uzakdoğu da bir kısım yerel kimliklere bürünmüştür. şimdi muhalif düşünen insanlar ve bu değişimi devlet politikaları yüzünden yakalayamayan nüfus hareketleri bu başlığın hakkını veriyor.o vakit devlet sadece ölümlerle kazanç yapan otorite anlayışını bırakıp doğru istatistik verileri ile uzun vadaleli kentleşme, eğitim,sosyo-ekonomik dengeleri sağlamalıdır.ama stk lar bu konuda hareket noktası olmalıdır.
    *
    bunu varoşlarda gezen, çalışan ,sinderella izleyen biri olarak yazıyorum bilimsel olması şart değil.zaten bilim dediğinde paraya endeksli alanlara düşürülmüştür.
  3. meseleye yanlış açıdan baktığımız, fakirliği ve cehaleti yücelttiğimiz ve en önemlisi de bunu bir erdem ya da değer olarak sunduğumuz sürece çözümsüzlüğe mahkum olacak konu.

    herkes evinde salça yapabilir, biber kurutabilir yahut nasıl istiyosa öyle -şehirli veya köylü gibi- yaşayabilir, asıl sorun da bu değildir. sorun, türkiye sınırları içinde yaşayan bütün etnik grupların, insanların yaşadığı çevreye uyum sağlamak istemeyi reddetmesidir. sonradan gelinen yere kendi kültürünü getirmesi, getirmesinin yanında halihazırda geçerli olan koşulları yok saymasıdır.

    ben de biliyorum ki, hiç kimse evinden, yurdundan keyif için kalkıp göç etmez.keyif için yapanlar da vardır elbette, herkes istediği yerde yaşayabilir, canının istediğini yapabilir. ancak bazı kurallara da uymak zorundadır.

    ben eğer sıra olmasını bilmeyen insanlar yüzünden metroya binemiyorsam, bisiklet yolunda piknik yapan aile yüzünden bisiklet süremiyorsam, çocuğumu gördüğü her yeşilliğe sofra bezi serip çay keyfi yapan kimseler yüzünden parka götüremiyorsam; üzgünüm ama evet, ortada sosyolojik bir problem vardır ve bu problem çözüme kavuşturulmak zorundadır.