1. mutlu etmek istemek ve mutlu olmaktır. dünyayı kurtarabilecek yegane eylemdir.
  2. özür dileyerekten, "sevmek her zaman mutlu etmez" diyip muhalifliğimi göstermek zorunda kaldığım eylemdir.

    ne der bukowski baba?

    "sevdiğin bişey bul ve bırak seni öldürsün."

    bence sevmek böyledir tam olarak.
  3. birine verdigimiz, istedigi kadar canimizi yakma yetkisi.
  4. big bang teorisi ve akabinde gelişen tüm dünya işleyişi ile uyumlu bir kavramdır. hiçten var olur, içten dışa doğru büyür. kendini kendinde var eder sonra uzaya yayılır.
    abi
  5. hayattaki en onarıcı his. birini, bir şeyleri sevdikçe çoğalırız, farkına varırız, hissederiz. etrafımızda gördüğümüz kör kütük aşkla birlikte tarif edilen sonsuz sevgiler, genellikle insanı olumsuz duygualara sürükleyen türden. yıllar geçse de unutamamalar, o olmazsa ölürümler, sensiz hayatın ne anlamı varlar... gerçek sevgi de bunlara yer yok. sevginin onarıcı tarafı, kendine zarar vermemektir. kimseyi aşağıya çekmez.

    birlikteyken insanların sözde sevgileri uğruna, birbirlerine kurdan uzak yaptıkları ego kökenli kıskançlık ve abartılı ruh hallerini yansıtan hareket ve sözlerine şahit oluruz. ben böyle bir sevginin varlığına inanmıyorum açıkçası. gerçekten sevdiğini iddia eden kimse karşısındaki insanı üzmek için çabalamaz. gereksiz lafı uzatıp, kırıcı konuşmaz. kısacası ilişkilerde gördüğümüz kısır döngüye sebebiyet verecek hakaret ve düşünceleri içermez.
  6. sırf sevdiği fanatik fenerbahçeli diye, fenerbahçeli olup maçları izlemek, kazansın diye dua edip, totem yapmak.

    böyle sevgi unutulur mu?
  7. gerçekliğin sadece kafamızın içinde olduğu, bilimsel doğruların bile zamanla değiştiği ve en önemlisi ölümün olduğu bu dünyada, kaçılacak ve yaşanacak en muhteşem duygu olsa gerek birisini sevmek.
    rayk
  8. zihnin en buyuk manipulasyonu. yanilsamalarin en asagilayicisi.
  9. "bu eksik sana değil, bana ait. bende inanmak noksanmış. beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanamadığım için, sana aşık olmadığımı zannediyormuşum. bunu şimdi anlıyorum. demek ki, insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar. ama şimdi inanıyorum. sen beni inandırdın. seni seviyorum. deli gibi değil, gayet aklı başında olarak seviyorum."

    bazen sevmekten korkarız. sevilmediğimizi ya da sevilmeyeceğimizi düşünürüz. korkunca da sevilmeyiz. sevemeyiz. geç olmadan korkmadan sevmek gerekli demek ki. ve bunu geç olmadan söylemek.

    bilmiyorum duymuş muydunuz yukarıdaki alıntıyı. sanırım kafama takır takır kazınan, kulaklarımdan hiç çıkmayan o ses, zihnimin derinliklerine işlemiş o güzel yüzün bendeki en büyük varlığı bu söz, altını çizdiğı kırmızı keçeli kalemin tonu bile zihnimde öylesine çok yer işgal ediyor ki... işte bu aklı başında sevmenin ötesine geçiyor.

    sevmek... aklı başında biri gibi mı? yoksa deli gibi mi? ben sadece olduğu gibi güçlü sevmekten yanayım. bunu kontrol edebilmek, ya da edememek sevginin doğru ya da yanlış olarak sınıflandırılması gibi bir şey. yapamam ki başka türlüsünü. olduğu gibi, içten ve kocamandan ötesine müdahil olamam ki.

    seviyorumdan ötesi, "nasıl"ı "niçin"i cevaplanamaz, bilinemez. bilinse de anlatılamaz. (agnostikçiyim tabi)
    sadece yaşanır ve hissedilir, hissettirildiği gibi.

    ha ama bir şeyden de oldukça eminim. köpek gibi sevilmez.

    bakın yani şöyle
  10. ben senin en çok sesini sevdim
    buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi
    önce aşka çağıran,sonra dinlendiren
    bana her zaman dost, her zaman sevgili

    ben senin en çok ellerini sevdim
    bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak
    nice güzellikler gördüm yeryüzünde
    en güzeli bir sabah ellerinle uyanmak

    ben senin en çok gözlerini sevdim
    kâh çocukça mavi, kâh inadına yeşil
    aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar
    hiç biri gözlerin kadar anlamlı değil

    ben senin en çok gülüşünü sevdim
    sevindiren, içimde umut çiçekleri açtıran
    unutturur bana birden acıları, güçlükleri
    dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman

    ben senin en çok davranışlarını sevdim
    güçsüze merhametini, zalime direnişini
    haksızlıklar, zorbalıklar karşısında
    vahşi ve mağrur bir dişi kaplan kesilişini

    ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim
    tüm çocuklara kanat geren anneliğini
    nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada
    sensin, her şeyin üstünde tutan sevdiğini

    ben senin en çok bana yansımanı sevdim
    bende yeniden var olmanı, benimle bütünleşmeni
    mertliğini, yalansızlığını, dupduruluğunu sevdim
    ben seni sevdim, ben seni sevdim, ben seni...

    *