1. uzakdoğu'da bir budist tapınağı bilgeliği aramak için gelenleri kabul ediyordu ve burda gecerli olan konuşmadan anlaşabilmekti ve isteklerini acıklıyabilmekti. bir gün tapınağın kapısına bir yabancı geldi. öylece kapıda durdu ve bekledi. burda sezgisel buluşmaya inanılıyordu. kapıda tokmak, zil, çan türünden ses çıkaran bi arac yoktu. bir süre sonra kapı açıldı. bilge yabancıya baktı. gelen yabancı tapınağa girmek ve burda kalmak istiyordu. bilge içeri girdi.sonra elinde ağzına kadar su dolu bir kapla geri döndü ve kabı yabancıya uzattı. bu yeni birini kabul edemiyecek kadar doluyuz demekti. yabancı tapınağın bahçesine gitti ve ordan aldığı gül yaprağını dolu kabın içindeki suya bıraktı. gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu su taşmamıştı. budist saygıyla eğildi ve yabancıyı içeri aldı. suyu taşırmayan bi gül yaprağına herzaman yer vardı. bu sevgiydi ve sevgiye her zaman yer bulunurdu.

    nicedir hayatımızda sevgiye yer bulamadığımızı düşündüm. bize sevgiyi anlatan birini dinlemiyoruz. sevgiyi anlatan bir yazı yazmıyoruz. sevgiyi anlatan bir yazıyı okumuyoruz. sevgi deyince aklımıza ikili sevgiler geliyor. karşı cinse duyulan sevgi olarak anlıyoruz. oysaki sevgi bünyesinde çok anlam barındırıyor. bir çiçeğe, bir hayvana, gökyüzüne, eve sokağa, şehre, en önemlisi aynada kendimize, en son nezaman sevgiyle baktık?