1. fransızcadan devşirme, türkçe manası tekbencilik olan felsefi yaklaşım. solipsistlere göre sadece kişi vardır. çevresindeki her şey onun kendi zihninde var ettiği şeylerdir. yani ben solipsistim diyen birisi isaac newton'a yer çekimi kanunun tamamen gerçek dışı da diyebilir, albert einstein'a zaman göreceli değildir de diyebilir, allah benim ulan da diyebilir. çünkü solipsist kişi her şeyi kendi kafasında var etmiştir. bunun için de bilimsel verilerle veya felsefi tartışmalarla çürütülemez bu düşünce. kaldı ki solipsistler de kalkıp kitap yazmaz, öğretmen olmaz, haklılığını ispatlamaya çalışmaz. saçma gelecektir çünkü.
    nihil
  2. solipsizm, felsefede degisik anlamlarda kullanilan bir kavramdir. bu anlamlar arasinda, mesela su cesit tezler icin;

    kuramsal/metafizik solipsizm: varolan sadece benim kendi bilincimdir, onun disinda hicbirsey yoktur, baska bilinclerde dahil.

    yöntemsel solipsizm: tasarlanan kavramlarin anlamlari, sadece düsünen öznenin bilinc durumlarina baglidir.
    bununla birlikte epiostemolojik solipsizm bagi ortaya cikar; yani bizim dis dünyadan alabilecegimiz bilgiler yada dis dünyayi kavrayisimiz, bizim zihinsel durumlarimiza bagli olmasi.

    ahlaksal solipsizm(egoizm): gercekci olan, eylemlerimizi sadece kendi önceliklerimize(mesela kendimize refah saglayacak)yarayacak, onlari tatmin edecek sekilde degerlendirmek ve planlamaktir, baskalarinin önceliklerini hic hesaba katmadan.

    rupert riedl bu konu icin söyledigi nükteli sözüne katilmamak mümkün degil tabi;
    "kisisel olarak kuskum yok ki, sadece bir vahsi gergedan ile, bir slopsistler kongresindekilerin kacismalarini saglayabilirim".
  3. idealizm-ötesi diyebiliriz solipsizm için. en uç noktasıdır artık.
    idealizm'e göre düşünceden bağımsız tek varlık olmadığı için, tek varlık 'ben' oluyor.
  4. etimolojik olarak; "sole" (latince solus ) + "ipse"(self) kelimelerinden oluşur, yalnızca öz ile gerçek bilince ya da gerçeğe ulaşabileceği anlamına gelir.

    bu kurama göre, sadece insanın kendisi ve bilinci vardır. bu açıdan bilginin kaynağını akıl olarak gören rasyonel düşünce ile yakından bir bağ kurar. insanın, duyu organlarıyla duyumsadığı ve aklı ile ulaşabildiği sonuçlar neticesinde nesnel dünya insan zihninde var olur. berkeley, fichte ve descartes'in görüşlerinde solipsizmin izleri vardır.

    descartes'in düşünceleri üzerinden rasyonalizm ve solipsizmi ele alan kısa ve güzel bir yazı.

    bu hali, anlamamızı kolaylaştıracak örnek ise; "uzun ihsan efendi"

    (bkz: puslu kıtalar atlası - ihsan oktay anar)
  5. bu konuda en güzel örnek daire ya da üçgen örneğidir.

    "daireyi oluşturan noktalar dairenin merkezine eşit uzaklıktadır. " bu bir bilgidir. doğru bir bilgidir, yanlışlayamayız çünkü yanlışladığımızda bu artık bir daire olmaktan çıkar. ayrıca bu bilgiye deney yapmadan ulaşırız, adı matematiktir. ortada bir daire fikri vardır. bu noktadan itibaren platon idealar kuramına gider. descartes daire fikri apaçık bir fikirdir ama apaçık olmayan fikirler de vardır. mesela rüyalarımızda gördüklerimiz. burada aklımın muhakeme gücüyle bunları ayırt ederim der, cogitoya gider. uzun ihsan efendi de o halde ben de düşünen bir insan (hatta sonrasında beni düşünen bir insan düşünürüm o gerçek olur ben düş der) düşünürüm o da düşündüğüne göre o da vardır gerçektir der konuyu biraz saptırır. düşünmekle şüphe etmek arasındaki farktan kaynaklanıyor. buradaki patlama noktası her şeyin gerçekliğinden şüphe ederken bir anda ortada bir şüphe olduğundan emin olma durumudur.

    burada bir de form konusu var, mumdan bir heykel yaparsanız buna bir heykel deriz. ateşe tutarız erir, sonra bakarız ortada heykel kalmamıştır. yani en başında gördüğümüz şey bir deneyimdir. bakarız orada mumdan yapılmış bir heykel var. heykeli görmezden gelip yoo bu mumdur bak erittim şimdi mum oldu demek pek de mantıklı olmuyor.

    şimdi temel rasyonalizm, ampirizm sorunu şu zihnimiz en başında boş mu bir şeyler var mı? her şey deneyimle öğreniliyorsa hani daire ya da üçgen nerde. doğada böyle bir şey var mı yoksa sadece bunların akılla kavranan fikirleri mi var? sonrasında ise bu fikir bize nerden geldi sorusu geliyor. bana sonradan geldiğine göre bu fikirler benim aklımdan önce nerede varlardı diye sorarlar. işte bu fikirler tanrıda vardılar hep, biz de sonradan kavradık bizde de oldular derler. yani bizden daha yetkin olan hep olacaktır ki bu fikirler onda sonsuz olsun. biz her şeyin fikrine ulaşırız ama gerçekliğine ulaşamayız, şöyle ki 5 gözlü 2 ağızlı 42 bacaklı bir maymun fikrini zihnimizde oluşturabiliriz, resmedebiliriz ama bunu doğada bulamayız. demek ki fikirsel gerçeklikle duyusal gerçeklikleri birbirinden ayırmak gerekiyor. transandantal epistemolojik idealizm dedikleri de bu olsa gerek.
    abi