• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (5.50)
şeyler - georges perec
jérôme'la sylvie, özgürlüklerinden hiç ödün vermeden her şeye sahip olmayı düşlerler. oysa öğrencilikten çıkıp daracık odalardan, "bir pantolon, bir kazak"tan, kötü yemekhane yemeklerinden kurtulmanın ve düşledikleri yaşama ulaşmanın bir bedeli vardır. nesnelerle örülü yaşam giderek daha da ulaşılmaz bir imgeye dönüşür.
perec, şeyler'de, 60'lı yılların, jérôme'la sylvie ve arkadaşlarının bu hikâyesiyle fransız toplumunun keskin bir tanımını veriyor. dahası her şey ne kadar tanıdık...
  1. edit: neokur sitesine yazdığım yorumdur.

    georges perec ismini e harfini hiç kullanmadan yazdığı bir kitapla duymuştum. okumak falan yoktu aklımda ama sonra bir şekilde bu kitabın arka kapağını okuduğumda kayıtsız kalamadım. içerisinde bulunduğum duruma çok uygun gelmişti arka kapakta yazanlar. kitabı alıp okumaya başladığımda bir abim(hep aynı abi bu, bizim sahaf) perec ile ilgili belki de en güzel tanımı yaptı; ''bokuyla oynayan yazarlardan'' kendi adıma diyorum, yazabileceğim hiçbir cümle perec ve kitaplarını bundan daha iyi anlatamazdı. gerçi kitabın ön sözünde perec de sürekli yenilik arayan bir yazar olduğunu falan söylemiş zaten. zor okunan, dili sade olmayan ama yine de akıcı(''dili sade ve akıcı (:'' size liselerde başka şeyler öğretmiyorlar mı?) diye tanımlanabilecek bir kitaptı şeyler.

    arka kapağını okuyan herhangi bir üniversite öğrencisini büyük ihtimalle tavlar bu kitap. o üniversite öğrencisi bohem takılan biriyse bir önceki cümledeki ihtimal kesinlik kazanır. kitaptaki hikaye tam olarak onu anlatıyor çünkü, hem de korkutucu derece gerçekçi bir şekilde yapıyor bunu. kabul etmek zor olsa da sistem tarafından o güzel hayallerin nasıl yok edildiğini, senin bunun karşısında kendini nasıl avutmaya çalıştığını falan acımasızca söylüyor sana. perec' in bu gerçekçi tavrını çok sevdim ama o sahaf abimin söylediği gibi gerçekten de bokuyla oynadığını gördüm bu kitapta. kitap ince bir kitap, o yüzden çok sıkıntı olmuyor da o abimin ''okurken bıktırdı'' diye tanımladığı yaşam kullanma kılavuzu' nu okumaya girişir miyim bilmiyorum. güzel bir inceleme var buraya yazılan, onu yazan hanımefendi dile getirmiş zaten, bir de ben tekrar edeyim; tasvir üzerinden gidiyor tüm kitap. bakın şöyle bir açılışı var;

    ''gözler önce yüksek, dar ve uzun koridordaki halı döşemenin üzerinde kayacaktı. duvarlar, akağaçtan yapılma gömme dolaplardan oluşacak, dolap kapaklarının üstündeki bakırlar ışıldayacaktı. birincisi epsom'da galip gelen thunderbird'ü, ikincisi ville-de-montereau çarklı gemisini, üçüncüsü stephenson'un bir lokomotifini canlandıran üç gravürü geçtikten sonra, itmek için minicik bir hareketin yeteceği, damarlı karaağaçtan iri halkalarla tutturulmuş deri bir perdeye ulaşılacaktı. o zaman halı döşemenin yerini, soluk renkli üç halının yer yer örttüğü sarımsı parke alacaktı.''

    işte bütün kitap böyle devam ediyor. buna rağmen kendini okutabilmesi bana göre kesinlikle işlediği meseleyle alakalı. zaten perec de karakterleri çok iyi tanıtmayıp sanki birer silüet halinde bırakmış. benim gibi düşünenler için mi yapmış bilmiyorum ama bu sayede o karakterin yerine kolaylıkla çevrenden birini daha kötüsü kendini koyabiliyorsun ve kitaptan kopamıyorsun. kitabın en sevdiğim özelliği gerçekçiliği, merhametsizliği ve bir de okuru tavlamadaki becerisi oldu. seksi, gotik bir kız gibi tanımlayabilirim bu kitabı. öpüşmeye aç görünen dudaklar, harika bir kalça, seksi kıyafetler, küçük, yuvarlak göğüsler, davetkar bakışlar... gel gelelim yanına yaklaştığınızda ne istediğini bilmeyen, sorunlu, tripli bir ergen. an geliyor şimdi sevişmeye başlayacağız diyorsunuz, an geliyor, ne işim var benim bunun yanında diye düşünüyorsunuz. gerçekten böyleydi bu kitabı okumak. hikaye, arka kapak, olaylar ilgi çekiciydi, ama anlatımıyla, betimlemeleriyle illallah dedirtti.

    bir bireyi tutsak etmenin en kolay yolu onu özgür olduğuna inandırmaktır. bu söz benim ama bu kitabın herhangi bir yerinde bu söze rastlasaydım hiç yadırgamazdım. sıkılacaksınız ama yine de seveceksiniz bu kitabı.

    !---- spoiler ----!

    özgürlüğe vurgundular. dünya onlara göreymiş gibi geliyordu; tam susuzluklarının ritmine göre yaşıyorlardı, taşkınlıkları da dindirilecek gibi değildi; coşkuları sınır tanımıyordu artık. bütün gece boyunca yürüyebilir, koşabilir, şarkı söyleyebilir, dans edebilirlerdi. (sf: 41 - metis yay. - 2. baskı - sevgi tamgüç çev.)

    bu tür gelecek pek iç açıcı değildir. sövüp saymadan, kimse buna angaje olamaz. ''ne yani -diyecektir çiçeği burnundaki genç adam- şiirleri, gece trenlerini, sıcacık kumları düşleyen ben, çiçekli kırlarda gezeceğim yerde, günlerimi bu camlı bürolarında mı geçireceğim, terfi etme umutları mı besleyeceğim, hesaplar mı yapacağım, entrikalar mı çevireceğim, isteklerime gem mi vuracağım?'' ve kendini avuttuğunu sanarak, taksitli satışların tuzağına düşer. düştü mü de tam düşer: sabretmekten başka çıkar yolu kalmayacaktır artık. ne yazık ki çektiklerinin sonu geldiğinde, genç adam artık eskisi kadar genç değildir, üstelik de önceki mutsuzluğuna ek olarak, sanki yaşamı geçip gitmiş, bu yaşam bir hedef değil salt çabalamaymış gibi görünebilir; bu düşünceleri kafasından uzaklaştıracak kadar aklı başında ve tedbirli olsa bile -çünkü yavaş yavaş yükseliş ona büyük deneyim kazandıracaktır- kırk yaşına geleceği ve işine ayırmadığı birkaç saatçiğinin de yazlık ve kışlık evlerinin dayanıp döşenmesiyle, çocuklarının eğitimiyle geçeceği bir gerçektir. (sf: 50, 51 - metis yay. - 2. baskı - sevgi tamgüç çev.)

    gerçek gidişler uzun zaman önceden hazırlanır. bu öyle olmamıştı. daha çok bir kaçışı andırıyordu. (sf: 81 - metis yay. - 2. baskı - sevgi tamgüç çev.)

    boşluğun ortasındaydılar, dik yollardan, sarı kumlardan, lagünlerden, gri palmiyelerden oluşan insansız bir dünyaya, anlamadıkları, anlamaya da çalışmadıkları bir dünyaya yerleşmişlerdi, çünkü geçmiş yaşamlarında bir gün bile belli bir görünüşe, ortama, yaşam tarzına göre biçimlenmeye, değişmeye, kendini uydurmak zorunda kalmaya hazırlanmamışlardı. (sf: 90 - metis yay. - 2. baskı - sevgi tamgüç çev.)

    !---- spoiler ----!
  2. acayip derecede sıkıcı bir kitap. okuması oldukça zor. sıkıcı olduğu için.

    sıkıcı bir şeyi sıkıcı bir şekilde anlatmayı amaçlamış olabilir yazar. hatta çevirisi mi çok kötü acaba diye düşünmeden duramadım.

    amaçları varlık içinde olsun da nasıl olursa olsun diyerek okulu yarım bırakıp anketörlük yapmaya başlayan bir çiftin hikayesi anlatılıyor. her şeye sahip olmak istiyorlar. başka bir amaçları yok. sahip olarak daha mutlu olacaklarını düşünüyorlar. bu yüzden de okulu yarıda bırakıp çalışmaya başlıyorlar. sınıf bilinci sıfır. :) arada bir şeylerin ters gittiğini düşünüyorlar ancak yine de sahip olma yoluyla mutlu olma dürtülerini kaybetmiyorlar.

    çok var piyasada bunlar gibi insanlar. belki de bundan dolayı sıkıcı.