1. kelime anlamı olarak soğuk savaş: fiili anlamda silahlı mücadele yani sıcak savaş olmadan, tarafların birbirlerine karşı güç gösterisi yapması; birbirlerine ekonomik, politik, askeri, teknolojik, itibari ve bilimum diğer alanlarda üstünlük kurma çabası.

    tarihi bilgi olarak ise soğuk savaş dönemi: ikinci dünya savaşı sonrasındaki kutuplaşmada abd ve sscb arasındaki az önce yukarıda saydığımız kriterlere göre yaşanmış, birçok krizi içinde barındıran, dünyanın henüz ikinci dünya savaşı'nın yaralarını saramamışken bir üçüncüsünü kaldıramayacağı kulislerde iyiden iyiye seslendirilirken berlin duvarı'nın yıkılmasını izleyen dönemde sovyet rusya'nın dağılması ve komünizmin çöküşüyle son bulmuş dönem.
  2. kartoplarıyla yapıldığı için bu ismi almıştır.
  3. içerisinde bir çok paradoksal olay ve durumlar bulunan tarihsel bir süreç. tabi tarihsel durumlara ilişkin bir şeyler mırıldanırken tüm resmi, her yönüyle göremeyeceğimizin altını çizmek isterim. yani olaylar ve tanımlar genellikle, dönemine göre öne çıkan ya da temel alınan ülkeler ya da olaylar üzerinden yapılmıştır. yoksa güney amerika'da o zaman ve halen dünya savaşlarının olduğundan habersiz yerli kabileler vardır.

    1929 ekonomik krizinin sonrasında ortaya çıkan dünya savaşı, yıkıcı etkisi ve dünya savaşları sonrasında değişen düzen, avrupa'nın dünya sistemine yön vericiliği ve kontrolünü tamamen kaybetmesi. 1.dünya savaşından sonra kozmopolit nitelikteki imparatorluklar sona ermeye başlamıştır*. dekolonizasyon sürecinin başlaması ve artık 3. dünya ülkeleri olarak tabir edilen ülkelerin ulus devlet şeklinde bağımsızlıklarını kazanması ama bir şekilde gene bağımlı kalmak zorunda olması. artık yüzlerce ülke vardır ve bu ülkelerin önemli bir kısmı bağımsızlık-anti emperyalizm mücadelesi dolayısıyla sola meyillidir.

    işçi sayısının az olduğu köylülük ve partililik esasında gerçekleşen 1917 devrimi sonrasında kanlı bir iç savaşa tanık olan sovyet deneyimi; sanayileşmeye olanca hızıyla devam eden ve işçilerin baskısını devamlı hisseden avrupa ve yalnızlaşma politikasından uzaklaşmaya başlayan abd'de* ciddi manada korku yaratmıştır. bir de az önce bahsettiğim yeni ülkelerde.

    kıta avrupası'nın başat aktörü ve her daim küresel bir güç olan almanya'da özellikle sosyalist partiler etkin ve sayıca kuvvetli durumdaydı. insanlığın karşılaştığı en acımasız yaşam koşullarına sebebiyet veren 1929'da patlayan ekonomik kriz de tabanın duruma müdahalesi için elverişli koşul yaratıyordu. nitekim bu durumun tersine bir yansıması da olacaktı; faşizm ve nasyonal sosyalizm. mussolli'nin talebesi hitler'in almanya'da 1933'den itibaren güç kazanması, muhalefeti ve özellikle sosyalistleri acımasızca bertaraf etmesi olayların seyrini değiştirmiştir.

    1.dünya savaşı sonrasında yapılan antlaşmalar ile akıl almaz şartlara maruz bırakılan almanya'nın bu durumu halkın şoven duygularını hitabet yeteneği ve tarihsel bir intikam
    duygusuyla ateşleyen hitler'e yaramıştır. bu arada mussollini italya'sının kapasitesinin almanya ile karşılaştırılması abesle iştigal olacaktır.

    2. dünya savaşı esnasında anti faşizme yönelik, liberal ve sosyalist bir ittifak oluşmuş, sscb de fiilen olayı bitiren devlet olma dolayısıyla prestij kazanmıştır. savaş sonrasında ortaya çıkan bu ılıman hava çok kısa sürede bozulmuş, savaş-silah sanayisi ve savaşın tüketici rolü ile es verilen ekonomik krizin etkileri hissedilmeye başlamıştır. ve artık dünya iki kutupludur; sscb ve abd. ve ilginçtir 2.dünya savaşından sonra sadece bu iki ülkede iktidar
    değişmemiştir.

    en net paradoksun yaşandığı bölüm ise buradadır. kapitalist sistemin krizinin çözümü ise devlet müdahaleciliğinde bulunmuştur. sosyal devlet anlayışı yaygınlaştırılmıştır. fransızlar'ın bu 30 yıllık döneme altın çağ demesi ya da bu devletlere refah devletleri denmesi bu yüzdendir. istihdam oranları, sosyal güvenceler, ücretler artmıştır. bu gelişmeler, işçi sınıf bilincinin kaybolmasına neden olmuştur. 20 yıl öncesinde açlıktan ölme seviyesindeki bir işçinin artık arabası vardır. abd'nin hollywood sineması, broadway müzikalleri, ekonomik yardımları, uluslararası aktörleri yönlendiriciliği vb. araçları ise kültürel ve dolayısıyla ideolojik bir işlev görmekteydi.

    sscb ise, 2.dünya savaşıyla yaşadığı krizlere ara vermiştir. liberal ekonomi savunucusu devletlerin hiç düşünmeden belli oranlarda devşirdiği planlamacılık ile ekonomik anlamda önemli gelişmeler kaydeden sscb, 1960'lara gelinildiğinde neredeyse abd'yi yakalamıştır. ama şunun altını çizmek gerekir, sscb hiçbir zaman ekonomik ve askeri verilerde abd'yi geçememiştir. 1960'dan sonra teknoloji ile değişmeye başlayan kapitalist üretim süreci sonrasında da bunu özselleştiremeyen sscb geriye düşmeye başlamıştır. büyük fabrikalar ve sanayi devriminde çıkan teknikler bu dönemde yetersiz kalmıştır.

    bir diğer kanımca hatalı görüş ise. sscb'nin komünist olduğu düşüncesidir. stalin, 1930'dan sonraki söylevlerinde ve icraatlarında buna ilişkin ipuçları vermiştir. öyleki stalin, enternasyonelin sol hareketlere desteğini bile bir çok anlamda kısıtlamış, sınırlamıştır. bunun temel sebebi ise abd öncülüğünde yaratılan sosyalizme karşı korku/düşmanlıktır. dikkat çekmemek gerekir yani.

    ayrıca sosyalist ya da komünist bir düzen, partili bir iktidarı ve bürokrasiyi içermez. devlet zamanla sönümlenir. etrafının güçlü liberal ekonomilerle kasıtlı çevrelendiği bir düzende tek ülkede sosyalizm imkansızdır. sscb'de ise durum bu temel aşamaların tam aksineydi. alabildiğine devasa bir parti bürokrasisi, sosyalist ülkelerle aynı minvale gelememiş tek ülkede sosyalizm doktrini. bu kapsamda dahi sscb, 1975'lere kadar halkına göreli bir refah sağlamıştır. ancak gene tekrar etmek de fayda var bu refah bahse konu liberal ülkelerle kıyaslanamayacak seviyededir.

    olası bir savaş durumunda dünyayı yok edebilecek seviyede yıkımın oluşacağı görüşü bu dönemin en baskın motivasyonu olmuştur. küba, türkiye blöflerinde amacından başka ciddi boyutlara gelen bu olasılığın gerçekleşmesine ise ne abd ne de sscb ihtimal vermiyordu. bu kamuoyunu, halkları etkilemek, düşmanlıklar ve dolayısıyla bağlılıklar yaratmak için önemli bir araçtı. abd, 1965'den sonra sscb'nin gerileyişini tespit etmişti ancak şu da var 1990'ların başındaki çöküşü beklemiyordu. casusluk faaliyetleri özellikle 3.dünya olarak anılan ülkelerde suikast vb. ses getirilecek olayları gerçekleştirmişse de, filmlerde gösterilen etki seviyesinin çok altındaydı. daha ziyadesiyle algı aracıydı.

    devam edecek.
    *