• youreads puanı (10.00)
  1. nazım hikmet'in şeyh bedreddin destanına çok hoş bir ön izleme olarak arkadaşımın tavsiyesiydi bana. tüyleri diken diken eder derlerdi de inanmamıştım. öyleymiş efendim. öncelikle şiirin yazarı nazım hikmet'e, sonra ise bir bölümünü seslendirmiş, müzikle güzelce harmanlamış cem karaca'ya saygılarımızı sunarak devam ediyoruz.
    dinleyelim, dinletelim.

    "sıcaktı.
    sıcak.
    sapı kanlı, demiri kör bir bıçaktı
    sıcak.

    sıcaktı.
    bulutlar doluydular,
    bulutlar boşanacak
    boşanacaktı.
    o, kımıldanmadan baktı,
    kayalardan
    iki gözü iki kartal gibi indi ovaya.
    orda en yumuşak, en sert
    en tutumlu, en cömert,
    en
    seven,
    en büyük, en güzel kadın:
    toprak
    nerdeyse doğuracak
    doğuracaktı.

    sıcaktı.
    baktı karaburun dağlarından o
    baktı bu toprağın sonundaki ufka
    çatarak kaşlarını :
    kırlarda çocuk başlarını
    kanlı gelincikler gibi koparıp
    çırılçıplak çığlıkları sürükleyip peşinde
    beş tuğlu bir yangın geliyordu karşıdan ufku sarıp.

    bu gelen
    şehzade murattı.
    hükmü hümâyun sâdır olmuştu ki şehzade muradın
    ismine
    aydın eline varıp
    bedreddin halifesi mülhid mustafanın başına ine.

    sıcaktı.
    bedreddin halifesi mülhid mustafa baktı,
    baktı köylü mustafa.
    baktı korkmadan
    kızmadan
    gülmeden.
    baktı dimdik
    dosdoğru.
    baktı o.
    en yumuşak, en sert
    en tutumlu, en cömert,
    en
    seven,
    en büyük, en güzel kadın :
    toprak
    nerdeyse doğuracak
    doğuracaktı.

    baktı.
    bedreddin yiğitleri kayalardan ufka baktılar.
    gitgide yaklaşıyordu bu toprağın sonu
    fermanlı bir ölüm kuşunun kanatlarıyla.
    oysaki onlar bu toprağı,
    bu kayalardan bakanlar, onu,
    üzümü, inciri, narı,
    tüyleri baldan sarı,
    sütleri baldan koyu davarları,
    ince belli, aslan yeleli atlarıyla
    duvarsız ve sınırsız
    bir kardeş sofrası gibi açmıştılar.

    sıcaktı.
    baktı.
    bedreddin yiğitleri baktılar ufka...

    en yumuşak, en sert,
    en tutumlu, en cömert,
    en
    seven,
    en büyük, en güzel kadın :
    toprak
    nerdeyse doğuracak
    doğuracaktı.

    sıcaktı.
    bulutlar doluydular.
    nerdeyse tatlı bir söz gibi ilk damla düşecekti yere.
    birden-
    - bire
    kayalardan dökülür
    gökten yağar
    yerden biter gibi,
    bu toprağın verdiği en son eser gibi
    bedreddin yiğitleri şehzade ordusunun karşısına
    çıktılar.
    dikişsiz ak libaslı
    baş açık
    yalnayak ve yalın kılıçtılar.

    mübalâğa cenk olundu.

    aydının türk köylüleri,
    sakızlı rum gemiciler,
    yahudi esnafları,
    on bin mülhid yoldaşı börklüce mustafanın
    düşman ormanına on bin balta gibi daldı.
    bayrakları al, yeşil,
    kalkanları kakma, tolgası tunç
    saflar
    pâre pâre edildi ama,
    boşanan yağmur içinde gün inerken akşama
    on binler iki bin kaldı.

    hep bir ağızdan türkü söyleyip
    hep beraber sulardan çekmek ağı,
    demiri oya gibi işleyip hep beraber,
    hep beraber sürebilmek toprağı,
    ballı incirleri hep beraber yiyebilmek,
    yârin yanağından gayrı her şeyde
    her yerde
    hep beraber!
    diyebilmek
    için
    on binler verdi sekiz binini..

    yenildiler.

    yenenler, yenilenlerin
    dikişsiz, ak gömleğinde sildiler
    kılıçlarının kanını.
    ve hep beraber söylenen bir türkü gibi
    hep beraber kardeş elleriyle işlenen toprak
    edirne sarayında damızlanmış atların
    eşildi nallarıyla.

    tarihsel, sosyal, ekonomik şartların
    zarurî neticesi bu!
    deme, bilirim!
    o dediğin nesnenin önünde kafamla eğilirim.
    ama bu yürek
    o, bu dilden anlamaz pek.
    o, «hey gidi kambur felek,
    hey gidi kahbe devran hey,»
    der.
    ve teker teker,
    bir an içinde,
    omuzlarında dilim dilim kırbaç izleri,
    yüzleri kan içinde
    geçer çıplak ayaklarıyla yüreğime basarak
    geçer aydın ellerinden karaburun mağlûpları..

    dostlar
    biliyorum!
    dostlar
    biliyorum nerde, ne haldedir o!
    biliyorum
    gitti gelmez bir daha!
    biliyorum
    bir deve hörgücünde
    kanıyan bir çarmıha
    çırılçıplak bedeni
    mıhlıdır kollarından.
    dostlar
    bırakın beni,
    bırakın beni.
    dostlar
    bir varayım göreyim
    göreyim
    bedreddin kullarından
    börklüce mustafayı
    mustafayı.

    boynu vurulacak iki bin adam,
    mustafa ve çarmıhı
    cellât, kütük ve satır
    her şey hazır
    her şey tamam.

    kızıl sırma işlemeli bir haşa
    altın üzengiler
    kır bir at.
    atın üstünde kalın kaşlı bir çocuk
    amasya padişahı şehzâde sultan murat.
    ve yanında onun
    bilmem kaçıncı tuğuna ettiğim bayezid paşa!

    satırı çaldı cellât.
    çıplak boyunlar yarıldı nar gibi,
    yeşil bir daldan düşen elmalar gibi
    birbiri ardına düştü başlar.
    ve her baş düşerken yere
    çarmıhından mustafa
    baktı son defa.
    ve her yere düşen başın
    kılı depremedi:
    "iriş
    dede sultanım iriş!"
    dedi bir,
    başka bir söz demedi..."