1. evet izleyemiyorum. sinemaya gitmekteki öncül amaca nail olamıyorum: film izlemek. garip bir kültür oluşmuş durumda sinema salonlarında. ya da hep vardı da, artarak vuku bulmakta.

    izleyici, film izlemekten ziyade piknik yapmaya gelmiş gibi. poşetler dolusu erzakla giriyorlar salona, kuruluyorlar koltuklarına, hatta çoğu zaman boş yan koltuklara yayılıyorlar fütursuzca. ışıkların sönmesiyle haşır huşur cips/çerez/patlamış mısır paketleri, katır kutur, şapır şupur ağız sesleri, birer birer açılan gazlı içecek kutuları... sesleri kaydetsen, kötü bir senfoni çıkar.

    insanların davranışları da değişmiş. eskiden bir sinema kültürü mü vardı? insanlar daha saygılıydı, sessiz olmaya gayret ederdi, yanlışlıkla bir ses çıkardığında utanırdı, acilen çıkması gerektiğinde komando olurdu, birinin görüntüsünü kesmeyeyim diye şekilden şekle girerdi. şimdi ise kafanı bir çeviriyorsun, arka sıradan uzanan bir çift ayak, lavanta kokuyor sanıyor herhalde sahibi, çamaşır suyuyla yeni temizlenmiş salon ayakkabılarıyla gelmiş sanki, kafamızı koyduğumuz yere dayamaktan çekinmiyor. bir de eskiden kafalık olurdu koltuklarda, hani şu otobüs koltuklarındakilerden, kullan-at. artık onlar da yok. koltuklar zaten pis.

    bir de çalan, titreyen, ekran ışığı gözünü alan telefon mevzusu var. sosyolojik tespit sıçmak istemiyorum lakin, ulan çok mu zor şunu iki saat sessize almak, çok mu önemli mesajlar, bildirimler, check-inler, gelen çağrılar? hasbelkader unuttun ve çaldı, tuşu var. kapat, meşgule at, sessize al. sırf "sinemadayım konuşamıyorum" demek için dakikalarca çevrendekileri rahatsız etmek nedir?

    ben mi çok takıntılı bir insan oldum, yoksa sinema salonları mı film izlemek için uygun ortam olmaktan çıktı?

    tüm bunların ürünü olarak, ben neden, belki de filmin en can alıcı yerinde görüntüyü/alt yazıyı kaçırayım veya konsantre olabilmek için 10 -15 dakika insanların yiyecek içecek fasıllarının bitmesini bekleyeyim? bir de üstüne para vereyim.

    burada eleştirdiğim bir sanat eserine para vermek değil, sinema salonlarının işletme mantığı. görevliler bile filmin ortasında önünden geçip duruyor. önceleri film başlayınca kimseyi içeri almazlardı, kara perde vardı, kapı açılırsa içeri ışık sızmasın diye. reklamlar bitene müsamaha gösterilirdi en iyi ihtimalle.

    sinema salonunu cazip kılan dev ekran, ses sistemi, vesaire diyebilirsiniz. ancak makul fiyatlarda giriş veya giriş üzeri ses ve görüntü sistemleri mevcut. evinizin rahatlığında izleyebiliyorsunuz. ses ve görüntü kalitesinden neredeyse eksik kalmayarak.*

    elitist bir yaklaşım olacak ancak festival filmlerinde bu manzaralara nispeten daha az rastlıyoruz.
  2. panik atak yüzünden eyyvah eyvah 2'nin henüz başında salonu terk etmek zorunda kaldığımdan beri yaşadığım sorun. artık nur topu gibi bir fobim var.
    mnb
  3. türk sineması için konuşmak gerekirse sinema salonlarında gösterilmiyolar bile. rexx ile birlikte anadolu yakasında bi kaç tane daha küçük sinema salonu var türk filmlerini izleyebileceğiniz. onlardada film 1 hafta zar zor gösterimde duruyor. yakalarsan ve gidersen o arada ne alaa
    mavi
  4. kulaklıktan müzik dinleyememek gibi bir şey bu. tiyatro da salonda izlenemiyor o zaman. filmlerin size vereceği duygu, yaşatacağı deneyimi optimum olarak sinemada tecrübe edersiniz.
  5. ogrenci olarak fiyatlardan oturu olan eylem. izlenecek kaliteli filmlerin vizyona bile girmemesi de fiyatlar kadar onemli bi faktor sinemada film izleyememeye. hail torrent
    bragi
  6. festival dışında sinemaya gitmiyorum.
    çünkü evde :
    -önüme bonus kafa düşme ihtimali yok
    -dikkatimi dağıtacak sesler yok
    -çok sıcak ya da çok soğuk olma riski yok
    -bazı sahneleri defalarca izleyebilirim
    -bir şey yerken ya da içerken ve sigara içerek izleyebilme rahatlığım var
    -istediğim zaman ara verebilirim ya da vermem
    -bir sahnede takılıp merak ettiğim detayı internetten anında araştırabilirim
    -ayakları uzatarak rahat kıyafetle ve rahat pozisyonda olma şansım var