1. aşkın tek kişilik olmasına karşın, en az iki kişilikli ve ekseriyetle çok kişiliği bünyesinde ikamet ettiren beşeri yaratılış hislerinin bütünün imamesi. coşkun, aşkın, sırnaşık bir his değil, müsterih, sakin, ılıman, tekin bir histir. salt beşerin beşere hissi bir karşılığı değil, beşere ait tüm yaşamsal donatılar için de pekâlâ geçerlidir. bu hissin imtiyaz sahibi yürektir ve yürekte başlayan bu his yürek sınırları içinde kalır. eylemsel olarak bir tebessüm, bir ağırlık, bir göl ruhaniyeti, su üstünde salınan yaprak gibidir. çıldırışı, bağırış ve isyanı söz konusu değildir. iyi aile çocuğudur. tutku da değildir. çünkü demlenen bir his değildir.
  2. o bir köpek. toplumun ağzındaki anlamı taşımıyor. kadıköydeki beşiktaş iskelesinin moda tarafında istikamet etmekte. kulağındaki plastik şeyin rengi turuncu. gövdesinin rengi siyah. - aralarında beyazlarda var - ayakları ve kafası krem renginde. normal ebatlarda olan bir köpek.
    isırmaz, havlamaz. biraz nazlıdır. sevgiye ve yemeğe açtır. en sevdiği yemek tavuktur. - hiç et yememesiyle alakalı olabilir - sevmek isterseniz engellemez ama yanınızda oturmasını istiyorsanız açlığını gidermeniz gerekir. siz ona bir adım atarsanız o sizi bir daha bırakmak istemez. giderseniz çok üzülür. uyumasını beklemenizi öneririm. mecbursanız eğer dikkatini dağıtmaya çalışın. yoksa metroya ya da vapura sizinle binmeye çalışabilir.

    sizden ricam sevgiye yakınsanız bir merhaba demeden geçmeyin. fazladan paranız varsa karnını doyurun. ben onu sahiplenip kendime saklıyordum ama artık sevginin böyle bir şey olmadığına inanıyorum.
  3. istanbula bir sonraki gidişimde bütün bir tavukla veya biraz etle sevmeye gideceğim köpek... ama şimdilik aydındakileri doyurmakla devam edeceğim.
  4. ronald duncan’ın abelard ve heloise’in mektuplar’ını bitirdiğimde herkesin bu kitabı okuması gerektiğini düşündüm.

    pierre abelard, 12. yüzyılda fransa’da yaşamış ünlü bir şair ve düşünür. heloise ise, 20 yaşlarında akıllı, kültürlü ve güzel bir kız. şair heloise şiir ve edebiyat dersleri vermektedir. zamanla aralarında aşk doğar. heloise hamile kalır ve bir erkek bebek dünyaya getirir. bu evlilik dışı ilişki heloisenin ailesini özellikle dayısını öfkelendirir. nüfuslu bir adam olan dayı şairi yakalatır ve hadım ettirir. abelard ve ve heloise manastıra kapatılır. ve aşıklar birbirlerine her gün umutsuzluktan ayrılığa, yalnızlıktan tutkuya, yargılamadan bağışlamaya, aşkın tüm hallerini içeren mektuplar yazarlar.
    yalnızca son mektubundan, abelard’ın duygu ve düşüncelerini de katarak, sevgiyi tanımlayan bir bölümünü yazmak istiyorum.

    “tarih beni bir şair, bir filozof olarak değil, bir sevgili, senin sevgilin olarak hatırlayacak. ve ben sevmeyi bilmiyorum! sevgi hakkında ne çok konuştum, ne çok yazdım... unut bütün söylediklerimi. yazdığım hiçbir şeyi okuma! ondan mahrum kalmadan anlamıyoruz sevginin kıymetini çünkü sevmek dediğin aşk oyunlarıyla olmaz. şiir yazarak olur, çiçek toplayarak olur... yeminler ederek, antlar içerek, sözler vererek sürer. sevgi verdiklerimizde değil, alabilme yeteneğimizde gizlidir.”

    sevginin kilit noktası bu satırlarda bence. bu güne kadar ne çok sevgi sözleri okuduk, sevgi şarkıları dinledik, izlediğimiz filmlerde, okuduğumuz romanlarda içinde ne tutkulu aşıkların kor gibi sözcükleri yüreklerimizi tutuşturdu. kimi umutsuz bir bekleyişten yankılanan bir çığlıktı duyduğumuz, kimi birlikteliklerden doğan coşkulu bir sesleniş, kimi hasretten kaynaklanan bir yakarış, kimi de kanayan bir yaranın acısı ama gördüğüm bir gerçek şu ki, her bir başyapıtın öyküsü içinde, bizi etkileyen bir aşk mutlaka oluyor. ayrılığı, hasreti, aldatması, kavuşması, kıskançlığı, ölümüyle bir aşk.

    aslında sevgiyi çok daha geniş alanda ele almak lazım. sadece bir insana değil, tüm canlılara yöneltilmeli sevgi. yapay ayrımlar hayattan çıkarılmalı. mesela sevgiyle beslenmeli insanlar. sizden çıkan sevgiyi alabilmeli. insan ruhu doğa gibi boşluk kabul etmez. sevgiyle ruhunu doldurmalı. hiç boşluk olmamalı.

    kısaca, sevgi var her şey var. sevgi yok hiç bir şey yok. öyle işte.
  5. bu aralar çokça ihtiyacım olan şey.
  6. "sevgi emekti." demiş güzel gözlü kadın.

    sevgi emektir. size emek vereni seversiniz. emek verdiğiniz şeyi seversiniz. bu yüzden küçükken yaptığınız resmi, iyi not aldığınız dersleri, hobilerinizi, dostlarınızı, sevgilinizi seversiniz. hepsinde emeğiniz, alın teriniz var.

    çok doğru söylemiş güzel gözlü kadın. "sevgi emekti."
  7. kimi sevgilisini sevgisi karşılığında satın alır.
    kimi zamanını ve emeğini harcar.
    kimi parasını.
    ha para, ha emek. ne fark eder vicdan masturbasyonundan başka.
    sevgi emek de değil.
    ne yani ben emek, para ve sevgi sarf etmezsem sevmeyecek misiniz?
    haklısınız, sevmiyorsunuz. bu da sizin kaliteniz.
  8. sözlüğe girdiğim ilk zamanlarda tanıştığım bir köpeğin adıydı o. sevgili kadıköy halkına onu tanıtmıştım ve insanlardan ona - tabii ki diğer köpeklerede - bakmalarını, imkanları müsait ise yedirmelerini ve özellikle sevmelerini istemiştim.

    bu isteğimin sebebi onu sahiplenip, onu bir eşya imiş gibi kendime saklama düşüncesine engel olmak olduğunu belirtmiştim. şimdiyse bu isteğimin altında başka bir sebep daha görüyorum; sevginin gitme ihtimalini ortadan kaldırmak.

    sevgiyi ne kadar çok sevsemde her an yanında olamayacağımın farkındaydım. benim de tüm insanlarımız gibi geçmiş insanlığın teşekkül ettiği insan işleriyle uğraşmak - takım tutmak, siyaset yapmak, diploma için okumak, sosyal ilişkiler için dizi, film izlemek veya müzik dinlemek - zorundaydım. cünkü sevginin yanındaki manevi gerçekliğe engel olacak şekilde düzenlenmiş bir dünya idi burası. ona o kadar alışmama izin veremezlerdi. o zaman birçok sey yapamaz hale gelirdim çünkü. - özellikle tüketici karakterimin zayıflaması bir grubu çok üzerdi -

    yaşamın içinde yaşanmaz hale gelmemek için sevgiden bir doz almalıydım. bir taraftan insanlığımı koruyacak bir taraftan da insanlarla olacaktım ve bir grup kadıköy insanı da böyle yapacaktı. sevgi onunla ilk tanıştığım yerden asla ayrılmayacaktı. ve biz sevgimizi tabii ki sevgiye borçlu olacaktık.

    ama sevgi gitti. iki gün önce yine aradım onu. arkadaşlarını - diğer kadıköy köpekleri - gördüm, onlara sordum bilmiyorum dediler. yattığı yerdeki polis amcaya sordum bayadır buralarda köpek yok dedi. gittim oturdum ilk tanıştığımız yere, bekledim bir süre. konuşmalarımız ve oynaşmalarımız geldi aklıma. insanların bu çocuk napiyor böyle diye bakışları ve bizim umursamaz tavrımız geldiml.

    ah ondan bahsedince kızmak da çok zor. yaziya - insanımıza - öfkeyle başlayan ben sevgiyi hatırlayınca yine duruldum, onun gittiğini unutturan, onun şuan içinde bulunma ihtimalinde olduğu tüm kötü ihtimalleri unutturan yine o oldu.
    ancak ufak bir şey söylemek istiyorum yine de. bir yandan bunu kendime de söylüyorum. - ayrı gayrı yok -

    zamanımızı ve paramızı boşa harcadığımızı düşünerek harcadığımız o kadar şey var ki. - şey birçok şeyi barındırır - herhangi bir karşılık beklemeden sevginize karşılık verecek, onunla yaşayacak, ona tutunacak olan bu hayvanları, sizi daha popüler, daha havalı, daha marjinal yapmamasına rağmen yardım etmenin, onlarla konuşmanın hem size hem de onlara ne kadar iyi geldiğini onların yanında olduğunuzda göreceksiniz.

    sevgimizi tutmak istiyorsak hep beraber, hep birlikte sevmeliyiz. yoksa benim sevgim - köpeğim - gibi bir süre sonra bir yerlerde kaybolacağız ve elimizden hiçbir şey gelmeyecek.
  9. sevgi öylesine geniş,zengin bir duygu ki.

    kimi zaman,küçük bir çocuğun gülümsemesinde,
    kimi zaman,bir kedinin yaklaşıp bacaklarınıza şımarıkca sürtünmesinde,
    kimi zaman,bir köpeğin dilini çıkarıp hızlıca size doğru koşmasında
    kimi zaman,minicik bir uğur böceğinin parmağınızın ucunda yürümesinde,
    kimi zaman,bir yağmurun ardından yeşilini koyulaştırıp uzamaya çalışan kısacık bir otta
    kimi zaman,bir dost sohbetinde karşılıklı kaldırılan kadehte.
    kimi zaman,biriyle göz göze gelindiğinde,damarda hızla akmaya başlayan kanda
    kimi zaman,ateşli bir gecenin sonunda,sevdiğini koklayarak,kucaklaşarak uyumakta
    sanırım dünyayı asıl ayakta tutan şey bu duygu.
    umarım dünyadaki sevgi azalmaz,her geçen gün artar.
  10. çok garip bir olayın ortasında kalakaldım. ne ilerletebiliyorum nede vazgeçebiliyorum. bir karar vermemi erteleyen hayat şartlarımsa cabası ama içimden geliyor. evet, böyle birşey benim için artık somutlaştı. inkar edenler yada burun kıvıranlar sadece yaşayabilecek kadar şanslı değilsiniz.
    tanım: ilerde ondan olabilecek kızımın ismi.