1. düşünsel sürecin ilerlemiş evrelerinde mütemekkinleşen hissizliğin sarıp sarmalamışlığında, benliğini yeniden anımsamak gerekçesiyle ara sıra yapılan yoklamalardır.

    bu sızı yaratımını insanlar 'aşk' dedikleri şeyde çokça yaşarlar. bu sızıyı oluşturan şey, benlik reddedilişini hikayeleştirmektir. yani aşk sızısı denilen bu sızı, sadece aşk durumunda değil her çeşitten sızıda özünde benliğe bir reddedilişi, reddedildiğini aks etme durumunu içerir.
    bu sızıyı yaşadığınız an'ları düşündüğünüzde, hep bir terk edilişi, reddedilişi o an'da geçmiş an'ların tortularıyla hikayeleştirdiğinizi fark edersiniz.
    adamın kadına kadının adama aşkla, ışıl ışıl gözlerle baktığı anlarda o gözlerde bu hikayeleştirimi okursunuz. adamla kadın ayrı iken bile bu sızıyı hisseden kişi 'reel' uzamda gerçekten terk edilmişliğini önemsemeksizin bir birbiriliği yaşatır kendinde ve bu birbiriliği yine bu hikayeler ile ' sen olmazsan, sen beni sensiz bırakırsan..' özselliği taşıyan hikayeleştirimlerle sızılaştırır. derin benlik her daim bu hikayeleştirimlere bahsolunan sızıyla cevap verir. çünkü derin benlik sadece ve sadece kendini sonsuzca önemseyendir. 'bensiz hiç bir varlık varolamaz, beni hiç bir varlık yadsıyamaz' kodlanmışlığıyla doludur. bu tür hikayeleştirimlerle derin benliğe bir tehdit sunarsınız ve bu tehdite de sızı ile reaksiyon gösterir.
    buna da aşk derler.

    şimdi bu bahsedilenleri farkındasızlıkla yaşayan sıradanlar zaten yaşamaya devam edeceklerdir. bizim meselemiz dokunulmaması 'gereken' her şeyi umarsızca tarumar edip farkındalıklarının dehlizlerinde silikleştirenlerin sürecidir. bu türden bizim gibi insanlarda yani duygulanımları yaşarken onun bütün devimselliğini bir tiyatro oyunu gibi izleyen ve bu izlenceden bir süre sonra bıkıp hissizliğin debisine eklemlenmişlerde, benlik artık onunla oyun oynanmadığı, tehdit edilmediği için kendini aşikâr etmez olur. bu da bir süre sonra o geçmiş ikiyüzlü zamanlarda kendini hissettiren benliğin yine ikiyüzlüce metotlarla ayyuka çıkarılmasını gerektirir. kendine bir yoklama çekmek istersin.
    çünkü karşındaki kişiyi, sevgilini o sana bütün sevgi yüklülüğüyle gelirken sen bir ölü balık gözüyle ve her şeyin ayırdında oluşluğunla seyredersin, ailesi annesi ya da babası ölmüş bir arkadışının karşısında onun sızı dolu yakarışlarına karşı içerinde kımıldayan, organize olan zerrece bir şeyler olmaksızın kalırsın, toplumsal 'iç acıtan' olaylara karşı o ikiyüzlü merhamet sende çalışmaz, çalıştırılmaz olmuştur, sana yansıyan her şey farkındalığının lime lime etmişliğinde bütün apaçıklığıyla bütün piksellerinin ne'liğini bildiğin bir fotoğraf gibi yanaşır, yansır.

    işte bu türden bir gidişatta ikiyüzlülüğe sarılıp sızı yaratımına başvurursun. önemi yoktur hikayenin içeriğinin , mesela balkonda sigara içerken aşağıda durakta duran kadının çantasını geçmişinden bir kadının çantasına benzetip bu kadını sen'in içerisinde olduğun ve seni terk edeceği, benliğini tehdit edeceğin bir hikayeye yerleştirirsin.
    ya da illa dışarının görseli bir realiteye ihtiyacın olmadan havsalandan çekip çıkardığın bir kişiyi önce sevgilin, sonra epey 'mutlu' bir ilişki sürecinin öznesi, nihayetinde ise yine benliğini tehdit eden bir gidiş sahibesi yaparsın.
    sızı devreye girer elbet. 'hah tamam buradaymışım' dersin. yoklama çekilmiştir. oradasındır.

    fakat, her şeyi farkındalığıyla tarumar eden sen durur mu burada?
    durmaz elbette. bu sefer de bu hikayeleştirimlerin ne'liğini sorgularsın. yani insansal bu duygudurumları yaratan şeyler sadece hikayeler, hikayeleştirimlerdir.
    o halde geçmişin hafızandaki parça parçalıklarını dizgesel şekilde determine edip hikaye yaratan logic'in yarattığı bu dizgesellik ne'ye göre 'dizgeseldir?'
    o parça parçalıklar nasıl parça parçalardır?
    herkes aslında kaotik birer görseller silsilesini şimdi'sinde, ne'ye göre dizgesel olduğu belli olmayan bir mekanizma ile mi hikayeleştirip şimdi'leştiriyor?
    peki logic'in en büyük dizgeselliştiricisi 'dil' olmasa idi 'hikayelerimiz' ne olurdu?
    benlik tehdit edilebilirliğinden kurtulup özgürce ve sürekli mi gösterirdi kendini?