• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.50)
Yazar maksat nur
şehrin sahibi - maksat nur
çağdaş azerbaycan edebiyatının önemli temsilcilerinden maksat nur, etkileyici romanı şehrin sahibi’nde bugün dünyanın yaşadığı tüm akıl tutulmalarının bir özetini çıkarmış; güç taşkınlığı, iktidar hayranlığı ve toplu cehalet krizi… bayılacaksınız.
  1. çarlık rusyası’nda büyük olayların yaşandığı 20. yüzyılın başlarında azerbaycan ve azerbaycan edebiyatı yeniden şekillenmeye başlar. sanayileşmenin başlamasıyla, kültür ve medeniyetin başkenti haline gelir. azerbaycan’daki işçi kesimi ile kültürel farklılıklar yaratmış, haliyle eserlere yansıtılmasıyla konu çeşitliliği ile edebi zenginlik artar. içerik ve biçim bakımından iyileşmeler görünse de roman türünde yeterince iyileşme görülmez. çünkü azerbaycan, sovyet sosyalist cumhuriyetler birliği içine alınmasıyla ülkede siyasi, sosyal ve kültürel hayat alt üst olur. bu noktada vaktiyle ortaya çıkan aydınların, sanatçıların görüşleri yeniden şekillenerek, eserleri de dönemin şartları dâhilinde yeniden anlam bulur. yeni rejim baskıcı olduğu için, çember dışındaki görüşler kabul edilmemiş ve cezalandırma yöntemleri ile yıldırma politikaları güdülür. nitekim “sosyalist azerbaycan edebiyatı”nın sanat değeri taşıyan eserlere kavuşması için bir on, on beş yıl geçmesi gerekir

    resmi-ideolojik görüşe uygun romanlar yazılır. sosyal olaylar, insan ilişkileri, sınıflar arası çatışmalar gibi konuları işlerler. konu darlığı nedeniyle, roman ilerleyemez. kendine yeni yataklar bulamaz. bu arayış içinde yeni roman akımına ihtiyaç duyulur ancak temeli bir türlü atılamaz. tek taraflı yazılan romanlar ne yazık ki, edebi değerden yoksun, hiçbir kaygısı olmayan sadece düzyazılardan oluşan birer metin toplamıydı. daha sonra siyasi baskılar azaldıkça, rejim izleri tamamen silinmese de özgürlüğün tanınması ile roman yeniden doğmaya başlar. yeni devrin kuşakları, siyasi kargaşalık içinde değildir artık. teknikler değişir, yeni teknikler uygulanmaya çalışılır, dünya edebiyatına açılmaya başlanır. dünya edebiyatına açılmaları ile birçok eserle tanışırlar. böylelikle eserleri okuma ve inceleme şansına erişirler. böylelikle azerbaycan edebiyatı dar kalıplardan yavaş yavaş üzerinden atmaya başlar.

    günümüz azerbaycan edebiyatına dönüp baktığımızda, çağdaşları ile aynı hızı yakalamakta ve değerli yazarlarla birlikte türkçe çevrilmesini bekleyen değerli eserler ortaya çıkar. ne yazık ki, dünya edebiyatının hâkimiyeti altındaki türkî cumhuriyetler çok az yer kaplar. hem çeviriyi üstlenecek lehçe çevirmenlerin az oluşu hem de yeterince ilgi görülmediği düşüncesiyle yayınevlerin daha az yer vermelerinden kaynaklanır. geçmişin çalkantılı süreçlerinden geçen edebiyatın günümüze etkisini, özellikle azerbaycan edebiyatında ne tür gelişmelerin, ne tür katkıların, ne tür yeniliklerin olduğuna dair derin çaplı araştırma yoktur mesela. oysa merak edilir. bu merakı ise ancak 21. yüzyıl eserlerini türkçeye kazandıran yayınevi/yayınevleri sayesinde giderebilir. hem günümüzün sorunlarına değinen hem de bu sorunların eşkâlini oluşturan geçmişten izler taşıyan “şehrin sahibi” azerbaycan edebiyatının çağdaş yazarı olan maksat nur’un azerbaycan’ın milli kitap ödülü’nü almış eseridir.

    adının fecer olduğunu neredeyse romanın sonuna yaklaşınca öğreniyoruz. kinoteatr’de arşiv müdürü. öğrenimini moskova’da tamamlar. haberin gelmesiyle çağrılan otomobile biner ve kendisini geçmişe sürükleyen vali ile karşılaşır. vali ile karşılaşması, fecer’in annesiyle olan ilişkisini ve bir türlü tutunamadığı geçmişinin karanlık kalmış yanlarını sorgular. zaman zaman dönemin siyasi ve sosyal yaşamı hakkında bilgiler verir. böylelikle çağın zihniyetinden nasıl etkilendiğini, benliği üzerindeki yansımalarını bu sorgulayış esnasında anlarız. özellikle vali’nin yazlık sinemanın yıkımı için emir vermesi, bir kırılma anı olur. “gönlüm paramparça oldu. dağıldım. vali bu konuda deminden beri konuşsa da kesin kararı vermez, belki bu kararından vazgeçer, bu iş başka türlü olur, diye düşünüyordum. ama o benim çocukluğumun en sıcak, en unutulmaz günlerinin tam da burada, bu kaldırımlarda, bu sinemadan çıkarken yaşanmış olduğunu nereden bilecekti? bu sinema yıkılır yıkılmaz neftçiler bulvarı’na doğru uzanan cadde ve kaldırım da tamamen değişecek, buradaki bütün hatıralar da yerin dibine çekilecek, denize girecek, uçup göğe yükselecekti.” bu durum bizi bir olaya sürükler. emek sineması. devletin kararı ile yüzyıllık sinema birikimin hazinesi olan, mekân kültürü olarak da derinlikli bir değere sahip olmasına karşın yıkılır. bu yıkım ile tarih silinmiş, sinema silinmiş, kültür silinmiş olur. eksikliğini duyumsadığımız bu olay ile fecer’in çocukluğunda önemli bir yer kaplayan ve annesi ile ilk yakınlığının önemini taşıyan yazlık sineması da aynı acımasızlıkla yıkılır. fecer için de bir yıkım olur. olayların evrenselliği, bizlere zararların aynı olduğunu kanıksar. bindiği otomobil ile bir geçmiş turu yapan kahramanın, dünyaya ve şehre bakışını seyrederiz. otobiyografik öğelerin ağır bastığı anne-oğul ilişkisi dönemleri birer hayvan figürleri motifi ile hem sistemi eleştirir hem de azerbaycan edebiyatın köklü halk birikimini çağdaş bir bakış açısıyla romanında işleyerek güncelliğini yakalar. vali’nin baskın sözleri ve karakteri, toplum içerisindeki tutumu insanların korkulu rüyası iken, yaranmak için itaat eden insanların çokluğu, nasıl da şehri yobazlaştırdığını, gerileştirdiğini de masalsı anlatımıyla duyumsatır okurlarına. şehrin koruyucusu olarak itaat edilen vali, baskı rejimin simgesidir. azerbaycan’ın geçirdiği baskıcı rejim dönemlerinin açıkça fotoğrafıdır. fecer vali’nin otomobile bindiğinde “hani benim sesim? nerede benim sesim? kendimi görüyorum ama sesim çıkmıyor?” der. otomobil penceresinden bakan fecer’in kendisini yavaş yavaş nasıl kaybettiğini, içinde yitirilmiş geçmişin sırlı sularında nasıl yüzme öğrenmeye çalıştığını, anne-oğul ilişkisinin yıpratıcı duygusal anlarını, sade ve akıcı bir üslupla anlatır maksat nur.

    sanayileşme döneminde azerbaycan’ın nasıl bir dönüşüm geçirdiğini ve uğradığı zararın insan üzerindeki etkisini şu satırlar ile daha net kavrarız. “binamızın karşısında fabrikalar, gece gündüz sağa sola giden petrol tankerleri bizi canımızdan bezdirdi. şehrin bu semti gözümüzden tamamen düştü. burası merkeze çok yakın olsa da kara şehir’in üstündedir, sanki bir sanayi merkezinin gürültüsü içindeyiz. deniz de var, hem de tam dibimizde. aslında iki dakika içinde denize ulaşıyorsun ve ayaklarını petrol kokulu dalgalar yıkıyor.” toplumsal değişimini bu denli sıcak anlatan maksat nur’un fecer’ini anlayabilmek için daha sakin, daha yalın okunmalı. çağdaş azerbaycan edebiyatının en önemli temsilcisi olan maksat nur’un diğer eserleri de türkçe’ye kazandırılmalı. ve azerbaycan edebiyatına biraz daha fazla yaklaşmalıyız.