• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (9.75)
sessizin payı - nurdan gürbilek
kavramlara edebiyatın içinden bakan denemelerden oluşuyor sessizin payı. "adalet"i dostoyevski'nin, "vicdan"ı tolstoy'un, "merhamet"i orhan kemal'in, "utanç"ı j. m. coetzee'nin, son yılların vazgeçilmez "kutuplaşma"sını peyami safa'nın penceresinden okuyan denemeler. edebiyat yapıtlarıyla "dışarısı" arasında sert geçişlerle ilerleyen, kitap sayfalarıyla şehrin sokakları, duruşma salonları, tarihin yıkıntıları arasında gidip gelen yazılar.

iki sorunun cevabını arıyor gürbilek. birincisi: sessizin – henüz konuşmayanın, konuşma imkânı olmayanın, artık konuşamayacak olanın– el konulmuş payını geri alabilir mi yazı? ikincisi: yazarlar konuşamayanlar adına da konuştuklarına inanmak ister. ama yazının da bir sessizi vardır. sessizin payına bu kez kendisi el koymadan var olabilir mi yazı?

(arka kapak yazısı)
  1. edebiyata hayatın, hayata edebiyatın perspektifinden bakan nurdan gürbilek'in en iyi kitaplarından biri.

    nurdan gürbilek bu kitabında, benjamin, adorno, dostoyevski, tolstoy, kemalettin tuğcu, orhan kemal, peyami safa, coetzee, primo levi, tanpınar, blanchot ve daha fazlasını bazen merkeze alarak bazen göndermelerle ince ince işliyor.

    benjamin'le denemecinin tercih edebileceği iki yoldan birine odaklanıyor. benjamin'in konusunu tekil ve benzersiz bir şey olarak ele aldığını ve konuyu ele alırken yolunu çizdiğini, sapmaların yazarın rotasını belirleyen bir şey olabileceğini anlatıyor.

    dostoyevski'nin raskolnikov'unu kopuş stratejisi bağlamında nasıl savunabileceğimizi irdeliyor. bu stratejinin kenan evren, miloşeviç, saddam, kaddafi, usame bin ladin ve nazi subaylarını savunabilme noktasındaki rolünden hareketle bir eylemi suç saymanın ölçütlerini ve koşullarını sorguluyor. doğru bir hayatın kuramsal temellerini uzun uzun düşünüp yazan tolstoy'un kendi yaşamı söz konusu olduğunda yani eylem alanında düştüğü çıkmazı bir kez daha görmemizi sağlıyor.

    kemalettin tuğcu ve orhan kemal'in metinlerini merkeze alarak, sosyolojik saptama ve çözümlemelerle günümüzde potansiyel suçlu olarak görülen sokak çocuklarının (sokaklarda yaşayan veya çalışan çocukların) dünyasına iniyor.

    kafası karışık bir yazar olan peyami safa'nın fatih-harbiye'sindeki tramvaya binerek gezi direnişini yorumluyor. fatih-harbiye arasındaki, iki kutup, iki kültür, doğu-batı karşıtlığı diye kodlanan iki uç arasındaki yarığı gidermenin bir olanağı olarak bakıyor gezi'ye. çok da güzel bakıyor.

    ve son olarak coetzee'nin dostoyevski'nin yaşamından bir kesiti kurup kurguladığı romanı petersburglu usta'dan yola çıkarak yazının neyi kurtarabileceğini bulmaya çalışıyor. coetzee'nin hayatına dair çarpıcı bir bilgiyi en sona saklayarak... daha önce kör ayna kayıp şark'ta bahsettiği orpheus kompleksini bu yazıda daha kapsamlı inceliyor. ve bir şeyler yazmaya çalıştığım dönemde kendimi içinde bulduğum bir ruh halini, "utanç"ı sorguluyor. bir felâketten bir kurmaca çıkıyorsa ortaya, bu utancı kim yaşamalı? sesini yitirmişlerin bu dünyadaki yankısı olabilir mi edebiyat?

    kitabı gördüğünde "ama sen hepsinin altını çizmişsin." deyip müstehzi gülen sessiz insana payı verilsin diye... "konuşurken, kelimeler arasında, sessizliğe mahkûm edilmiş milyonların hatırasına bir sessizlik çekirdeği muhafaza edilmelidir." diyen terry eagleton'ın sunduğu çekirdeği beraber çitlerken... bu çekirdeğe ulaşma olanağını bize sunan nurdancığıma teşekkürle...

    ***

    behçet necatigil'in "ses"iyle bitirelim:

    kopan çığlar altında kalanlar olduğu
    oysa görülüyordu.

    bir kadının ileride
    bir şeyler hıçkırdığı;
    bir erkeğin, birine,
    görünmeyen birine bir şeyler seslendiği
    oysa görülüyordu.

    ama duyulmuyordu. -ses!
    sanki ses olmayınca hiçbiri olmuyordu.