• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.30)
serenad - zülfü livaneli
her şey, 2001 yılının şubat ayında soğuk bir gün, istanbul üniversitesi'nde halkla ilişkiler görevini yürüten maya duran'ın (36) abd'den gelen alman asıllı profesör maximilian wagner'i (87) karşılamasıyla başlar.

1930'lu yıllarda istanbul üniversitesi'nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, maya bir gün onu şile'ye götürür. böylece, katları yavaş yavaş açılan dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmakla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir.

serenad, 60 yıldır süren bir aşkı ele alırken, ister herkesin bildiği yahudi soykırımı olsun isterse çok az kimsenin bildiği mavi alay, bütün siyasi sorunlarda asıl harcananın, gürültüye gidenin hep insan olduğu gerçeğini de göz önüne seriyor.

okurunu sımsıkı kavrayan serenad'da zülfü livaneli'nin romancılığının en temel niteliklerinden biri yine başrolde: iç içe geçmiş, kaynaşmış kişisel ve toplumsal tarihlerin kusursuz dengesi.
  1. son bir senede okuduğum ender türk edebiyatı romanlarından biriydi ve haddinden fazla beğendim sanırım.

    livaneli'nin dili oldukça sıradan da olsa; konu ve içerisinde bulunduğum entellektüel serüven beni büyüledi.

    yalnızca bir aşk hikayesine ortak olmuyor, arka payandada bolca tarihi bilgiye de doyuyorsunuz..
  2. 2011 yılının mart ayında, yani piyasaya çıktığı ilk ayda edindiğim ve henüz lise 3. sınıf öğrencisi iken büyük bir merak ve tutku ile okuyup bitirdiğim harika bir livaneli kitabı. zülfü'nün bu kitabını okumadan yaklaşık 1-1.5 ay kadar önce ise son ada'yı okumuştum ve yazarla tanışmam o kitapla olmuştu. henüz tanıştığım bir yazarın kitabını okuduktan hemen sonra yeni bir kitabının çıkması beni heyecanlandırmıştı ve heyecanım sönmeden de son sayfasına kadar gittim. okumam sırasında lise öğretmenlerim, sınıf arkadaşlarım ve birkaç akraba kitabı elimde görüp almak istemişlerdi. hiçbirine vermemiştim. bir tek almanca hocamla paylaşmıştım bittikten sonra kitap. o da kısa bir sürede okuyarak kitabımı geri getirmişti. uzun zaman olduğu için kitaptan özlü söz veye kısa anekdotlar paylaşacak durumda değilim ve kitabımı 2013 yılının mart ayında eski sevgilime okuması için verdikten sonra benden bir buçuk ay kadar sonra ayrılmasıyla kitabımı da alamadım (yahu bir buçuk ayda nasıl okuyamadın sen o kitabı be kadın!!! neyse) ve... siz sevgili sözlükçü arkadaşlara yapabileceğim bir aktarım henüz bulunmamakta kitaba dair. ama şunu garanti edebilirim ki, okuyup da beğenmeyecek, boşa zaman harcadım diyecek birileri varsa kitabın maddi karşılığını havale edebilirim o arkadaşlara. bu kadar da garanti veriyorum hani.

    son olarak, geçen hafta kitabı tekrar temin ettim ve müsait bir zamanda tekrar okuyarak hafızamı tazeleyecek ve kitabın çizilmedik noktasını bırakmayıp altını üstüne getireceğim. o zaman edit yapar güzel yerleri yazabilirim diye ümit ediyorum.

    kitapları, önemli yerlerinin altlarını çizerek okuyorum zira. (bkz: zira mı, zira nedir ki?)
  3. kitabın benim için iki ilgi çekici kısmı.. haa öncesinde; bir erkeğin dilinden kadın ruhuna dair izleri böyle dokunaklı hissetmek gerçekten okuyanda güzel bir etki bırakıyor. bunun altını en başta çizmek istedim.

    gelelim o iki kısma:

    ilki, o ince hatlarda yaşanan ilişki. romanın esas iki kahramanının arasında geçenler, geçmişten bugüne çok güzel ele alınmış. çoğu yazar bu konuda başarılı değil bana göre. yani en azından benim şimdiye kadar gözlemlediklerim doğrultusunda. öyle hassas geçişler var ki burada; nerede kaldığınızı karıştırmıyorsunuz ama hızlıca da bir yolculuk yaşıyormuşsunuz gibi.

    diğeri ise, tarihsel önemli bir olayın ele alınması. benim gerçekten çok etkilendiğim bir olay olmakla birlikte; işin içine aşk girince ve karakterlerin çizimleri her biri içerisinde usulünce yapılınca leziz bir tat bıraktı belleğimde.

    aklımda yer eden kitaplardan oldu bu haliyle de.