• okudum
    • okuyorum
    • okumak istiyorum
  • youreads puanı (4.00)
Yazar altay öktem
sonsuz sıkıntı - altay öktem
çağdaş edebiyatımızın en özgün temsilcilerinden biri olan altay öktem, sonsuz sıkıntı adlı bu kitabıyla okurlarını bir kez daha sıradışı bir yolculuğa davet ediyor. anlık kırılmaların açtığı derin yarıkları, açılmış derin yarıkların üstüne süregiden sıradanlığın şaşırtıcılığını bulacağınız bu öyküler, çağdaş edebiyatımızın aldığı yola ilişkin de önemli ipuçları taşıyor...daha önce büyük beğeni toplayan aslında saçları siyahtı'daki öykülerin de yer aldığı bu kitapta okuyacaklarınız sizi kimileyin düşsel dünyaların gizli gerçeklerine kimileyin de gerçek dünyaların gizemli arka planlarına götürecek.yaptığı deneyleri ve tıbba hizmetlerini, yurtdışındaki başarılarını, aldığı uluslararası ödülü uzun uzun anlattı, "o yaşlıların hepsinin bir ayakları çukurdaydı," dedi. "insanlığa hizmet etmek, hayat kurtarmak için onların hayatlarını belki birkaç ay kısalttım. ama her şeyin bir bedeli var. onlar bu bedeli ödeyip mutlu öldüler. ölürken insanlığa hizmet etme fırsatını yakaladılar.'iyice rahatlamıştı. huzurevi müdürüyle hulusi bey etkilenmiş görünüyordu.
  1. üç bölümden oluşan öykü kitabı. ilk bölüm 5 6 sayfalık, ikinci bölüm 1 2 sayfalık, son bölüm ise 10 15 sayfalık hikayelerden oluşuyor. en baştan söyleyeyim sevmedim kitabı, gayet vasat buldum. altay öktem ile tanışmamış, karşılıklı oturmamış olsaydım kitaba baya gömerdim ama şu an yapamıyorum. çekindiğimden değil de tanıdığın, gördüğün insanın hakkında o kadar kolay atıp tutamıyorsun. çünkü biliyorsun ki senden daha fazla okumuş bir adam, senden daha fazla edebi çevresi var, senden daha kültürlü, konuya senden daha hakim filan filan. yani adama ayıp olmasın korkusu değil bu, sonrasında kendimi ayıplanacak duruma düşürmeme korkusu.
    neden beğenmedim? hikayeler çok sürükleyici, polisiye okur gibi kaptırıyorsunuz kendinizi hikayenin akışına, yani 2 sayfalık bir hikayede bile daha 3. 4. cümlede büyük bir meraka kapılıp adeta içmeye başlıyorsunuz cümleleri. ne var ki o büyük merak çok küçük bir sona bağlanıyor. ben bu hissi grange' ın taş meclis isimli kitabında hissetmiştim. bunda neredeyse her hikayede o hisse kapıldım ve açıkçası buna sinirlendim gitgide. altay öktem' e 2 soru sormuştum; ilki kendisini bir şair olarak mı yoksa yazar olarak mı gördüğüne ilişkindi. şair diye cevapladı, çok netti cevabı. ikincisi ise marquez' den alıntılayarak sorduğum ''her yazar son kitabının en iyi kitabı olduğunu düşünür'' der marquez, siz de son kitabınız için bunu der misiniz diye sordum. evet bu son kitabım (o adam babamdı) en içime sinen kitabım oldu dedi. buradan yola çıkarak sonsuz sıkıntı kitabı için yaratıcılığın ustalıkla değil de acemilikle harmanlanmış hali diyebilirim. oldukça karanlık hikayeler ama finalleri hayal kırıklığı. bunun dışında bir eleştirim de diyaloglara ilişkin. başka kitabını okumadım o yüzden genel değil de bu kitap özelinde diyorum ki diyalogları yazma konusunda sıkıntılı bir yazar altay öktem.
    iyi yanları yok mu kitabın? elbette var. başta da dediğim gibi müthiş bir merak duygusu var her hikayede. üstelik her hikaye sonunda hayal kırıklığına uğramama rağmen yeni hikayede yine de aynı merak duygusunun beni sarmasına engel olamadım. bunun dışında finalini beğendiğim hikayeler vardı. kitabın son bölümündeki uzun hikayelerde çok çekici, kışkırtıcı pasajlar vardı. 13 yaşında bir kıza tecavüz eden adamın ağzından yazılan bir hikaye vardı ki erotizmle, şiirsellikle, dram muazzam harmanlanmıştı. favorim de ayna isimli o bir sayfalık hikaye oldu zaten. bunu çok seksi bir kızla paylaştım, o hikayedeki erotik unsurların beni cezbettiğini düşünüp hikayeye sadece güzel demekle yetindi, bense hikayeyi mükemmel buldum. bir de bıçaklı bir sevişme sahnesi tasviri vardı başka bir hikayede ki bunu da o seksi kızla deneriz bir ara diye umuyorum.