1. asıl olan düşünmektir. düşünmek sorgusuz gerçekleştirilemez. ulaşılacak bir cevap söz konusu değilse veya sorgulayıcı'ya pragmatik bir dönüş sağlamıyorsa sorgulamanın da bir anlamı kalmaz.

    büyük bir fırtınadır. alır götürür, buradaki esas, götürüldüğünüz yere nereden geldiğinizdir. nereden geldiğinizi saptayabilirseniz, sorgunuzun temeli daha sağlam olur. eğer saptayamazsanız çabuk savrulursunuz.

    bir kez sorgulamaya başlamışsanız artık geri dönüşü yoktur. ancak kendinizi kandırırsınız. sizi içine çeker. düşmanı çoktur. neredeyse tüm sistemler sorgulayıcı'ya düşmandır.

    bu yüzdendir ki propagandaları sorgulayıcı nesiller yetiştirmek olan sistemlerin pratikleri ''aptallar'' sürüsü yetiştirmektir.
  2. ideolojiler ve başkalarının çizdiği fikirler, sizi sadece kavgaya götürmek için kullanılmaktadır. bu inandığınız çözümler veya kişiler, en ideal bile olsa, bu idealin karşıtını oluşturmak için çaba sarf edenlerin başarısı çok açıktır.

    plan çok basit dostlarım… “iğreti etme”

    hedef; okur yazarları daha çok medeni olduklarına inandırmak, afaklarının açıldığına ikna etmek ve beyinlerine kazıdıkları, o ileri seviye hayatlara özlem oluşturmak, kendi toplumundan tiksindirmek!
    bu potansiyel ile büyüyen, yaşayan mutsuz kişilerin oluşturduğu gizli bir orduyu, gerek görsel, gerekse de farklı yayınlarla besleyerek, zamanı gelip, tetiğe basıldığında koca bir ülkeyi saran olaylar yaşatmak için kullanırlar… örnekleri çoktur. (bazen yanı başınızdadır :)

    neden, okumayan değil de, okuyan hedef seçildi?
    en kolay ulaşılan ve en çok öğrenmeye aç olan oldukları için!

    peki ama, bu daha çok öğrenmek ve fikir edinmek değil mi?
    evet ama, edindiği bilgiyi, kaynağı her ne olursa olsun, süzgecinden geçiren bir okur yazar için bu yönlendirme öyle kolay olmasa gerek. bu yönlendirme planı için, 30 yıl sonra oluşturulması planlanan kitle hareketleri adına, bugünün eğitim sistemini elden geçirmek, işini şansa bırakmayan bir şirketin, stratejik önlemlerini almasına benzer.

    gelişmekte olan ülkelerin eğitim sistemlerinde ortak bir durum vardır.
    sorgulamayan bireyler mezun ederler!
    “sorgulamayan” tabirini, genel olarak okumayan bir gruba yakışır görmek, en iyi özelliğimizdir.

    üniversite eğitimi, büyük bir çöküntüdür, bu ülkelerde. ezber sistemle, birilerinin yaptığı, sunduğu, icat ettiği veya hayata uyarlanabilirliğini gösterdiği şeyleri olduğu gibi, şartsız kabul edilmesi sağlanır.
    üniversite sisteminin;
    bilimsel kaynakların ortaya çıkarılması,
    sorunu meydana çıkarma, oluşturma, öğrenme,
    çözüme ulaşma, uyarlama
    ve en önemlisi “bilimsel kanunların veya teorilerin tartışılabilirliğinin mümkünlüğünün sağlanması ve tartışma ortamları hazırlanması gibi temel ilkeler şeklinde özelleştirilmesi gerekir değil mi? en azından, başarı ve yükselen bir ülke adına bu gerekli!

    ancak, bütün bir eğitim hayatı boyunca, bu ilkelere aykırı şekilde yetişmiş bir birey için çok başarı sağlamayacaktır. ayrıca, bütün bir eğitim sistemi adına olması gereken, bu ve benzeri ilkelerin yüksek öğrenim için uygulanabilirliği zorken, tüm eğitim hayatını değiştirmek gerçekten ulaşılamaz görünmektedir. ama imkansız değildir. sadece, meyvelerini almak için yaklaşık 30 sene gereklidir. ayrıca, böyle bir inkılap için geç kalınmış olduğu fikri de, değiştirmek istediğimiz eğitim sisteminin içine gömülüdür. dolayısıyla, bu fikir aldığımız eğitim ile ince ince verilmiştir ve verilmeye devam da etmektedir.

    sorgu, nitelikli bir sistemin en güzel parçasıdır.
    bu sistemin nasıl bir sistem olabileceğine dair sorsalar, muhtemelen şöyle deriz: “şüpheci, kurgusal, alternatifleri fark edici, güvenilir verileri gören” (1. grup)
    kısmen doğru. ama bu sadece, o sistemi görmenizi, ona dahil olmanızı sağlayan elemanlardır. yani birey dediğimiz, bu sisteme dahil olmak yerine, o sisteme sahip olduğunda, kontrol ettiğinde ve boşluklarını tadile edebildiğinde bireydir.

    peki böyle nitelikli bir sisteme sahip olmak için bir bireye ne gereklidir?
    “empati, hoşgörü, vicdan, doğruluk, cesaret” (2. grup)

    ilk elemanlar, sistemi anlamamızı sağlarken, diğerleri sahip olmak adına atılan adımlar için “volan kayışıdır” ( basit anlamda; 1. grup, ben, sen, o şeklinde iken, 2. grup; biz, siz, onlar şeklinde bir yapıdadır.)

    gelişmekte olan ülkelerdeki eğitim sistemlerinde, 2. grup elemanlar yoktur. 1. grup elemanlar ise, sürekli artan yoğunluğa sahip bir şekilde bireyin eğitiminde algı yönlendirmesine yönelik klişeler oluştururlar… şüpheci, daha da şüpheci (bilgi paranoyası)... kurgusal, daha da kurgusal (hayalperest)… alternatifleri fark edici, daha da fark edici (tatminsizlik)... güvenilir verileri gören, daha çok güvenilir veri arayan (ütopik duruma yönelme) şeklindedir.

    bu eğitim sistemine tabi bir bireyin, nitelikli sorgu yapması kolay değildir. ama sorgulayamaz demek yanlıştır.
    şöyle ki; her iki grup elemanları ile eğitilen bir birey, bir bilimsel makaleyi gözden geçirdiğinde, okumaya değer olup, olmadığını fark eder. bunu, gerek kaynak bilgisine bakarak, gerekse de ele aldığı konu hakkında sorularına cevap arayarak yapar… okur, özümser ama kabul etmeyebilir. ancak, nitelikli sorgu sistemine sahip olmayan birey, bir an önce o makaleyi okuyup, bilgisine bilgi katmak için sabırsızlanır. sorgu yoktur! öğrenme isteği, daha çok depolama, bilgi edinme ve kendini geliştirme arzusu ön plandadır. çünkü, bu makale bilimseldir ve bilimsel nitelikteki yayınlar çok büyük olasılıkla doğru ve kabul edilebilirdir. aslında bu da bir sorgudur ama bütün eğitim hayatını 2. grup elemanlardan yoksun tamamlayan bir beyin için bu sadece bilinçaltında yatan bir kuraldır sadece. “kabul et, kabul et ve öğren”

    *
    gel gelelim, bu eğitim sisteminin diğer amaçlarına.
    dünya ki, bazı uluslar, nedense belli bölgelerde yer alan diğer ulusları yönetme istediğine kapılmışlardır. (bu isteği, nereden geldiğini veya gerçek amaca dair verileri çeşitli kaynaklardan araştırabilirsiniz.)
    bu istek, ortaya atılan kişiler tarafından, şu an ki savunucularına empoze edilmiş, istikrarı bir şekilde sağlanmış ve yaklaşık olarak bir asırdır işleyen planın oluşmasını sağlamıştır.
    bu istek sonucunda ortaya koyulan plan için, bazı milletlerin veya aynı şeyi düşünen insanların belli bir sayıda olması gerekmektedir. bu sayı, öngörülen sınırı aşmaya yaklaştığında bazı önlemler gerektirir. bu önlemler ise, belli kurallara dayanır ve insan faktörünü esas alır. insan denilen varlık ise, basit anlamıyla düşünce ve duygularla karar veren, yaşayan veya geliştiren bir varlıktır. o halde, bu belli kurallara dayalı, önlemler için en gerekli çalışma, insan psikolojisi ve algısı üzerine olmalıdır.
    insan psikolojisi, özellikle “algı” söz konusu olduğundan kontrol edilebilirdir. psikolojiyi veya algıyı yönlendirmek için eğitim sistemi kontrol altına alınmalıdır. insan ile ilgili durumlar söz konusu olduğunda hiç bir şey kısa vadede mümkün değildir prensibi ile, bazı ülkelerde 50 yılı aşkın süren düzenlemeler ile bazı noktalara gelinmiştir.

    nitelikli sorgudan bihaber bireyler, bencil ve yeteneksiz fikirler, tüketmeye meyilli arzular, yenilikçiliği sadece hedef alan ama yaşayamayan, ilerlemeyen toplumlar.
    genel olarak ortaya çıkan resim ise, bu tip ülkelerin aydınları ile muhafazakar veya gelenekçilerini karşı karşıya getirerek, düzensizlik ve istikrarsızlık yaratmak şeklindedir.

    gelişmekte olan ülkelerin ilk çatışmaları, genel olarak sistemin devreye sokulduğu andan 15-20 yıl sonra, genel anlamda ilericilik ile gelenekçilik olarak başlar, sonuçlar analiz edilir ve 50-60 yıl sonra gerçekleştirilmek istenen “tam köleleştirme” amacı için nasıl yolların izlenmesi gerektiği hakkında planlar geliştirilir. ortaya çıkan sonuçlara göre, ülkeye; bilimsel olduğu belirtilerek koşulsuz sorgu ile empoze ettirilecek fikirler, eylemler veya kültürler, gerek basın, gerek dergi, sinema, gerekse de, kitaplarla sokulur.

    peki daha sonra?
    iş, etnik çatışmalara doğru gider…

    derler ki; zaman, okumayanın değil, okuyanın tükenme zamanıdır.
    nitelikli okumanızı, sorgulamanızı ve kardeşliğinizden taviz vermemenizi dilerim.
  3. ülkem insanının işine geldiğinde yapmadığı eylem.
  4. insanlara has akledebilme eyleminin ilk kuralıdır..
  5. insanın doğasında, insanın doğasının başlangıcından itibaren var olan doğal güdüdür.
    burak
  6. insanların korkularıyla yüzleşmelerine sebep olabilecek bir eylem olduğundan, çoğunluğun yapmadığı, yapmaktan kaçındığı, yapsa da belli etmediği eylem. (bkz: türk insanı)
  7. insana has değildir. bir sokak köpeğide en az bizim kadar sorgulama yeteneğine sahip. acaba o insanın yanına gitsemmi , acaba şu yoldan gitsem yemek varmıdır vs, içgüdüsel çoğu canlının sahip olduğu yeti. ha bu yetiyle neler yapılıyor o değişir
  8. milletimize hızlandırılmış kursla kazandırılması gereken özellik
  9. sonrasında gelen farkındalık evresine ulaşılırsa ufkunuzun genişlemesiyle sonuçlanması kuvvetle muhtemel olay.
  10. kolay kabullenen, çabuk evet diyebilen, birilerini kırmaktan çekinen, sonrasını düşünen, çoğunlukla da 'neyse' benlikli insanların yapmaktan çekindiği ilk sırada ki eylemdir 'sorgulamak'
    muro