1. devlet tiyatrolarında oynanan ve bence bu sezonun en iyi tiyatrosu. ayakta saatlerce alkışlamanın ardından ellerim kıpkırmızı oldu. oyunda işaret dili kullanılıyor ve her bir oyuncu mükemmel bir oyunculuk gösterdi.

    !---- spoiler ----!

    işitme engeli olan öğrencilerle çalışan öğretmen, bir öğrencisine, sarah, aşık olur. bu öğrenci ise hiç kolay biri değildir, öğretmeni ne kadar istese ve çalışsa da konuşmamaya ve dudak okumaya direnmektedir. ona göre duyanların ve duymayan insanların farklı dünyaları vardır ve o insanların onu hep kullandığına inanmaktadır. insanların onu o şekilde kabul etmesini isteyen inatçı bir kızdır. sahne sonunda attığı çığlık ise yürekleri parçalar.
  2. işitme engellilerinin dünyasını işitenlerin gözünün önüne seren bir oyun.

    "onlar sürekli bizim hayatımıza ayak uydurmak zorundayken biz onları ne kadar fark ediyoruz, biz onların dünyasına ne derece ayak uydurabiliyoruz? bunun için bir çabamız var mı? ya da gercekten onların bütün çabası ilk olarak bizlere uyum sağlamak mı? yoksa her ne kadar fark etmesek de aslında tüm çabaları önce kendileri için mi?" gibi soruları izleyicilerine sordurtan, empatinin hat safhada olduğu bir oyun. (mesela bu soruları dün bana sordurttular. çok da iyi yaptılar.)

    tüm oyuncularıyla birlikte özellikle ebru aytürk evren ve cem zeynel kılıç'ın oyunculukları çok iyiydi. ebru hanımı gıptayla izledim diyebilirim.

    istanbul'dakilere şiddetle tavsiye edilir.
  3. sezonun en iyi oyunu olduğu fikrine katılıyorum. keyifle izledim ama daha iyi de olabilirdi. öğretmen karakteri idealist bir başlangıç yapıp kısa zaman içinde öğrencisine tuhaf şekilde aşık oldu bu kısımlarda geçişler baya yapaydı. işitme engellilerin dünyasını görme fikri de yetersiz çünkü karakter izledik, sarah önce nevi şahsına münhasır bir insan daha sonra işitme engelli. sarah ve öğretmenin hikayesi olarak görmek daha mantıklı. güzel oyundu bunların dışında tavsiye ederim.
    abi
  4. son dönemde devlet tiyatrosunda izlediğim en iyi oyunlardan biri. oyunculuklar başarılı, özellikle cem zeynel kiliç’ınki. bol sahne geçişli, dinamik bir oyun.

    açıkçası ben oyunu izlemeye başladığımda da, oyun sona erdiğinde de sosyal farkındalık yaratmak amacı taşıyan bir oyun izliyormuş algısında değildim. başından sonuna kadar yaratılan karakterlerin öyküsünü izledim. anlatılanı geniş bir kitleye yayıp, özdeşleştirmeye çalışmadım. eğer oyunu kitleler temsili olarak izleseydim eminim salondan daha az tatmin olmuş şekilde çıkardım. ana karakterin tutumuna benzer tutumları, davranışları, bakış açıları olan işitme engelli bireyler olabilir elbet ama “işte bakın duymayanlar duyanların dünyasına böyle bakıyor, onlar hakkında böyle düşünüyor.” demek hiç yerinde olmaz bence.


    oyunla ilgili birkaç küçük eleştirim de var. birilerinin bir davası var, uğrunda uğraşıp didiniyorlar. fakat seyirci bir türlü ne istendiğini anlayamıyor, bir muallaktır alıp yürüyor oyun sonuna kadar. bu muallak hal bir de yer yer tekrara düştü müydü zaman zaman oyundan kopabiliyor insan. neyse ki sonlara doğru daha berrak bir fikre sahip olunuyor.


    bir de azınlık gruplardan gelen karakterleri olan çoğu eserde olduğu gibi bu oyunda da karakterin sanki onu azınlığa dahil eden özelliği dışında başka hiç bir şeyi yokmuş gibi bir algı yaratılmış sanki. yani kişi duymuyor tamam hayatının her dakikasını etkiyecek bu durum tabii ki. ama kimse de “duymuyorum, duymuyorum, duymuyorum.” diye sürekli sayıklamıyor değil mi? bir yerden sonra yaşayıp gidiyoruz hepimiz eksiğimizle, fazlamızla, farkımızla.


    kısacası güzel bir oyun. öyle yapılmış olmak için yapılmamış, emek verilmiş. belli oluyor bu. izlemeyenlere tavsiye ederim. gidiniz, görünüz.