1. tam anlamıyla bağdan, bahçeden kopamadıklarını gösterir.
  2. bir tür kültür şoku yaşayan insanlardır.büyük şehirlerde kapıyı köyündeki evindeymiş gibi çarparak kapatmalar, apartmanın mutelif yerlerinde salça yapımları gibi olaylara şahit olabilirsiniz. şehre gelen her insan şehirleşmez bu açıdan.iyisiyle kötüsüyle köy yaşamının yetişmişliğini şehre uydururlar. şehrin dokusu o şehre ait olabilmek için o şehirle bir bağ kurulamazsa o şehre rağmen var olmaya başlar insanlar. onların adet ve alışkanlıklarını koruması güzel bir şey bir açıdan. işin kötü yanlarına bakarsak hayvan gibi bağıran, ne dediği anlaşılmayan, olayları şiddetle çözmeye çalışan anadolu coşkunluğunu biraz dizginlemek iyi bir adım olabilir.

    tabi burda düzeni suçlamak gerekir biraz da,devlet politikalarını.köyünde, bağında bahçesinde çiftçi olarak çalışan emekçi olarak şartları kötüleşebilen yöre halkının bir umut büyük şehirlere iş ve yeni imkanlar için gitmesi fakat herkesin piyasa koşullarında bu kadar rekabet ve kalabalığın olduğu istanbul gibi bir yerde var olabilmesi çok da mümkün olmayabilir.bu sosyo-ekonomik var olma sıkıntısı, aidiyet ve kültürel çatışmayı da beraberinde getirebilir.bir tür istemsiz anadolu direnişi şehre rağmen kapalı bir yaşam tarzı ve aynı alışkanlıkları daha protest bir şekilde dışa vurma şeklinde kendini davranışlarda gösterebilmektedir.

    sanayinin tek bir bölgede yoğunlaştığı , batısında yüksek gelirli iş adamları şirket sahipleri, beyaz yakalı yetişmiş insanların geliriyle doğuda zor koşullarda fakirlik içersinde yaşayanların toplamıyla şişmiş heterojen bir milli gelir dışardan bakıldığın ''gelişmekte olan'' refahı yüksek mutlu ve tezatlıklar barındırmayan bir ülke görünümü yanılgısıyla bizi karşı karşıya bırakır ve bu sefaleti şehre de taşımak zorunda bırakılan yurdumun güzel insanlarını körü körüne suçlayamayız.
  3. kapitalizm ve burjuvazinin getirdiği bir önermedir bence bu başlık.endüstriyel gıda, üretim, tarım,tıp, toplum empoze edilip kültürel genlere kadar değişim avrupa merkezli dinamik oluşturmuştur. ne varki bu hareket yayılırken ortadoğu, afrika,uzakdoğu da bir kısım yerel kimliklere bürünmüştür. şimdi muhalif düşünen insanlar ve bu değişimi devlet politikaları yüzünden yakalayamayan nüfus hareketleri bu başlığın hakkını veriyor.o vakit devlet sadece ölümlerle kazanç yapan otorite anlayışını bırakıp doğru istatistik verileri ile uzun vadaleli kentleşme, eğitim,sosyo-ekonomik dengeleri sağlamalıdır.ama stk lar bu konuda hareket noktası olmalıdır.
    *
    bunu varoşlarda gezen, çalışan ,sinderella izleyen biri olarak yazıyorum bilimsel olması şart değil.zaten bilim dediğinde paraya endeksli alanlara düşürülmüştür.
  4. meseleye yanlış açıdan baktığımız, fakirliği ve cehaleti yücelttiğimiz ve en önemlisi de bunu bir erdem ya da değer olarak sunduğumuz sürece çözümsüzlüğe mahkum olacak konu.

    herkes evinde salça yapabilir, biber kurutabilir yahut nasıl istiyosa öyle -şehirli veya köylü gibi- yaşayabilir, asıl sorun da bu değildir. sorun, türkiye sınırları içinde yaşayan bütün etnik grupların, insanların yaşadığı çevreye uyum sağlamak istemeyi reddetmesidir. sonradan gelinen yere kendi kültürünü getirmesi, getirmesinin yanında halihazırda geçerli olan koşulları yok saymasıdır.

    ben de biliyorum ki, hiç kimse evinden, yurdundan keyif için kalkıp göç etmez.keyif için yapanlar da vardır elbette, herkes istediği yerde yaşayabilir, canının istediğini yapabilir. ancak bazı kurallara da uymak zorundadır.

    ben eğer sıra olmasını bilmeyen insanlar yüzünden metroya binemiyorsam, bisiklet yolunda piknik yapan aile yüzünden bisiklet süremiyorsam, çocuğumu gördüğü her yeşilliğe sofra bezi serip çay keyfi yapan kimseler yüzünden parka götüremiyorsam; üzgünüm ama evet, ortada sosyolojik bir problem vardır ve bu problem çözüme kavuşturulmak zorundadır.