• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (8.67)
silahlara veda - ernest hemingway
romanda, sıcak savaşın ortasında iki genç insan hem kendi sevgi dolu dünyalarında, hem de savaşın her şeyi yerle bir eden acımasız dünyasında yaşarlar; bütün zorlukları aşarlar sevgileriyle. bir yanda insanı yok eden savaş, bir yanda insanı insan yapan sevgi. yaşama sevinci.bu çelişkili yaşam içinde bu iki insanı çeke sürükleye götüren olaylar. romanı en güzel savaş romanlarından biri yapan bir sonuç.
(tanıtım bülteninden)
  1. ernest hemigway'in kendine has uslubuyla duygulara pek değinmeden olaylari anlattığı kitabıdır. savaşın ortasında türevlerine benzemeyen vıcık vıcık olmayan bir aşkı okumak isterseniz tavsiyemdir.
  2. arkadaş ne içtiler be. ben bu kadar içki içilen başka bir kitap okumadım. bukowski falan halt etmiş. adamlar devamlı içiyor, birbirlerine devamlı içki ikram ediyorlar. anlıyorum savaştasınız, anlıyorum psikolojiniz bozuk ama mataraya koyduğunuz suyu döküp ona içki doldurmakta biraz abartmak olmuyor mu be abiler? açıkçası ben o kadar içsem ayakta duramam, adamlar araba sürüyor, savaşıyor, yürüyor, kaçıyor.

    kitap ikinci dünya savaşı sırasında italya cephesinde geçen bir öyküye sahip. genel tanımı böyle ancak kitabın savaşla ilişiği çok az. savaş çok kötüdür, vahşet, dram, gözyaşı, acı içinde ölen insanlar gibi şeyler bekliyorsanız bu kitapta bulamazsınız. kitapta, italya ordusuna gönüllü olarak katılan amerikalı henry’nin öyküsü ele alınıyor. henry standart bir asker diyebiliriz. hatta kendisi cephede çarpışmyor, kendisi cankurtaran şoförü. ölüleri, yaralıları toplamakla mükellif. henry gidiyor bir kadına aşık oluyor ve birkaç olay gelişiyor. bu kitabın savaş dönemine ışık tutmasını bekliyorsanız hayal kırıklığına uğrayacaksınız. elbette savaş kitabın merkezinde, karakterlerin yaşadıkları her anda ancak olaylar savaş çevresinde dönmüyor. sayfalarca canım cicim, aşkım, seni şöyle seviyorum, böyle seviyorum türü diyaloglar okuyacaksınız. peki bu kimin yüzünden? catherine denilen sıkıcı, sevgi pıtırcığı, psikolojisi kesinlikle bozuk olan bir karakter yüzünden. sevgiye aşka inanmayan henry’yi ne hallere düşürdü ben hayretle izledim.

    henry abimizden bahsetmeyi isterim. kendisine sempati duyduğumu söyleyebilirim. kendisi vurdumduymaz, olursa ekime olmazsa ..., olaylara karşı tepkisiz, su akar yolunu bulur kafasında, çoğu zaman sakin, işini nasıl yürüteceğini çok iyi bilen birisi ve onun için hayatın tanımı yemek, içmek, sevişmek. mizah duygusu da hiç yabana atılacak gibi değil. kimi zaman verdiği kısa ve kesin cevaplarla kendisini gösteriyor. hemingway, henry karakterini biraz daha açabilir, bu saydığım özellikleri gözümüze sokabilirdi ancak yapmamış. yüksek ihtimal bir çok okuyucu henry karakterine yakınlaşamamıştır ve dolayısıyla kitaptan ve kitabın atmosferinden uzak kalmıştır.

    bu benim okuduğum ikinci hemingway kitabıydı, üslubuna alışmam biraz zaman aldı. ilk okuduğum kitabı olan 'yaşlı adam ve deniz''den farklı bir dile sahipti. benim için ilk başlarda diyalog takibi cidden çok güçtü. hele üç dört kişilik diyaloglar işkence haline dönüşüyordu. söz vardı ama kimin söylediğini çözemiyordum. hemingway, kısa, net ve keskin cümlelere sahip. dramatik anlatımdan bir nebze uzak, gerçeği olduğu gibi yansıtıyor. bu lezzetli anlatımıyla beraber diğer kitaplarını okuma isteğiyle doldum diyebilirim.

    !---- spoiler ----!

    önce allah o catherine’in belasını versin diyeyim (ki üzücü bir şekilde verdi). bu kadar saçmalayan ve düşünmekten uzak bir karakter olabilir mi ya? varsa yoksa sevgilim, sana iyi bir eş olacağım, senin için varım, biz yok sen varsın gibi iç bayan cümleler. neyse onu geçeyim, şurayı anlamadım; bu henry en başta bu kadınla gönül eğlendirmeyi düşünürken bir anda nasıl böyle bir aşkın içine düştü? bu aşkın doğuşuna hiç mi vurgu yapılmaz? seri olarak sevişiyorlardı ardından henry, ben çok aşığım demeye başladı. henry hiç mi kendi içinde hesaplaşmadı, “bu kadın neyin kafasını yaşıyor aga” demedi? işte bunları hep savaş psikolojisine bağlıyorum.

    bir de şöyle bir soru işaretim var, henry’ye sarılık teşhisi konuldu ve alkol içmemesi söylendi. ilk başlarda henry bu söze uyarak bir kadehe düşürdü alkolü. sonra yine köpek gibi içmeye başladı ve o geçen aylar boyunca tek bir sarılık sözü geçmedi. bacaktaki ve kafatasındaki yaralarından bahsedildi ancak sarılık unutuldu. kitap boyunca en azından bir defa sözü edilmesini bekledim.

    kitapta beni heyecanlandıran tek kısım geri çekilmeye zamanlarıydı. henry’nin orada bir askeri kendisine yardım etmediği için vurması, almanlardan kaçmaları, italyanlardan kaçmaları, subayların askerlerini terk ettikleri için vurulması ve henry’nin ırmağa atlayarak kurtulması cidden nefes kesiciydi.

    ve son söz olarak, henry abi sen o catherine’e nasıl katlandın bir söyle be. ne iğrenç bir kadındır hala aklıma geldikçe sinirleniyorum. hep arkasından bir ipnelik çıkacağını, o sevgi sözlerinin hepsinin yalan olduğunu açıklamasını bekledim.


    !---- spoiler ----!